Hasan Ali Toptaş, pürüzsüz ve akıcı üslubuyla bizleri Denizli ve Ankara arasında geçen bir baba-oğul hikâyesiyle karşılıyor. Saf ve temiz duygulara sahip Anadolu insanını yansıtan Aziz Bey’in ölüm ile olan mücadelesini oğlunun penceresinden izliyor ve babasının ölüm mücadelesine oğlunun çaresiz çırpınışları ile karşı koymaya çalışmasına tanıklık ediyoruz. Çok ağır dram yüklü olayların içerisinde koşuşturmamıza karşın yazarın anlattığı hikâye göğsümüzde tıpkı tüy kadar hafif bir his bırakıyor. Hastalık ile ölüme karşı mücadeleye ve en sonunda kabullenişe tanıklık ederken bir yandan da alelade gibi gözüken bir hayatın sıra dışılığıyla karşılaşıyoruz. Yazarın hünerleri sayesinde bir ailenin kader öyküsünden ziyade kendi içimize bir yolculuğa çıkıyoruz.
Tüm yaşamı göç ile geçen, annesini kaybeden ve babasının idealleri, biraz da talihsizlikleri yüzünden sürgün ömür sürgünde yaşayan bir çocuğun hikayesi. Sosyalist Ali ve oğlu farklı hayatlar arasında savrulurken, çok farklı iklimlere götürüyor bizleri. Devamlı göç etmek zorunda kalmış bir babanın, Sosyalist Ali’nin, göç etmeyi tercih eden ve gitgide babasına benzeyen oğlunun ağzından dinlediğimiz bir Anadolu hikayesi.
Kimi hikayeler sayfalara sığmaz, anlatılsa zaman yetmez. İşte burada kısa bir kitaba sığdırılan çok uzun bir hikayeyi görüyoruz.
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,5bin okunma