Roman, Berlin Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Türk kökenli Başkomiser Yıldız Karasu ve Alman ortağı Tobias Becker'ın, vahşice işlenmiş bir cinayet mahalline çağrılmasıyla başlar. Klasik dedektif ve cinayet romanı, lakin işin içinde Tanrılar varsa, bu iş kaçınılmaz olabilir. Karakterlerimiz; Yıldız ve Toby'nin, ister meslektaş olarak arkadaşlığı, isterse de dert ortağı bakımından her koşulda desteği çok iyi nüanslardan biri idi fikrimce. Dil, din, cins millet, renk, farketmeksizin insanlar birlikte iş, arkadaş ve hatta aile ilişkisi kurabiliyorsa, dünya bazıları için Uranüs'ün cenneti, bazıları için Hades'in cehennemi olabiliyor.
Adeta ritüelistik tarzında sayılan bu cinayet'in bir çok şüphelisi olmasına rağmen, romanın sonuna kadar heyacanını yitirmeden soluksuz devam etti. Sherlock Holmesvari tarzı bu romanda dikkatimi çeken konulardan biri de; Yazar sadece mitolojik tanrıları değil, aynı zamanda kayıp tarihleri ve hafızaları da dikkat merkezine çekmiştir. Romanın daha ilk sayfasında;
"Unutmanın bedelini ödeyecek unutanlar. Unuttuğunuz yerden başlayacağım." s.13
belirterek, eylemlerin bir nevi antikvari öfkesini göstermeye çalışmıştır fikrimce.
Psikolojiye de bir az yer veren yazar, insanın unutkan varlık olduğunu da sürekli baş veren olayların niteliğinde hatırlatmaya çalışıyordu zannımca. Dil bakımından olsun, hikâyesi olsun akıcı ve de sürükleyici idi. Çok beğendim.
Keyifli okumalar diliyorum.