Bir mimariyi biçim ve konstrüksiyon bakımından etkileyen unsurlar arasında, iklim ve coğrafi durum vardır. Bunlara toplum gelenekleriyle, yerli yapı geleneklerinde katmak gerekir.
Ayrıca, Arap-İslam mimarisini belli bir yönde geliştiren nedenler arasında, iklim koşulları önemli bir yer tutar. Suriye, Arabistan Yarımadası, Libya, Mısır, Tunus, Cezayir, Fas ve İspanya gibi ülkelerde, İslam yapı sanatının geliştiğini düşünürsek, bütün mıntıkaların aynı iklim şartlarının etkilediğini görürüz. Bu doğu-batı arz boyu, dikkat edilirse, güneşin belli bir harekette olduğu yerlerdir ve aynı iklim kuşağını verir. Bu iklim kuşağının açıldığı yerleri ele alırsak, Arap-İslam mimarlık eserlerinin derhal değiştiği görülür. Bengal Körfezi’nden/Atlantı’ye kadar uzanan iklim şerit üzerinde, yağmurların azlığı, taşın bolluğu, çöllerin sonsuzluğu, yakıcı güneş, bu toprakların mimarisinden bazı özellikler talep edecektir. İklim, coğrafi durum ve bir ülke toplumunun içinde bulunduğu psikolojik koşullar, bir çeşit manevi suhunet yaratacaktır. Koşulların temin ettiği genel hava, bir milletin yalnız yapılarını değil bütün sanatlarının ortaya çıkmasında doğrucu etken olur. İslam yapılarının duvarlarına, tavanlarını kaplayan geometrik-soyut ve bitkisel süslemeler, paralel, simetrik, diagonal, iç içe şeritler halinde dolaşan, sonu olmayan bir doku arz etmektedir. Göz, süsleme yüzeyinde bir çizgiye takılır ve sonsuzluk içinde döner dolaşır. İnsan böylece sonsuz bir bütün içinde olduğunu hisseder. Bu ebed iyilik içindeki dolaşım, arabın tanrı düşüncesine paralel görünür. Aynı zamanda ebedi oluşun, ölümsüzlüğün bir formülü gibi gelir insana. Aynı zamanda, tanrının her yerde ve mekansız olduğu görüşünde açıklar.