(...) Hemen söyleyelim ki, musikîmiz için, Mevlevî tarikatı başlı başına bir ocak görevi görmüştür. Osmanlılar’da resmî kabul gören ve devletin kolunun uzandığı her yerde taraftar bulan Mevlevîlik, Osmanlı’da bütün güzel sanatların gelişmesinde baş rolü oynamıştır. Hüsn-ü hatt, şiir ve musikî, Mevlevî dergâhlarının kendilerine adetâ mekteb olduğu sanatlardandır.
Fakat Lale devri ile birlikte Mevlevîlik, içten bozulmaya ve gözden düşmeye başlar. Balkanlar’dan gelen Melâmîler, Hamzavîler, özellikle Lale devrinde, devlet recülünün hâkim motifi olur. Bunlar, Mevlevîler gibi “çile”yi azizleştirmez; dünyevî eğlenceleri ve içkiyi överler. Şair Nedim, bu kesimin en önemli temsilcisi ve Lale devrinin sembolüdür. Musikî de bununla birlikte, eğlencelik bir hâl almaya doğru yol bulur. Bu devrin önemli bestekârları, Ebu Bekir Ağa, Tanburî Mustafa Çavuş ve Rum mühtedîsi Zaharya (Cemil) gibi isimlerdir.
Selim Gürselgil, TÜRK MÜZİĞİNE GİRİŞ, -Türk Müziğinin Altun Çağı-, (I. Dönem, Ocak 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla)