Orhan Gazi
Orhan Gâzi uzuna yakın orta boylu, yakışıklı, mavi gözlü, kumral sakallı, güler yüzlü, geniş göğüslü idi. İlerlemiş yaşına rağmen gayet dinç bir vücuda sahipti. Gazap ve hiddet eseri göstermez, kimsenin kalbini kırmamaya çalışırdı. Hakşinas idi. Dost düşman herkesin muhabbetini celbetmişti. Teşkilâtçı, uyanık, azim ve gayret sahibi, siyasi hadiselerden istifade etmesini bilen, işini ihtiyatla yapan, uzak görüşlü bir devlet adamı idi.
Sayfa 77·Kitabı okudu
Sömürgeler bir devlet biçiminde örgütlenmemiş ve insani bir dünya yaratmamıştır. Orduları ayrı bir birim oluşturmaz ve savaşları da düzenli ordular arasında olmaz. Buralarda düşman olarak birbirlerine saygı duyan egemen uyrukların (vatandaşların) seferberliği söz konusu değildir.
Sayfa 107·Kitabı okudu
Siyaset
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Devlet savaş açmış. Düşman sınırda şehitlerimizin kemiklerini, topraklarım çiğnemeye çalışıyor. Nasıl olur! Düşmanın silahı vatana çevrilsin de karşısında önce benim göğsümü bulmasın? Nasıl olur! Vatan tehlikede olsun da ben evimde rahat oturayım! Nasıl olur! Devlet yerinden oynasın da ben mıhlanmış gibi burada kala­yım! Nasıl olur! Bugün vatan sevgisi her şeyden kutsal olsun da ben yalnız senin aşkınla uğraşayım? Nasıl olur! Dünyada her şeyin ilerlediğini bilirken ben niçin babam­dan, atalarımdan geri kalayım? Vatan! Vatan!.. Vatan tehlikede diyorum! işitmiyor musun? Beni Allah yarattı, vatan büyüttü. Allah besliyor, vatan için besliyor! Ben doğduğum zaman açtım. Vatan karnı­mı doyurdu. Çıplaktım, vatan sayesinde giyindim. Vata­nımın nimeti kemiklerimde duruyor. Vücudum vatanın toprağından, nefesim vatanın havasından... Ben şimdi vatan için ölmeyeceksem, niçin doğdum? Ben adam değil miyim? Görevim yok mu? .. Vatanımı sevmeyeyim mi? Ah, vatanını sevmeyen adamdan nasıl aşk beklersin?
Sayfa 9·Kitabı okudu
Duygu ve Düşünce
İslâm âlemi kendi içinde bölünmüştür. Sömürgeci güçler, ümmeti elliden fazla milli-devletle parçalamayı ve her birini diğerine düşman etmeyi başarmışlardır. İslâm devletlerinin sınırları, her devlet komşularıyla sürekli çatışma içinde bulunacak biçimde tespit edilmiştir. Düşmanın siyasî dolapları, sürtüşmeleri devamlı olarak kendi yararına kullanmakta, yabancılaşma ve nefret meydana getirmektedir. Her müslüman millî devlet de kendi içinde bölünmüştür; nüfus yapısı karışıktır ve sömürgeci efendiler bir grubu ötekiler üzerine egemen hale getirmişlerdir. Hiç bir millî devlete kendi vatandaşlarını kaynaştırıp tek bir vücut hâline getirmek üzere zaman, barış ve kaynak imkânı verilmemiştir. İki devletin birleşerek daha büyük ve daha güçlü bir yapıya kavuşmalarına da imkân tanınmamıştır. Daha da kötüsü düşman, İslâm âlemine kendileriyle yerli halk arasında sürekli çatışma çıksın, diye yabancılar ithal etmiş veya halkın bir bölümünü Batı hristiyanlığını kabule zorlamış böylece bütün bunların müslüman yurttaşlardan farklı olmalarını sağlama almıştır hatta gayrımüslim halkta kendilerini müslümanlarla çelişkiye düşürecek ayrı bir kişiliğe sahip oldukları kanısını yerleştirmiştir. Son olarak da düşman, müslümanların kalbinde enerjisini yapıcı işler yerine sonuçsuz savaşlarda harcatacağı veya eğer sömürgeciler kendi ekonomik, stratejik ve siyasî çıkarları için bu toprakları yeniden işgale karar verirse, üs olarak kullanacağı düşman 'yarıcı' devletler kurdurmuştur. Hiçbir İslâm memleketi iç ve dış güvenliğe sahip değildir. Kaynaklarının ve enerjilerinin en önemli kısmını nafile yere, içte iktidarlarını elden kaçırmama, dışta itibar kazanma yolunda harcamaktadırlar...
