Puan vermedi·208 syf.··
2022 39. kitabı
Grigory Petrov’un 1923 yılında yayımlanan eseridir. Türkçeye ilk kez 1928’de çevrilmiş ve özellikle Cumhuriyet döneminde büyük etki yaratmıştır. Kitap, Finlandiya’nın 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başındaki kalkınma hikâyesini anlatır. Petrov, Finlandiya’ya yaptığı seyahatlerden edindiği izlenimleri, tarihsel gerçeklerle harmanlayarak masalsı bir üslupla kaleme alır.Finlandiya, uzun süre İsveç egemenliğinde kalmış, sonra Rusya’ya bağlanmıştır. Ülke, bataklıklar, kayalıklar, fakir topraklar ve doğal kaynak yoksunluğuyla anılır; halk cehalet, yoksulluk ve hastalıklarla boğuşmaktadır. Bir avuç aydın (özellikle Johan Vilhelm Snellman), halkı bilinçlendirme, eğitim, kültür ve milli kimlik inşası yoluyla ülkeyi dönüştürür. Aydınlar, öğretmenler, din adamları, subaylar, köylüler, doktorlar ve memurlar hep birlikte “ulus inşaası” mücadelesi verir. Sonuçta Finlandiya, “Beyaz Zambaklar Ülkesi”ne (saflık, temizlik, bereket ve aydınlık sembolü) dönüşür. Petrov, bu süreci “devlet binasının temellerini yenileme” metaforuyla anlatır. Kitap, Finlandiya’yı ideal bir model olarak sunar ve diğer uluslara (özellikle Rusya ve gelişmekte olan ülkelere) örnek gösterir. Ana Temalar ve Mesajlar Eğitim ve Aydınlanma Gücü En baskın tema budur. Cehaletten kurtuluşun tek yolu eğitimdir. Snellman gibi liderler, halk üniversiteleri, okullar ve kültürel faaliyetlerle toplumu dönüştürür. Bilgi, bireyi ve toplumu özgürleştirir. Milli Bilinç ve Birlik Farklı kesimlerden insanların (aydın-köylü, subay-memur, din adamı-öğretmen) ortak ideal etrafında birleşmesi. Bireysel fedakârlık ve kolektif sorumluluk vurgulanır. Çalışma, Azim ve Pratik Eylem Sadece konuşmak değil, somut işler yapmak esastır. Temizlik, tarım iyileştirmesi, sağlık, spor, ekonomi gibi alanlarda herkesin “ben ne yapabilirim?” sorusunu
Beyaz Zambaklar ÜlkesiGrigory Petrov · Ayrıntı Yayınları · 2020124,7bin okunma
GÖZLERİNDEN BELLİDİR CEVRİYEM.
Puan vermedi
Osmanlı’nın son yıllarında gazetecilik mesleğine başlamıştır. Cumhuriyet döneminin önemli bir gazetecisidir. Necatigil’in istemi üzerine gönderdiği mektubunda, Avrupa’ya giden ilk kadın gazeteci olduğunu ve 1922’de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul’a gelen Refet Paşa’yla, Alemdar gazetesi için ilk söyleşiyi kendisinin yaptığını söyler. Derviş çeşitli gazetelerde çalışırken, romanları da gazetelerde dizi olarak yayınlanır. İkdam gazetesinde, kadın sayfası hazırlayarak sayfa geleneğini başlatır. Suat Derviş, yabancı dil bilen gazeteci olarak, Boğazlar sorununun görüşüldüğü “Uluslararası Montrö Konferansı’nda” bulunur, 1923 yılında Lozan Konferansı’nı izler. Derviş, 1927 de ablasıyla birlikte Berlin’e gider. Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Bölümü’nde eğitim alırken gazeteciliği de sürdürür. Yazıları, Almanya’da “Scherl, Mosse, Ullstein Querscnitt, Vossische Zeitung” gibi on beşe yakın dönemin en ciddi ve siyasal gazeteleri ve dergilerinde yayınlanır. Türkiye’de yazdığı kimi kitaplarını Almancaya çevirerek yayınlar. Hitlerin gelişiyle, yükselen faşizmi yerinde gözlemlemiş ve Marksist görüşünü pekiştirmiştir. Nazi yanlısı olmayan yayın kurumlarının kapatılması üzerine Türkiye’ye döner. Derviş, 1932 yılında mesleğini Türkiye’de sürdürür. Son Posta, Resimli Ay, Tan Gazetesi gibi sol görüşlü gazete ve dergilerde çalışır. Almanca, Fransızca, İngilizce çeviriler yapar. 1934-1938 yılları arasında 5 romanı gazetede dizi olarak yayınlanır. 1937’de Tan Gazetesi, Derviş’i SSCB’ye gönderir. Bu inceleme, 1944’te “Neden Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?” adıyla yayınlanır. Derviş, bu dönemde üst tabakanın çalkantılı yaşamını değil, adaletsizliğe, nazizme ve yükselen faşizme karşı yazılar yazar. Yayınlanan incelemenin ardından da “kızıl” damgası vurulur bu tarihten
Edebiyat
