Aynı kararlılık umut ve cesaretle sözünü söylemeye ediyor:
" Değişir bu düzen; döner bu devran; biz bu mücadeleyi mutlaka kazanacağız!
Halk kazanacak, hak kazanacak!"
Bir insanın bir güvercinin hikâyesi üzerinden bu kadar derin bir toplum eleştirisi yapabilmesine hayran kaldım.
Bir Güvercinin Hazin Hayatı bana göre yalnızca bir roman değil; bastırılmış korkuların, susmayı öğrenmiş insanların, çocukların, annelerin ve yaralı bir toplumun psikolojik çözümlemesi gibi.
Kitap boyunca en çok dikkatimi çeken şey, kötülüğün bazen yüksek sesle değil; alışarak, normalleşerek büyümesi oldu. “Cinayet hep vardı ama şimdi rengi değişti” cümlesi tam olarak bunu anlatıyordu. İnsan bir süre sonra şiddete, korkuya, yoksunluğa, hatta sevgisizliğe bile alışabiliyor. Psikolojik olarak en tehlikeli nokta da sanırım tam burası: hissizleşmek.
“Elleme” üzerinden anlatılan düzen ise beni ayrıca düşündürdü. Çocukların sadece ellerine değil; merakına, sorgulamasına, doğallığına da sürekli “dokunma” denilen bir dünyayı anlattığını hissettim. Bir psikolojik danışman olarak okurken bazı satırlar bana danışma odasında dinlediğim hikâyeleri hatırlattı.
Ama kitap tüm karanlığına rağmen umudu tamamen yok etmiyor. Güvercin bazen kırılganlığı, bazen masumiyeti, bazen de hâlâ iyileşebilecek taraflarımızı temsil ediyor gibiydi.
“Devran döner, yeni dermanlar gelirdi…” cümlesi kitabın içimde bıraktığı hissin özeti oldu.
Sessiz ama insanın içine yerleşen kitaplardan biri.
Selahattin Demirtaş’ın siyasi kimliğinden ziyade edebi yönünü, o su gibi akıp giden kalemini çok seviyorum. Görüşlerini benimsemesem de Leylan, Seher, Efsun ve Dad kitaplarını severek okudum. Hatta Kürt edebiyatının kıymetli ismi Mehmed Uzun’un varlığını ilk kez onun Leylan kitabında keşfetmiştim. Son okuduğum Devran ise 14 farklı hayat hikayesiyle insanın içine dokunuyor. Her bölümde bambaşka insanların dünyasına misafir olurken, hikâyenin (Gün Olur Devran Döner) memleketim olan Erzurum Karayazı’nın köylerine kadar uzanması, anlatıyı benim için çok daha derin ve anlamlı kıldı.
Antik Çağın Roma İmparatorluğu topraklarında çok tanrılı dini inanış hüküm sürerken Hz. İsa ile birlikte Hiristiyanlik dini ortaya çıkar. Hiristiyanligin dogmaları ile dönemin felsefi düşünce ve özgürlükçü yaşam birbiriyle uyuşmaz. Hiristiyanlik ve Hiristiyanlar hor görülür zulme uğrar. Anca Roma İmparatorluğu Hiristiyanligi önce serbest bırakıp sonra resmi din olarak kabul edince devran tersine döner. Bu sefer Hristiyan idareci ve din adamları eski pagan inanışı mensuplarına işkence edip tüp tapjnaklariji tahrip ederler. Onların tüm "sapkın" inanç ve yaşamlarını yasaklarlar. Sonuç itibariyle tahteravelli gibi önce paganlardan yana iken sonra Hiristiyanlardan yana olmuştur.
Keyifli okumalar...
Yazgı
Nebiye Savuk
.
Merhaba arkadaşlar.
Hayatın içinden, gerçeğe yakın olabilecek kadar gerçek bir romanla geldim.
Yazgı...
Bazen annelerin kaderini yaşarmış kızlar.
Hatice ve kızı Reyhan gibi.
Bazen de annelerin dualarındaki, hayalindeki kaderi yaşarmış kızları.
Reyhan ve kızı Melis gibi.
Hatice ... Canım kadın... Senin çabanı, anneliğini, pes etmeyip hep çalışmanı çok takdir ettim.
Hangi anne fedakar değildir ki!
Sene 70'ler.
