“Bu kitap 1968’de yazıldı ama bugünü anlatıyor.” Bu cümleyi binlerce kez duydunuz. Türkiye’nin Düzeni için söylendiğinde ise klişe değil, teşhis.
Doğan Avcıoğlu sahaya iki soruyla giriyor: Türkiye neden kalkınamadı, nasıl kalkınır? Düzen nedir, nasıl değişir? Cevap aramak için 450 yıl geriye gidiyor. Çünkü bugünü anlamak için Celâli İsyanları’nı, tımar sistemini, Tanzimat’ın hangi cebi doldurduğunu bilmek zorundasınız. Avcıoğlu bunu yapıyor; üstelik her cümlenin altına kaynak koyarak.
Kitabın belkemiği şu: Osmanlı, Batı’dan geri kalmış bir “doğal hâl” değildir. Bir zamanlar dünyanın en ileri ülkelerinden biriydik. Japonya, 19. yüzyılda Orta Çağ karanlığındayken bir silkinişle kalktı; biz ise 150 yıllık Batılılaşma çabasına rağmen neden hâlâ buradayız? Avcıoğlu’nun cevabı sert: Çünkü her reform denemesi, üstyapıyı parlatırken altyapıyı dışa bağımlı sermayenin ve toprak ağalarının elinde bıraktı. Kemalist devrim bile bu kıskacı kıramadı. Avcıoğlu, Atatürk’ü reddetmiyor; eksik bıraktığı yerden devam etmek gerektiğini söylüyor. “Millî Devrimci Kalkınma Modeli” dediği şey de bu.
İkinci ciltteki “işbirlikçi kapitalizm” bölümü ise resmen turnusol kâğıdı. 1950 sonrası Türkiye’nin yabancı sermayeyle nasıl yoğrulduğunu, devletçiliğin nasıl tasfiye edildiğini, “dolar diplomasisi”nin nasıl içselleştirildiğini okurken takvimin 1968’de durduğunu unutuyorsunuz. Bugün IMF programlarını, sıcak para girişini, “yabancı yatırımcı küstü” manşetlerini tartışırken Avcıoğlu çoktan reçeteyi yazmış; kimse okumamış.
Eleştiri olarak: Avcıoğlu zaman zaman fazla determinist. Çözüm önerisi olan asker öncülüğündeki cunta-devrim fikri ise tarihin çöp tenekesinde yerini aldı. 12 Mart’ın bizzat Devrim gazetesini kapatması da ironinin tam kendisi zaten. Ama tahlilin gücü, önerinin tarihselliğini