Galip Geldik Muzaffer Olacağız
Puan vermedi·208 syf.··
2026 54. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 18:46
Türkçülük akımının önde gelen temsilcilerinden ve Türk Tarih Kurumunun kurucularından Yusuf Akçura'nın 1919-1925 yılları arasında verdiği konferanslardan seçilen konuşmaların bir araya getirildiği bu derleme, Osmanlı Devleti'nin çöküşünün siyasi, iktisadi ve toplumsal nedenlerini ele alırken, aynı zamanda Türk Devrimi'nin yarım kalmış programına dair dikkat çekici değerlendirmeler sunmakta. Ve emperyalist güçlerle kurulacak iş birliklerinin doğurabileceği sonuçlara dikkat çekmesi bakımından, bugün yaşanan birçok gelişmeyle ilişkilendirilebilecek çarpıcı tespitler içeriyor. Yusuf Akçura adeta 100 yıl önceden bugüne sesleniyor. Derlemenin tamamı dikkat çekici tespitler ve öneriler içermekle birlikte, özellikle altını çizmek istediğim bazı kısımlar var. Yusuf Akçura milliyetçiliği "Demokratik Milliyetçilik" ve "Emperyalist Milliyetçilik" olmak üzere iki farklı kola ayırmaktadır. Akçura'ya göre gerçek milliyetçilik, kendi milleti için talep ettiği hak ve özgürlükleri diğer milletler için de tanımalı; başka devletlerin bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tehdit eden saldırgan bir politika benimsememelidir. Güç kullanımı ancak meşru müdafaa zorunluluğu doğduğunda haklı görülebilir. Gerçek bir milliyetçi, aynı zamanda bir devrimcidir. Günümüzde ise milliyetçilik ile devrimcilik çoğu zaman birbirine zıt kavramlar olarak algılanmaktadır. Hatta kendisini milliyetçi olarak tanımlayan birçok kişi, "devrim" kavramını doğrudan terör veya yıkıcılıkla özdeşleştirmektedir. Oysa Akçura'ya göre Türk milleti ve devleti sürekli bir gelişim ve devinim içinde olmalıdır. Bu dönüşüm millî bir iradenin öncülüğünde gerçekleşmediği, milliyetçiler bu sürecin öncüsü olamadığı takdirde ortaya çıkan boşluk, emperyalist güçlerin etkisiyle şekillenen bir karşı devrim sürecine zemin hazırlayacaktır.
1000Kitap
Türk Devriminin ProgramıYusuf Akçura · Kaynak Yayınları · 201784 okunma
Puan vermedi·182 syf.··
2026 28. kitabı
Tarımla ilgili bir kitap olması ilgimi çekmişti. Kendi bahçemde de aktif kullandığım kimyasaldan uzak, doğayala iç içe bir tarım yöntemi üzerine güzel bilgiler mevcut. Benzeri bir kitap da öğrencisi tarafından yazılmıştı. Temel mantık aynı elbette. Doğayı taklit et, olabildiğince insan müdahalesinden kaçın. Bırak doğa kendini tedavi etsin. Kitabın edebi boyutu yok elbette. Kısa notlar halinde net bilgileri yazıp aynı kitabı kısa bir dergi olarak da yayınlayabilirlerdi. Elbette ticari kaygılar vardır. Ama kısa bir özet yeterliydi. Bir kereye mahsus olarak okunur.
Ekin Sapı DevrimiMasanobu Fukuoka · Kaos Yayınları · 2006168 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Uluslararası ilişkiler tarihi cilt 1
Puan vermedi·560 syf.··
2026 1. kitabı
Uluslararası ilişkilerin ve diplomasinin doğuşunu Antik Çağ'dan başlayarak Fransız Devrimi'ne kadar ele alan kapsamlı bir eserdir. Kitap; devletler arasındaki güç mücadelesini, savaşları, barış antlaşmalarını, ittifakları ve diplomatik geleneğin nasıl şekillendiğini tarihsel bir bakışla anlatır. Antik uygarlıklardan Orta Çağ'a, Rönesans ve Reform dönemlerinden viyana kongresiyle kutsal ittifaka kadar uluslararası siyasetin gelişimini ayrıntılı biçimde inceler. Olayları Sovyet tarih yazımının etkisiyle yorumlasa da, diplomasi tarihi ve uluslararası ilişkilerin temellerini anlamak isteyenler için hâlâ önemli bir başvuru kaynağıdır. Tavsiye ederim.