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20212,644 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi
Ölüm cezası çağlardan beri kullanılan bir cezalandırma yöntemidir. Bugün birçok ülkede kaldırılmasına karşın (Türkiye ve Avrupa ülkeleri dahil), dünyada varlığını koruyor bu ceza. Asıl mantığı cezalandırma olmasına karşın çoğu zaman bu cezalandırmanın örnek olması için halka açık gerçekleştirilmiştir. Tarihte ölüm cezasına karşı olan nice aydınlardan biri olan Victor Hugo, bu cezanın yanlışlığını ve kaldırılması gerektiğini, halka ve diğer yetkili kişilere 19. yüzyılda Bir İdam Mahkumunun Son Günü isimli eserinde anlatmaya çalışıyor. (Voltaire ve Jean-Jacques Rousseau gibi ünlü yazarların idam cezasını desteklediğini belirtmek isterim.) Bir İdam Mahkumunun Son Günü, Victor Hugo’nun önsözü ile başlıyor. Bu önsözde idam cezasının artık neden desteklenmemesi ve kaldırılması gerektiğini örnekler vererek anlatıyor. Yasaya göre idam cezası, insanlara örnek olması ve işlenen suçların azalması için uygulanıyor. Örneğin, bu cezayı almış bir kişinin hiç kimsenin görmediği bir yerde idam edilmesinin yasaya aykırı olduğunu söylüyor. Halkın idam gösterilerini ibret olsun diye değil, eğlence olsun diye seyretmeye başladığını anlatıyor bizlere. Hatta Victor Hugo’nun anlattığına göre giyotin ile idama mahkum edilmiş 4 devlet bakanının idamından önce, sırf bu kişiler elit tabakadan olduklarından ölmesinler diye ölüm cezası duraklatılıyor. Herkes artık ölüm cezası yok diye rahat bir nefes almışken bu bakanlar beraat ettiğinde ölüm cezası tekrar yürürlüğü konuluyor. Victor Hugo bunun da yanlış bir uygulama olduğundan yakınıyor. Bunu gören ve normalde idama karşı olanlardan bazıları, bu bakanların da yasaya uygun olarak cezalandırılmamasına kızarak bunlar için idam cezasını desteklemeye başlıyorlar. Önsözden sonra Victor Hugo’nun kitabını eleştirenleri eleştirmek için 3. baskısından
Edebiyat
Bir İdam Mahkumunun Son GünüVictor Hugo · Ren Kitap · 2020152,5bin okunma
İçerik İyinin Ötesinde, Anlatım Kötünün Berisinde
7/10
·256 syf.··
2025 26. kitabı
Nietzsche'den yine muhteşem tespitler. Müthiş bir bakış açısı ile dünyayı değerlendirmesi yine mükkemmel. Üzerine düşünülmesi gereken konular... Nietzsche'nin eserlerindeki en olumsuz yön ise anlam kapalılığı. Okurken insan anlatılanların içine giremiyor. Açıkçası benimde okuma deneyimim sıkıcı oldu. Eserin neler anlatmak istediğini tam anlayamadım. Ta ki eseri okuduktan sonra yapay zekadan yardım alana kadar. Eserin her bölümünü yapay zeka ile beraber tek tek değerlendirdik. Ve eserdeki gizli hazineyi ancak böyle keşfedebildim. Eserin içeriğini merak edenler için ise eserin değerlendirmesini buradan sonrasına bırakıyorum: Kitap bir önsöz ve 9 ana bölümden oluşur. Öndeyi Nietzsche bu kısa ama yoğun girişte, kitabının amacını ve ruhunu ortaya koyar: Daha önce hiçbir filozofun cesaret edemediği bir şeyi yapmak ister, hakikatin kendisini sorgular. Filozofların yüzyıllardır “hakikati aramak” adı altında yaptıkları şeyin aslında inanç, korku ve alışkanlıkların devamı olduğunu söyler. Nietzsche’ye göre artık bu dönemin sonuna gelinmiştir. “Gerçeğin sevgisi” bile bir dogma hâline gelmiştir. Bu yüzden İyinin ve Kötünün Ötesinde, bir tür yeniden doğuş çağrısıdır: İnsan artık “iyi” ve “kötü” gibi kalıpların ötesine geçmeli, kendine ait değerler yaratmalıdır. Ön deyide Nietzsche, düşünce tarihini sarsacak bu kırılmayı duyurur; adeta bir felsefi manifestodur. Filozofların Ön Yargılarına Dair Nietzsche bu bölümde, filozofların yüzyıllardır “hakikat” adı altında dile getirdikleri düşüncelerin aslında kişisel inançlarının, ahlaki eğilimlerinin ve kültürel önyargılarının birer yansıması olduğunu savunur. Ona göre filozoflar, “hakikati arıyoruz” derken bile çoğu zaman kendi değerlerini evrenselmiş gibi göstermiş, düşüncelerini bir tür ahlak dogması hâline getirmişlerdir.
