Puan vermedi·72 syf.··
2026 144. kitabı
Viyana’nın kendine has, kahve kokulu atmosferinde, Gluck Kahvesi’nin bir köşesinde zamana meydan okuyan bir figür belirir zihnimizde: Jakob Mendel. Stefan Zweig, Sahaf Mendel ile bize sadece bir kitap tutkununun hikâyesini anlatmaz; aslında bir devrin, bir kültürün ve hepsinden önemlisi "saf bilginin" trajedisini sunuyor. Mendel, kâğıtların ve mürekkebin dünyasında yaşayan, hafızası kütüphane raflarından daha düzenli bir münzevidir. Ancak Zweig’ın ustalıkla işlediği bu sükûnet, I. Dünya Savaşı’nın hoyrat eliyle paramparça olur. Mendel’in "casus" yaftasıyla toplama kampına gönderilmesi, aslında insanlığın ortak hafızasının ve kültürel birikiminin tutuklanması olarak gördüm. Zweig, bireyin trajedisi üzerinden bir imparatorluğun ve bir kıtanın çöküşünü resmeder. Mendel serbest kalıp eski masasına döndüğünde, artık ne o kafe eski kafedir ne de Mendel eski Mendel. Kitapların dünyasında kaybolan parlak zihin, gerçek dünyanın gaddarlığı karşısında yenik düştü. Mendel’in ölümünü, nezaketin ve derinliğin kaba kuvvet tarafından tasfiyesi olarak anlamlandırdım.
Sahaf MendelStefan Zweig · İş Bankası Kültür Yayınları · 202112,7bin okunma
10/10
·127 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Fevkalade başarılarım olmayabilir. Yalnız yenilgilerim ile sizi şaşırtabilirim sözü üzerine yazdığım yazıyı paylaşmak istedim. Yalnız Değiliz ve Uyanış ile Bunun Farkındayız Her varlık ile aynı seviyede olmak mümkün değildir. Yüksek seviye huzur ve dip seviye arasında ki farkı her iki tarafta birbirine anlatamaz. Yaşam boyu içinden sağ çıkmayı başarmış birisi olarak dip seviyede zulüm üreten ve kendini şahsi çıkara satarak kendi bencil rahatını bozmamak adına genel yararı yok sayan herkese karşı fevkalade başarılarım olmayabilir. Farkındalık üreten süreçler kişisel bir çıkar ve başarı üzerine bir ahlak anlayışı olmadığı için bu bataklıkta olanlar ile birlikte olmamış olmanın da ayrı bir derin huzurunu yaşıyorum. Titreşim uyanış seviyeniz yükseldikçe seviyesi dipte kalan ve doğal akışın ürettiği devrime karşı direnen her seviye şiddeti körükleyen bir tuzağın içine çekilir. Yüksek bilinç öz nitelik bu tuzağı da duru görü bir bakış açısı ile farkındalık üreterek görür ve açık yüreklilik ile sadece yurdun ve ulusun yararına değil yeryüzünde doğal yaşam ve yaşamın tüm paydaşlarının yararına etik ahlak anlayışı içinde bilgiyi devrim üretecek nitelikte bir kalite anlayışı ile en yakın tarih örneği atalarım Mustafa Kemal Atatürk, Fatih Sultan Mehmet han, Hun Türk tufanı ve adem oğlunun Anadolu da varlık sürdürme adına adım attığı günden bugüne ve sonsuza kadar sürecek devrimin bugün ki geldiği seviyeyi yeryüzüne aktaran bir bilinç olma görevimi layıkıyla yapmış olmanın da ayrı bir huzurunu yaşıyorum. Yalan, talan, soykırım vb tüm kötülükler yeryüzünde her yerde açığa düştü. Tini olmayan varlık üretme şirki peşine düşenler Çin'i bilim ve teknoloji tuzağı içinde kötülük üretme merkezi haline getirdiler. Kötülüğün rekabete girmiş olması güç kavgasını büyüttü. Şirk,
Hayata Dair
Anton Çehov'dan HikayelerAnton Çehov · Mors Yayınevi · 20063,715 okunma
Reklam
Puan vermedi·800 syf.·
2026 19. kitabı