Alıntı
Uluslararası İlişkiler Tarihi 1Kolektif · Evrensel Basım Yayın · 200911 okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2026 51. kitabı
Byung-Chul Han’ın Psikopolitika eserinde Foucault’nun 19. ve 20. yüzyılı açıklamak için kullandığı "Biyopolitika" (bedenleri terbiye eden, nüfusu kontrol altında tutan iktidar) kavramının artık miyadını doldurduğunu ilan eder. İçinde bulunduğumuz dijital ve neoliberal çağda iktidar artık bedenimizle değil, doğrudan psişemizle (ruhumuzla, zihnimizle) ilgilenmektedir. İşte bu, Psikopolitikadır. ​ ​Han, kitabın merkezine muazzam bir paradoks yerleştirir: Özgürlüğün kendisi, bir sömürü aracına nasıl dönüştü? ​Eski disiplin toplumlarında köle ve efendi, işçi ve patron belirgindi. Baskı dışarıdan geliyordu, dolayısıyla işçinin isyan edebileceği somut bir düşman vardı. Neoliberalizm ise bu dışsal baskıyı tamamen ortadan kaldırdı ve yerine "kendinin girişimcisi" (bireysel proje) kavramını koydu. ​Modern insan, kendi isteğiyle çalıştığını, kendini gerçekleştirdiğini ve özgür olduğunu düşünür. Oysa Han’a göre bu özgürlük, sömürünün en tepe noktasıdır. ​Artık bizi kırbaçlayan bir patrona gerek yoktur; çünkü kendi içimize yerleştirdiğimiz o acımasız patron, bizi 7/24 çalışmaya zorlar. Başarısız olduğumuzda suçu sisteme değil, tamamen kendi yetersizliğimize (öz-güvensizliğimize, motivasyon eksikliğimize) atarız. Bu da toplumsal bir devrimi ya da protestoyu imkansız hale getirir; çünkü insan artık sisteme değil, kendine kızgındır. ​ ​Klasik iktidar teknikleri yasaklardı, engellerdi, cezalandırırdı ve "Hayır" derdi. Han, neoliberal iktidarın ise tam aksine son derece sevimli, davetkar ve "Evet" diyen bir yapıda olduğunu söyler. Buna "Akıllı İktidar" der. ​Neoliberal iktidar, insanları boyunduruk altına almak için onları bastırmaz, aksine onları tüketmeye, paylaşmaya, iletişim kurmaya ve kendilerini sergilemeye teşvik eder. ​Bu iktidar biçimi bizi acıtmaz, aksine hoşumuza gider. Bizi
PsikopolitikaByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20191,048 okunma
Acının da, tatlının da kökü zaten evlerimizdedir.
10/10
·424 syf.·
2026 36. kitabı
"İnsanın kendini değiştirebilmesi her zaman büyük bir devrim niteliğindedir. Devrimler aniden olur gibi görünse de, aslında ortaya çıkışından çok önce başlar hazırlıklar. Öyle yavaş, öyle derinden gider ki her şey, yeraltında faaliyet gösteren gizli örgütler gibi, insanın kendinden bile gizlenirler. Kimseler fark etmeden için için kaynamaya başlayan bir yanardağ gibidir o. Lavlar püskürmeye başladığında artık hareket kendini tamamlamış ve tanımlamıştır. Ne mutlu o devrimi kendi hayatında yapabilenlere..." Gülseren Budayıcıoğlu kalemini çok sevdiğim yazarlardan ve bu kitabı da yine şaşırtmadı. Kitabın ana kahramanı olan Ayşa isimli hastasının Kırmızı Odaya gelme sebebi derinlemesine anlatılıyor. Ayşa'nın görünürdeki problemi, herhangi bir sıkıntı anında pelerin takarak dönmeye başlaması...Bu problem ise çocukluğundaki travmadan kaynaklanıyor ve bu travmadan sonra başına gelen her sıkıntıda dönerek kendini koruyabileceğini düşünüyor. Pelerini ise onun en büyük kalkanı olmuş. Kitap Ayşa'nın çocukluğundan itibaren başından geçen olayları anlatıyor. Bu olaylar arasında gizlenmiş sırlar da var tabi. Okuyucu olarak şaşırdığım ve etkilendiğim o kadar çok detay oldu ki...Ayşa'nın ailesi, çocukluk aşkı Ali, hikayeyi farklı noktalara getiren Doğan... Yazılanların gerçek hikayeden alınmış olması yüreğimi sızlatsa da benzer problemlere sahip olan kadınlara cesaret vermesi açısından faydalı buldum. Kitabın başından beri Ayşa'nın hikayesinin mutlu sonla mı mutsuz sonla mı biteceğini düşündüm durdum, her bir sayfadan sonra sonraki sayfada olacakları merak ederek okudum. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Not: Psikolojik olarak çok etkileyiciydi, okumaya başlamadan önce ruhsal anlamda hazır olunması gerektiğini düşünüyorum.
Kırmızı PelerinGülseren Budayıcıoğlu · Doğan Kitap · 20223,446 okunma
7/10
·50 syf.··
2026 7. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 02:49
Lyon’da Düğün Fransız Devrimi sırasında yaşanan kargaşa ve zulüm günlerinde ölüme yaklaşan insanlara umut veren bir aşkın hikâyesidir. 1793’te kentte kurşuna dizilmeyi bekleyen karşı devrimcilerin toplandığı hapishane tuhaf bir nikâha sahne olur. İki Yalnız İnsan, acı çeken iki çaresiz insanı buluşturur. Birinin yüreğinden kopan çığlık diğerininkinde karşılık bulurken, farkında olmadan birbirlerinin yıllar süren yalnızlığına son verirler. Wondrak ise yazarın savaş karşıtı yapıtlarından biridir. Bohemya’nın küçük bir kentinde çirkinliğiyle sürekli alaya maruz kalan bir kadın tecavüze uğradıktan sonra doğurduğu çocuk sayesinde yaşama tutunmuştur, ama patlak veren Birinci Dünya Savaşı yüzünden oğlunu askere alarak ondan koparmaları söz konusudur. Zweig bu öykülerde toplum dışına itilmiş karakterleri üzerinden insanlık durumunu analiz eder. Karakterlerinin başlarından geçenler “yazgı” değil, insanlığın iflasının sonucudur.
Lyon'da DüğünStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202139,1bin okunma