Üstü Örtülmüş Toplumsal Yaralarımız (DİKKAT SPOİ OLABİLİR!!!)
8/10
·392 syf.··
2026 17. kitabı
​"Zülfü Livaneli’nin Mutluluk kitabı, töre adı altında öz kuzeni tarafından ölüme götürülen Meryem’in hikayesini konu alıyor. Bu kitapta benim gördüğüm; aslında eskide kaldığını düşündüğümüz toplumsal yaralarımızın kapanmadığı, sadece üstünün çok güzel örtüldüğüydü. Masum bir kız çocuğunun çaresizliğini, kendini dini bir lider olarak gösteren amcasının ona yaptıklarını Meryem’in suçu gibi göstermesi çok içten ve vurucu şekilde anlatılmıştı kitapta. Livaneli, bir tarafta bu karanlık töre iklimini işlerken, diğer tarafta batılılaşmış ama kendi içsel bunalımlarında, sahte ve bencil konfor alanlarında kaybolmuş İrfan Kurudal karakteriyle bize muazzam bir tezat sunuyor. Kitap ilerledikçe anlıyoruz ki, ister bir dağ köyünde feodalitenin gölgesinde olalım, ister lüks bir teknede modern dünyanın tam göbeğinde... İnsan, başkalarının onun için yazdığı o ikiyüzlü, bencil senaryoları ve dayatmaları yırtıp atmadığı sürece asla gerçek 'mutluluk' kapısını aralayamıyor. Meryem'in o masum ve tertemiz direnişi, hepimizin içindeki özgürlük arayışına tutulmuş bir ayna gibiydi. Kesinlikle herkesin okuması ve o örtülen yaralarla yüzleşmesi gereken bir başyapıt. "
1000Kitap
MutlulukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 202043,6bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2018 125. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2018 00:00
Uzun zamandır beklettiğim #kasedibaşasardır kitabıyla birlikte geldim bu gün. O kadar çok yorumunu gördüm ki kitabın, hepsi bir özlem havasında yazılmıştı. Büyüdükçe büyüdü içimde ama nedense hep "2019 a girerken okuyacağım" dedim. Dün geceyi bu güzel kitapla noktaladım. Çocukluğuma, şimdi asla bir arada bulamadığım akrabalarıma, yerinde yeller esen mahalle bakkalına, eskimeyen oyuncaklarıma, adını unuttuğum komşu teyzelere-amcalara, ıslak çamaşırlardan damlayan suların soba üzerinde çıkardığı o "cıss" sesine kadar göz atıp geri döndüm. Bazen bir şeyler içinizde ağır basar "hele az daha biriksin" dersiniz, sonra "tak" der ve bırakırsınız. Sanırım öyle bir zamandayım ve kabak bu caaanım kitabın başına patladı. Okudum, güldüm, ağladım, iç çektim, yine güldüm, son olarak iki damla göz yaşıyla kapattım kapağını. Ben üzerimdeki o bilinmeyen ağırlığı attığımdan rahatladım, o da kitaplıktaki yerine kavuştuğundan... Güzel de bir uyku çektim doğrusu. Size bir sır vereyim mi, orta 2 de ben de gidemediğim tatil dönüşlerinden birinde sanki gitmişim gibi kompozisyon yazmıştım edebiyat dersinde. O kadar güzel anlatmıştım ki bütün sınıf gitmek istemişti, neresi olduğunu sormuştu herkes. Gitmediğimi bilen bir kişi vardı. Edebiyat öğretmenim Abdullah Bey. Gözlüğünün üzerinden yanık teninde daha çok dikkat çeken gülen çakır gözleriyle baktı, "aferin örs iyi gözlemlemişsin" dedi. Öğrencilerine soyadlarıyla seslenirdi hep. Asla bozuntuya vermedi ve hiç konusunu açmadı. O zaman bu benim için çok önemliydi... Mihrap Altıntaş'ın dediği gibi, çocukluk işte...
