İRADE.
Ne çok önemsiyoruz şu yetiyi. Hele başına bir de özgürlük niteliği iliştirmişsek adeta tadından yenmiyor.
Fevkalade de önemli bir tamlama oluşuyor böylece: ÖZGÜR İRADE. Sanki irade kavramı tek başına yeterince özgür olamıyormuş da özgürleşmek için sırtını özgürlüğe yaslamaya mecburmuş gibi hissettiriyor şu kaba yığın. Ya da ancak özgürlüğün himayesinde kutsallaşabilirmiş gibi bir temayül taşıyor göğsünde. Müthiş bir parodi hakkaten.
Oysa “irade” özgürlük kavramını içinde barındırmıyor mu zaten? Öyle ya irade’de bir problem bulunduğunda biz bu problemi ‘özgürlüğünü yitirmiş’ olarak belirtmiyor muyuz? İradesini kaybetmiş, iradesi elinden alınmış gibi mesela. Bu deyimlerin her biri; başında özgür sıfatına ihtiyaç duymaksızın iradenin zaten kendi başına özgür olduğunu göstermiyor mu bize? Öyleyse neden iradeyi “özgür” sıfatına emanet etme ihtiyacı duyuyoruz ki?
Böyle olunca ben bu sıfat tamlamasının altını kurcalamak, bu tamlamanın oluşturulma amacını öğrenme ihtiyacımı pek bi normal karşılıyorum. Hatta bir önsezi de bulunarak “Belkide?” diyorum, “bütün bu çabamızın altında gizlenmeye çalışılan ve gösterilenin tam aksi istikametinde bir inanç yatıyordur. Bilişsel seviyede bununla yüzleşemediğimiz için de böyle tamlamalara ihtiyaç duyuyoruzdur.” diyorum. “Biliş ötesinde irademizin kesb edildiğine inanıyoruz belkide. Ya da daha kötüsü, biliyordur bu gerçeği özümüz. Ondan iradeyi bu kadar güzelleyip süslüyor ve onu bir kutsal haline dönüştürüyordur…”
…
İnsanlar var oluşunu insana borçlu olduğu kadar İnsanlık’a da borçlu. Zira insan, sırf maddeden müteşekkil bir var oluşa sahip değil. Varlığını anlamlandıracak hatta kendisi dışındaki varlıklara anlam izafe edecek bir anlamlama yetisine sahip. Eskiler bunu kadim literatürde “merak” olarak tespit ediyorlar.