Köyünden İstanbul 'a eşinin insan gibi yaşama hayaliyle geliveren Hatice, iki çocuğuyla koca şehirde yapayalnızdır. Bir kocası var ama adı eş işte. İş bulmaz , bulduğu işi beğenmez, üç kuruş parasını içkiye harcar. Hatice öyle mi? Akşam eşinden yediği dayaklar kemiklerini sızlatsa da sabah olunca çocukları için evlere temizliğe gider.
Zaman geçer, çocuklar büyür.
Reyhan'ı babası ilkokuldan sonra okutmaz.
Canım Reyhan. Her çocuk gibi hayalleri var, her genç kız gibi kalbi var.
Komşusu Ayşe 'ye çok güvenir ama arkadaşı sırtından vurur Reyhan'ı.
Bir yıkımla kendini istemeye gelenlere olur, der Reyhan. Kendi 16 yaşındadır ama yaşının iki katı adamla evlenir. Annesi Hatice'in yüreği ağzında: Kızım da benim kaderimi yaşayacak mı?
Allah korusun.
Reyhan, genç Reyhan, çalışkan Reyhan.
Neler yaşar evliliğinde...
Sabreder , mucize bebeğini yıllar sonra kucağına alır: Melis.
Ne zorluklarla büyür ama üç kadının kaderinin düğümü Melis'tedir. Güçlü bir kız olur, okur, kendi ayakları üzerinde durur.
Gün olur devran döner, su akar yolunu bulur.
Reyhan, kızı Melis 24 yaşındayken kendi 15 yaşındaki hayaliyle karşılaşır.
Nasıl mı?
Çok hüzünlü, tatlı bir tesadüf ve hayatın çarklarında savrulan hayatlar, uçup giden hayaller, toprak olan bedenler...
Tavsiyemdir. Çok etkilenerek okudum.
Her Ay Okuyanlar KulübüNebiye Sevük
Merhaba sevgili okur,
Bu kitap seçilmiş halk hikayelerini özetler nitelikte hazırlanmış. Hikayeler anlatan kişiye göre bazı değişikliklere uğrar, hatta sonu dinleyici tercihine göre mutlu veya mutsuz sonla bitecek şekilde de değiştirilir.
Genel olarak hikayelerin kısaca anlatıldığı bir seçki. Okuması da oldukça keyifli oldu. Halk hikayelerinin genel özelliklerini tanımak için de bir fırsattı. Bu kitabı almak için verdiğim çabaya değdi efenim ;) Umarım bir gün halk hikayelerini bir ozan anlatısından dinlemek nasip olur.
Hikayeleri kısa kısa ve açık bilgi vererek anlatacağım, spoiler istemeyen uzak dursun lütfen.
1- Karacaoğlan: Yaşar Kemal’in “Üç Anadolu Efsanesi’nde anlatımın çok başarılı olduğunu söyleyerek başlayalım. Karacaoğlan esmer ve ince yapılı Toros’ların delikanlısı. Rüyasında bade içerek saz üstadı olur.
“Saz yorulmadıkça, Karaca da yorulmazdı. Onun sözlerine de doyulmazdı…”
Her gittiği yerde hürmetle karşılanan Karacaoğlan bir beyin kızı olan Elif’e aşık olur ve sevdâlılar kavuşurlar amaaa zamanla kader ağlarını örüp işleri değiştirir. Sazına gönül veren Karacaoğlan bir gün sazının teli kopunca sevdiğinin başına gelenleri hisseder. Elif’e döndüğünde artık çok geçtir. Güzel bir nasihatle de hikaye sonlanır.
“Çok varıp gelirsen olmaz her yere
Ya muhabbet kalkar, ya bir hâl olur...”
2- Kara Koyun: Maharetle kaval çalan çoban Mustafa gün gelir Ağa’nın kızına aşık olur. Olur olmasına da imkansız aşk kadar zor nesne az bulunur. Olur ya, Ağa kızı Ayşe de Mustafa’ya aşık olur. Mustafa haddini bilse de Ayşe’nin aşkından emin olunca tüm zorluklara göğüs gerip Ağa’dan kızını ister. Ağa’nın ve aşkı tanımamış olanların bir şartı vardır. Üç gün tuz yalatılıp susuz bırakılan koyunlar Mustafa’nın kavalıyla dereyi geçeceklerdir. Hiçbiri su içmezse Ayşe ile Mustafa
Halk HikâyeleriErgun Sav · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 19749 okunma