İyinin ve Kötünün ÖtesindeFriedrich Nietzsche · İş Bankası Kültür Yayınları · 20176,5bin okunma
8/10
·249 syf.··
2025 1. kitabı
Utopia – Thomas More Bu kitabı okuduktan sonra sadece bir ütopyayı değil, kendi dünyamı da yeniden düşündüm. Thomas More’un Utopia’sı, yazılmasının üzerinden beş yüz yıla yakın bir zaman geçmesine rağmen, hâlâ güncelliğini koruyan ve düşündürmeye devam eden derin bir eserdir. Hayali bir ada üzerinden ideal bir toplumu anlatırken, aslında yaşadığımız dünyanın adaletsizliklerini, eşitsizliklerini ve insan doğasının karmaşıklığını da gözler önüne serer.Özellikle mülkiyetin kaldırıldığı ve kaynakların ortak paylaşıldığı düzen çok çarpıcıydı. More’un, “Mülkiyet hırsı, insanların en büyük düşmanıdır.” düşüncesi, günümüzün derinleşen eşitsizlikleri ve tüketim kültürü içinde daha da anlam kazanıyor. Bu ütopyada herkes çalışıyor ama kimse yoksul değil; herkesin zamanı var ama kimse tembel değil. Bu denge hâli bana oldukça etkileyici geldi.Eğitim ve çalışma sistemine dair bölümler ise bireyin topluma olan katkısını yeniden düşündürüyor. Herkesin hem üretken hem de düşünen bir birey olması gerektiği fikri, bugünün dünyasında hâlâ ulaşılmamış bir ideal gibi duruyor.Kitapta beni en çok etkileyen cümlelerden biri şu oldu: “İnsan doğası, ne tamamen iyi ne tamamen kötü; içinde hem erdem hem zayıflık barındırır.” Bu söz, ideal bir düzenin neden bu kadar zor kurulduğunu çok iyi özetliyor. İnsan içindeki çelişkilerle birlikte var olur; bu da mükemmelliği ulaşılması güç bir hedef hâline getirir.Din ve inançla ilgili bölümler ise zamanının çok ötesinde. More, farklı inançların bir arada, hoşgörü içinde yaşamasını savunuyor. Bugün hâlâ tartışmaya açık olan bu konuya, 16. yüzyılda böyle bir açıklıkla yaklaşılması gerçekten etkileyiciydi.Bir diğer unutulmaz alıntı: “Gerçek eşitlik, sadece maddi paylaşım değil; insanların farklılıklarını kabul edip birlikte yaşayabilmeleridir.” Bu ifade bana
UtopiaThomas More · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202024,6bin okunma
10/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2025 58. kitabı
#İvanMažuranić soylu bir aileden gelmemesine rağmen hırvat kültürüne yaptığı katkılar ve siyasi alanda yaptığı çalışmaları ile Hırvatistan Ban'ı (vali/başbakan) olarak görev yapan şair, dilbilimci ve politikacıdır. 1814'de aydın ve varlıklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen yazarın evlerinde yer alan zengin kütüphane ve eğitime önem veren aile bireyleri arasında yetişmesi onun eğitimde başarılı olmasına katkıda bulunmuştur. Hukuk ve felsefe eğitimi alan yazar dokuz dili konuşabilmesinin yanında astronomi ve matematik gibi bilimlerde de derin bir bilgi birikimine sahiptir. Çok yönlü bir kişiliğe sahip olan yazar bilgi birikimi ile hazırladığı Almanca-Hırvatça sözlük ile yüzlerce yeni kelimeyi Hırvatçaya kazandırmıştır. Hukuk sistemini yeniden düzenleyen yazarın bir diğer önemli olayı ise eğitimi laikleştirip modern bir devlet okulu ağı kurmasıdır.1846'da yayınlanan #İsmailÇengiçAğanınÖlümü adlı şiiri onun başyapıtı olarak kabul edilmiş ve zulüm, adalet, kibir ve kader temalarını işleyen bu şiir Hırvat ulusal bilincinin temel metinlerinden biri haline gelmiştir. 1134 mısradan oluşan, Karadağlı Novica Cerović tarafından pusuya düşürülen ve 1840'da öldürülen Bosnalı Osmanlı generali Smail Ağa'nın hikayesini anlatan epik şiir beş bölümden oluşan bir tragedyadır. Agovenje (Ağalık taslama); Smail Ağa'nın kibri, Karadağlı esirlere gösterdiği zulmü ve güç gösterisi ile giriş yapılır. Onu uyaran Novica'nın babası Durak'ı asması ile olaylar başlar. Noćnik (Gece Yolcusu); Gündüz vakti Cetinje'yi geçmeyeceğini anlayan Novica intikam almak için gece yolculuğuna çıkar. Čete (Çete); Mirko'nun önderliğinde intikam birliği yolculuğu esnasında rahip tarafından kutsanır ve doğa bile bu intikam için mistik bir havaya bürünür. Harač ( Haraç); Gacko ve çevre köylerden haraç
İsmail Çengiç Ağa’nın ÖlümüIvana Brlić-Mažuranić · Fihrist Kitap · 20259 okunma