“Bu kitap 1968’de yazıldı ama bugünü anlatıyor.” Bu cümleyi binlerce kez duydunuz. Türkiye’nin Düzeni için söylendiğinde ise klişe değil, teşhis. Doğan Avcıoğlu sahaya iki soruyla giriyor: Türkiye neden kalkınamadı, nasıl kalkınır? Düzen nedir, nasıl değişir? Cevap aramak için 450 yıl geriye gidiyor. Çünkü bugünü anlamak için Celâli İsyanları’nı, tımar sistemini, Tanzimat’ın hangi cebi doldurduğunu bilmek zorundasınız. Avcıoğlu bunu yapıyor; üstelik her cümlenin altına kaynak koyarak. Kitabın belkemiği şu: Osmanlı, Batı’dan geri kalmış bir “doğal hâl” değildir. Bir zamanlar dünyanın en ileri ülkelerinden biriydik. Japonya, 19. yüzyılda Orta Çağ karanlığındayken bir silkinişle kalktı; biz ise 150 yıllık Batılılaşma çabasına rağmen neden hâlâ buradayız? Avcıoğlu’nun cevabı sert: Çünkü her reform denemesi, üstyapıyı parlatırken altyapıyı dışa bağımlı sermayenin ve toprak ağalarının elinde bıraktı. Kemalist devrim bile bu kıskacı kıramadı. Avcıoğlu, Atatürk’ü reddetmiyor; eksik bıraktığı yerden devam etmek gerektiğini söylüyor. “Millî Devrimci Kalkınma Modeli” dediği şey de bu. İkinci ciltteki “işbirlikçi kapitalizm” bölümü ise resmen turnusol kâğıdı. 1950 sonrası Türkiye’nin yabancı sermayeyle nasıl yoğrulduğunu, devletçiliğin nasıl tasfiye edildiğini, “dolar diplomasisi”nin nasıl içselleştirildiğini okurken takvimin 1968’de durduğunu unutuyorsunuz. Bugün IMF programlarını, sıcak para girişini, “yabancı yatırımcı küstü” manşetlerini tartışırken Avcıoğlu çoktan reçeteyi yazmış; kimse okumamış. Eleştiri olarak: Avcıoğlu zaman zaman fazla determinist. Çözüm önerisi olan asker öncülüğündeki cunta-devrim fikri ise tarihin çöp tenekesinde yerini aldı. 12 Mart’ın bizzat Devrim gazetesini kapatması da ironinin tam kendisi zaten. Ama tahlilin gücü, önerinin tarihselliğini
Türkiye'nin DüzeniDoğan Avcıoğlu · Kırmızı Kedi Yayınları · 2018253 okunma
Yeni Rusya intibaları
9/10
·104 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Falih Rıfkı'nın "Çankaya"'da üzerinde özellikle durduğu önemli bir problem vardır: eğitim ve eğitim aracılığıyla inkılabın sindirilmesi Bu Çankaya'dan iki alıntıyla gösterilebilir: "Ben Rusya'ya gidip geldikçe daha kestirme daha çabuk vardırıcı halk ve genclik eğitimi metotları olduğunu yekili arkadaşlarıma anlatamıyordum. Biz asrımızın teknik ve metot mucizelerini kavrayamıyorduk." s.462 "Atatürk devrinin zaafları, Atatürk'ten sonraki demokrasiye geçiş devrinde belirmiştir. Başlıca zaaf, eğitim yolu ile devrimlerin ve yeni düzenin halk yığınlarına sindirilememiş olmasıdır. Atatürk devrine tek parti devri diyoruz: Bu bir karma parti idi. Disiplini devrimlerimize inanıştan doğmuyordu. Bilakis Atatürk devrinin zaafı, devrimci bir tek parti rejimi olmamasıdır." s.515 Yeni Rusya Falih Rıfkı'nın dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın da bulunduğu bir heyet ile Sovyetlerdeki gezisine ait mektuplarının kendisi tarafından birleştirilip kitaplaştırılmasıdır. Falih Rıfkı kitap boyunca Sovyetler'deki anılarıyla beraber dönemin toplumunun bir resmini çizer ve Bolşeviklerin yeni düzeni nasıl tesis ettiğine, devamlılığını nasıl sağladığına ve bunlardan alınması gereken derslere değinir. Bunlar arasında Sovyetlerin yeni düzende bilim insanlarının daha çok değer gördüğü, cinsiyet eşitliğinin ve kadınların özgürleştirildiği, ideolojik çerçeve içinde eğitim her yere ulaştırılmaya çalışıldığı ve mektupla eğitimin olup Türkiye'de de benzeri yapıldığında çok fayda görülebileceği, ideolojik propaganda için devletin her şeyi seferber ettiği ve devrimi empoze etmek için sanatı, müziği, kitabı, radyoyu, sinemayı yani bilfiil tüm vasıtaları kullandığını yazar. Bunlarla birlikte Türkiye'de CHP'nin kadrolarının devrimci değil fırsatçı ve menfaatçi olduğunu ve devrimci bir kadroya