Sayfa 20·Kitabı okuyor
Alıntı
Devletler Arası İlişkilerde Denklik İlkesi Gözlerden kaçmış olabilir. Farkındalık üreten etik ahlak anlayışından kaçmaz. Rusya devlet başkanı ülkemizde atanmış bir dış işleri bakanı ile görüşme yapıyor. Bunun diplomasi de karşılığı şudur; Devlet başkanı ülke açısından karşı devletin devlet başkanı artık muhatabım değil demektir. Buna alet olan öteki ülkenin yetkilisi ise beni muhatap olarak görebilirsiniz demektir. Silah düşman ve savaş üreten tüm ülkeler dünya siyasetini her ne kadar biz kimsenin iç işlerine karışmıyoruz deseler bile bu tür ilişkiler kirli yön ve yöntemlere dönüşebilir.. Birilerinin Türkiye, Çin ve Rusya ittifakı önerisi hangi kuklacının fikri ise karşı tarafın da öteki karanlık geçmiş ile iş tutuyor olması arasında ülkemiz bir seçime kutuplaşma yoluyla hazır ediliyor demektir. Rusya, Çiningiliz ortaklığı ile yan yana gelmiş ise bu tavırda yine Filistin'de Osmanlı devleti zamanında bugün ki terörist yapıyı devlet olması için o bölgeye yerleştiren üçlünün İngiltere Rusya ve Osmanlı padişahı olduğu gerçeğini hatırlatıyor. İkinci Mahmut ile başlayan çöküş sonrası ikinci Sultan Abdülhamit döneminde galata bankerlerinden alınan borçlar ile saraylar inşaa ediliyor halk ihtişam karşısında aldatılır iken Türk ordusu tüm cephelerde savaş tuzağına düşürülerek Anadolu'nun iki katı büyüklüğünde toprak kaybediyordu. Bugün amaç ise yüz yıl önce ki kuyruk acısı hınç bin yıllık kin gereği Mustafa Kemal Atatürk engeli dolayısıyla yüz yıl ertelenen niyet yerli işbirlikçi niyetler ile yeniden sahneye konuluyor.. Mevcut dışişleri bakanı Suriye'ye bir hafta içinde emevi camisinde namaz kılarız dendiği zamanlarda o günkü başbakan terör sayesinde oyumuz arttı iktidar olduk diyordu. Bop projesi eşbaşkanı buna yine ses etmiyor hatta o gün ulusal istihbarat başkanı iken
Hayata Dair
Türkiye tarihinin On Beşinci Yüzyıl sonlarına kadar olan bölümü "Türk-Rum Savaşı" olarak özetlenebilir. Çünkü, daha devlet kurulmadan, Çağrı Beğ'in birkaç bin atlı ile, aradaki Gazneliler İmparatorluğu topraklarından geçerek Bizans'a yaptığı akınla başlayan savaşlarda karşımızdaki düşman hemen hep Bizans veya ona bağlı Ermeni, Gürcü beğlikleri olmuş, Bizans toprakları adım adım fetholunarak imparatorlukları ortadan kaldırılmıştır. Bizans, aslında Doğu Roma İmparatorluğu idi. Eski Yunan dil ve kültürünün ehemmiyeti, imparatorlukta yaşayan Rum nüfusun çokluğu dolayısıyla devlet Latin-likten çıkıp Grekleşti ve Ortodoksluğun da millî din haline gelmesiyle ayrı bir milliyet doğdu. Türkler tarafından yok edilen Rumluğun yeniden diril-mesi On Dokuzuncu Yüzyıl ortalarına doğru, Türklüğün en güçsüz zamanında İngiltere, Fransa ve Rusya'nın yardımıyla olmuştur. Hıristiyanlık taassubu, Türk düşmanlığı ve eski Yunan hayranlığı dolayısıyla Yunanı diriltenler onun eski Yunanla hiçbir ilgisi kalmadığını düşünme-mişlerdir. Türkiye Türkleri daha Avrupa'ya geçmeden kuzeyden gelen İslav ve Arnavut yığınları Mora'ya doğru göçüp yerleşiyor, kötü idare ye sefalet yüzünden yok olan Greklerin yerini dolduruyordu. Hatta Yunan bağımsızlığı sırasında Atina çevresindeki birçok köylerde Arnavutça konuşuluyordu.
Sayfa 19 - 20 Ötüken, 22 Temmuz 1974, Sayı 8·Kitabı okuyor