Kasedi Başa SardırMihrap Altıntaş · Karina Yayınevi · 201897 okunma
Reklam
Sevgi vicdana engel değildir…
9/10
·68 syf.··
2026 29. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 14:21
Cengiz Aytmatov un Yüz Yüze adlı eseri, savaşın yalnızca cephede değil, insanların ruhlarında da açtığı yaraları anlatan etkileyici bir hikâyedir. Aytmatov bu kısa ama derin eserinde korku, vicdan, sorumluluk ve fedakârlık gibi kavramları sorgulatır.Romanın en dikkat çekici yönlerinden biri, savaşın kahramanlık kadar insanın zayıflıklarını da ortaya çıkarmasıdır. Cepheden kaçan İsmail’in yaşadığı korku ve bunun ailesi üzerindeki etkileri, okuyucuya savaşın görünmeyen yüzünü gösterir. Özellikle Seyde karakteri, sevgi ile doğru olanı yapma zorunluluğu arasında kalırken büyük bir ahlaki sınav verir.Kitabı okurken beni en çok etkileyen nokta, insanların zor zamanlarda gerçek karakterleriyle yüzleşmek zorunda kalmaları oldu. Aytmatov, savaşın yalnızca düşmanla değil, insanın kendi vicdanıyla da bir mücadele olduğunu başarılı bir şekilde anlatıyor.Eserin vermek istediği temel mesajlardan biri, korkunun insanı yanlış yollara sürükleyebileceği ancak vicdanın eninde sonunda insanı gerçekle yüz yüze bırakacağıdır. Bu yönüyle Yüz Yüze, sadece savaş hakkında değil, insan doğası hakkında da düşündüren bir eserdir.
Yüz YüzeCengiz Aytmatov · Ketebe Yayınları · 20215,6bin okunma
Pipo Dumanı, Geveze Bir Köpek ve İstemeden Yazılan Bir Destan
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2023 17. kitabı
Tolkien dendiğinde zihnimizde hemen puslu dağlar, kadim elfler, trajediyle yoğrulmuş krallar ve dünyanın kaderini omuzlarında taşıyan yorgun yüzük taşıyıcıları canlanır, değil mi? Oysa Ham'li Çiftçi Giles, o ağırbaşlı ve görkemli epik dünyanın yüzüne muzipçe gülümseyen; yanakları al al, göbeği hafifçe öne çıkmış, elinde piposuyla şömine başında oturan sevimli bir akraba gibi. Onu okurken, yazarın kendi yarattığı o devasa mitolojinin ağırlığından bir anlığına sıyrılıp, sadece eğlenmek için kalemi eline aldığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Bu kısacık hikâyede kahramanlık, asil bir kanın ya da ilahi bir seçilmişliğin değil; tamamen tesadüflerin, birazcık sağduyunun ve bolca "aman tadımız kaçmasın" endişesinin bir ürünü. Giles, dünyayı kurtarmak isteyen biri değil. O, tarlasını sürmek, edebiyat tarihinin en korkak ama en abartılı konuşan köpeklerinden biri olan Garm ile didişmek ve rahat koltuğunda pineklemek istiyor. Fakat kaderin (veya yanlışlıkla ateşlenen eski bir tüfeğin) onun için çok daha ironik planları vardır. Kitabın sayfaları arasında gezinirken yüzümden o sıcacık, hınzır tebessüm hiç eksik olmadı. Tolkien, bir dilbilimcinin ince zekâsıyla eski şövalye masallarını, saray dalkavukluklarını ve kibirli ama işlevsiz kralları öyle tatlı, öyle iğneleyici bir dille tiye alıyor ki, hayran kalmamak elde değil. Hele o meşhur ejderha Chrysophylax! Smaug’un o kan donduran haşmetinden ziyade; pazarlık yapmayı seven, canı tatlı, kurnaz ama bir o kadar da tuhaf bir şekilde "esnaf" zihniyetli bir sürüngen var karşımızda. Giles ile ejderha arasındaki o absürt, adeta iki tüccar edasıyla yapılan diyaloglar, eserin mizahi zirvelerinden biri. Metin boyunca satır aralarından bize şu gerçek fısıldanıyor adeta: Şatafatlı kılıçlar, yaldızlı mektuplar ve yüksek perdeden edilen
İnceleme
Ham'li Çiftçi GilesJ. R. R. Tolkien · İthaki Yayınları · 20181,074 okunma
Puan vermedi·520 syf.··
2018 107. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2018 00:00
