"Tarım Devrimi'nden önce tüm gezegenin toplam insan nüfusu günümüz İstanbul'undan daha azdı."
Sayfa 61
Harf Devrimi...
…günlerden bir gün, sıra Harf Devrimi'ne geldi. Arap harfinin gerici, buna karşılık Latin harfinin ilerici olduğu anlaşılmakla, ossaat gerici tepelenip ilerici kucağa çekildi. Halkın yeni harfleri öğrenmesine ferman çıkıp her yerde halk dershaneleri açıldı. Devrimler toptan yüksekokullar öğrencilerine emanet edildiğinden, Selim Nuri'yle fakülte arkadaşlarının payına da epey gayret düşmüştü. 1929 yılı Ekim ayının başlarında, Selim Nuriyle fakülte arkadaşı, Nevşehir'in ağa oğullarından Kırkbirin Rüstemşah, Canbaz Kadı Medresesi yakınında bir ilkokulda açılan halk dershanesinde halka yeni devrimin Latin harflerini öğretiyorlardı.
Sayfa 85·Kitabı okuyor
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Medreseleri Kapayan Devrim !
Cumhuriyet olup, kurtarıcı devrimler furyasıyla medreseleri kapayan devrim de gelip yetişti. İstanbul'da 178 medrese, bunların 2300 odası, 63 dershanesi, 17 kitaplığı vardı. Canbaz Kadı Medresesi de bu sayıya sayılmış olduğuna göre, devrimin bu medreselerden kaçta kaçını barınılır halde bulduğu merak edilecek nokta ise de, "Sayısı batsın! Cehenneme kadar yolu var!" denildi. Ötekilere yapılan işlem Canbaz Kadı Medresesi harabesine de uygulandı. Kapı kanatları birbirlerine kalın tellerle bağlanıp, kırmızı balmumuyla mühürlendi. Devrimciler, devrimin bu kadar kolay başarıldığını görünce kibirlenip kasıldılar, oracıkta tutanağı tutup, "Yaşasın medrese kapatmak devrimi! Olursa bu kadar olur!" diye mühürle kırmızı mum kalemini çantaya atarak savuştular.
Sayfa 84 - 85. Sayfalar·Kitabı okuyor
Alıntı
Hümanizma
İnançlara dayandırılan değerler yerine kapitalist burjuva toplumunun akla dayandırılan, dolayısıyla belli inanç dizgeleriyle sınırlı olmayan değerleri getirilmeye çalışıldı. Yeni değerlerin (Fransız Devrimi'nin "eşitlik, özgürlük, kardeşlik" sloganındaki gibi) "evrensel" olduğu ileri sürüldü.
Anılar, Sanıklar, Yalanlar...
NİYAZİ BERKES'İN ANILARI ÜZERİNE Niyazi Berkes'in anıları, (aslında anılar demek metnin içeriğini tam olarak yansıtmıyor, ama bu noktaya aşağıda değineceğim) Mete Tuncay'ın da belirttiği gibi, 1940'lı yıllardaki siyaset ve toplum hayatımızın genel bir tablosunu çiziyor. Berkes'in asıl amacı, bu sırada üniversiteden atılmasının kişisel ve acılı öyküsünü yazarken, (bir akademisyene/siyasal bilimciye yakışır bir şekilde) öyküyü, genel siyasal atmosferin içine yerleştirmek... Nitekim bunu, Niçin ve Neyi Yazıyorum? başlığı altındaki (tabiri caizse) önsözünde de belirtiyor. Bunu başardığı da hemen eklemeliyim. Berkes'in dikkati çekmeye çalıştığı bir başka önemli nokta da bugün hâlâ pek çok sıkı Kemâlist în savunduğunun aksine, Atatürk döneminin İsmet Paşa ile sona erdiğidir. Yani, Ebedi Şef ile Milli Şef'i birbirinden dikkatle ve kesin/keskin bir şekilde ayırma gereğidir (Mete Tunçay, yazısında, Attila İlhan'a göndermede bulunurken, sanırım, Niyazi Berkes ile Attila İlhan'da bulunan ve başkalarının da paylaşabileceği bu paralelliğe işaret etmek istiyor). Berkes'in vurguladığı önemli bir nokta daha var: O da günümüz deki (gerçi bu "günümüzde" sözü, Berkes'in ölüm tarihinden önceye denk düşüyor, ama ülkemizde siyasî anlamda "günümüzde" sözcüğünün ifade ettiği anlam, aradan geçen on yıllarla da olsa, içerik bakımından aslå değişmiyor!) siyasi tablonun, sanıldığının aksine, 1950 sonrasındaki iktidarların değil, fakat bizzat İsmet Paşa'nın siyasetinin doğrudan bir sonucu olduğudur (Bu konuda kısa bir metin için bkz. Ek 3: "Berkes'in Oktay Akbal'a Yazıp da Göndermediği Mektup"). Berkes'in keskin ve sert vurgularına katılmak bazen mümkün, bāzen de değil... Doğrusunu söylemek gerekirse, dönemin ilk yarısı üzerine (hem iç ve hem de dış politikayı konu alan) bir kitap yazmış ve
Sayfa 291·Kitabı okuyor
1000Kitap
1968'in meşhur devrimci sloganı: "Devrimi düşündükçe sevişmek istiyorum"
Sayfa 22
Alıntı