Tarih
Yeni RusyaFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 20256 okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2026 42. kitabı
Bu kitap öyle bildiğimiz “seçilmiş kişi dünyayı kurtarıyor” masallarından değil; resmen o baskıcı, bataklık gibi atmosferi ciğerlerimde hissettim. Yazar öyle bir dünya kurmuş ki, işgal altındaki bir yerin nasıl yavaş yavaş delirdiğini, insanların hayatta kalmak için ne kadar küçülebileceğini görüyorsun. Yasnic’in omuzlarındaki tanrıyla olan o tuhaf ilişkisi ya da Ruslav’ın o bitmek bilmeyen kaçışı… Hepsi aslında tek bir şeyi sorgulatıyor: Herkesin bir çıkar peşinde olduğu bir yerde gerçekten “iyi” kalmak mümkün mü? Kitap boyunca o isyanın kokusunu alıyorsun ama öyle romantik bir devrim falan bekleme; her şey çok daha kirli, çok daha gerçek ve çok daha acımasız ilerliyor. Asıl vurucu olan kısım ise “Mükemmel İdare” ve işgal baskısının yarattığı o görünmez hapishane hissi. Herkes bir oyun kuruyor, herkes birinin açığını arıyor ama aslında hepsi koca bir dişlinin parçası olduklarını unutuyor. Okurken bazen “yuh artık, bu kadar da olmaz” diyorsun ama sonra bizim dünyadaki bürokrasiyi, adaletsizliği düşününce “aslında tam olarak böyle” diyorsun. Karakterler arasındaki o gri alanlar, kimin dost kimin düşman olduğunun sürekli değişmesi beni acayip içine çekti. Eğer düz bir fantastik değil de, insanın içine işleyen, bittikten sonra bile o puslu havasından çıkamayacağın sert bir hikaye arıyorsan, bu dünya seni zaten bir şekilde yutuyor.
Son Şanslar ŞehriAdrian Tchaikovsky · Eksik Parça Yayınları · 20265 okunma
8/10
·128 syf.··
2020 299. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2020 00:00
Giorgio Agamben’in en ünlü eseri “Olağanüstü Hal”i özellikle okumak istedim. Kitabı şu anda piyasa bulamayanlar, Ayrıntı Yayınları tarafından İstina Hâli adıyla yeni basımı mevcut. Agamben, ülkemizde çok tanınan bir sosyolog değildi. Ta ki 2013’te Türkiye’deki “Gezi Olayları” patlak verince, düşünürün “kamp” kavramı gündeme bomba gibi düştü. Ona göre kamp, istisna halinden kaideye dönüşme sürecini temsil ediyor. Agamben’in istina hali üzerinde durması boşuna değildir. Onu, siyasi yönetim biçimleri ve rejimlerinin insan hayatı üzerinden çoğu zaman kullanma biçimden tamamen zarurete dönüştürülmek istenmesine olan karşı duruşunu simgeliyor. Bu şekilde, Agamben kamp kavramı, Erving Goffman’ın “total kurumlar”ı ve Michel Foucault’nun “büyük kapatılma”sına örnektir. Yine Agamben, kampa örnek olarak, havaalanındaki tehlike durumunda insanları bir yerde toplayan baskıcı erki veriyor. ⠀ Carl Schimitt’in “partizan teorisi” üzerinden Olağanüstü Hal’in ta Roma Hukuku’na değin gittiğini, resmî anlamda ilk kez devrim Fransa’sında ortaya çıktığını ortaya koyuyor. Türkiye’de iki yıl süreyle OHAL ile yönetildi. Konuyu detaylı anlayabilmek için okudum. Okumanızı tavsiye ederim ama bu kaynakla sınırla kalmayın. Yapabiliyorsanız çapraz okuma yapın.
Olağanüstü HalGiorgio Agamben · Varlık Yayınları · 200810 okunma
Reklam
Reklam