Okuyan kadinlar kulubu olarak 29 Ekim - 10 Kasım arası Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili kitaplar okuma kararı alıp #izindeyizokuyoruz dedik. @okumacemberiolusturalim etkinliğime de böyle bir kitap kattığım için çok mutluyum. Okuyup raflara sığdırabileceğim bir kitap olmadığı kesin. Devasa bir hayata tanık oldum @yilmazozdil_ sayesinde. Mustafa Kemal Atatürk'ü, fikirlerini, zaferlerini, yaptıklarını, görüşlerini hepimiz biliyoruz. Ben bilmediğim yönleriyle Kemal'e de aşık oldum... Gözümüzün önündeki resmine değil, beynimizin içinde ki fikrin ile Ne Mutlu Türküm Diyene Sakin bir bebekliği, ağırbaşlı bir çocukluğu vardı. Dobraydı, dürüst cevapları severdi, gambazlıktan haz etmezdi. Soğuk kanlıydı, tehlikelere karşı papuç bırakmazdı. Mütevazı, esprili, hazırcevaptı. Takım çalışmasına inanırdı. Kimseyi ihmal etmezdi, vefalıydı. Hesap adamıydı. Sakin bir özgüvene sahipti. Gücünün farkında ama kibirli değildi. Pratik ve idealistti. İletişim dehasıydı, kod adı Nuh'tu. Asil ve ince ruhluydu. 21 Kasım 1925 kayıtlarına göre 1.74 boyunda, 74 kiloydu. 42 numara ayakkabı giyerdi. Karizmaydı. Açık renkleri sever, kol düğmesi, yaka iğnesi, bağcıklı siyah rugan ayakkabı kullanırdı. Köstekli saat takar, tespihi aksesuar olarak taşırdı. Fanilasında taşıdığı minik zincirli iki muskası vardı. Uyanınca çıngıraklı zilini çalardı, gazeteleri ve kahvesi getirilirdi. Yanlızken divana bağdaş kurup otururdu. Parfüm kullanmaz, kolonya sürerdi. Akşamları pijama üstüne şal yakalı robdöşambr kullanırdı. Omuzlarına masaj yaptırmaktan çok hoşlanırdı.Sofrada müşkülpesent derecesinde dikkatliydi. Kuru fasulye ve bamya severdi. Patlıcan kızartmasını sever, karnıyarığı pilavla karıştırarak yerdi. Kavun ve üzüm severdi. Tatlıyla arası yoktu ama gül reçeline hayır diyemezdi. Yaz kış soğuk su içer,
Mustafa KemalYılmaz Özdil · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201815,7bin okunma
9/10
·200 syf.··
2026 34. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2026 14:24
Aptalı Tanımak – Celal Şengör Aptalı Tanımak, ismi nedeniyle ilk başta mizahi bir kitap gibi görünse de aslında insanın düşünme biçimleri, bilgiyle kurduğu ilişki ve eleştirel düşüncenin önemi üzerine yazılmış bir eser. Kitabı okurken sık sık çevremdeki insanları değil, kendimi sorguladığımı fark ettim. Kitabın en dikkat çekici yanı, cehaleti yalnızca bilgisizlik olarak tanımlamaması. Celal Şengör’e göre asıl problem, insanın bilmediğini bilmemesi ve öğrenmeye kapalı olması. Bu bakış açısı kitabın temelini oluşturuyor. Çünkü herkes bazı konularda bilgisiz olabilir ama bunu kabul edip öğrenmeye çalışmakla, her şeyi bildiğini sanmak arasında büyük bir fark var. Kitap boyunca bilimsel düşüncenin önemi sık sık vurgulanıyor. Yazar yer yer sert bir dil kullansa da anlatmak istediği şey aslında oldukça açık: İnsanların duydukları her şeye inanmak yerine sorgulamaları, araştırmaları ve kanıta değer vermeleri gerekiyor. Bazı bölümlerde Celal Şengör’ün üslubu bana fazla keskin geldi. Özellikle fikirlerini aktarırken oldukça net ve tavizsiz bir yaklaşımı var. Bu durum kimi okurların hoşuna gidebilirken kimilerini rahatsız edebilir. Benim için kitabın en tartışmalı tarafı da buydu. Buna rağmen kitap, insanın düşünme alışkanlıklarını gözden geçirmesi açısından oldukça ilgi çekici. Okurken sadece “aptal” olarak tanımlanan insanları değil, hepimizin zaman zaman düştüğü düşünce hatalarını da görüyorsunuz. Aptalı Tanımak, bana bilgi sahibi olmanın tek başına yeterli olmadığını, önemli olanın öğrenmeye açık kalmak ve kendi düşüncelerini de sorgulayabilmek olduğunu düşündürdü. Her görüşüne katılmasam da üzerine düşünmeye değer fikirler barındıran bir kitaptı. Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan şey şu oldu: İnsanı gerçekten geliştiren şey, ne kadar bildiği değil; bilmediklerini fark
Aptalı TanımakCelâl Şengör · Ka Kitap · 20152,205 okunma
Reklam
Reklam