Puan vermedi·
Her şey devlet için" zihniyeti, müslümanların kafalarına o denli yerleştirildi ki "her şey din için" inancı kayboldu. Ve Müslümanlar, saltanat ve diktatorya rejimleri uğruna ulü'l-emr zihniyetinin kulları oldular. Ulü'l-emr zihniyeti, nasıl olursa olsun, lâ yüs'el bir hale getirilip kutsallaştırıldı. Bugün, dünyanın çeşitli yerlerinde müslümanları ezen ulü'l-emr'ler, Yezid zihniyetinin mirasçısı oldular. Kendileri için dokunulmazlık kanunları çıkararak saltanatlarını sürdürdüler, sürdürüyorlar... Hazindir ki, sarıklı-cübbeli hocalar da bunlara itaatin vacip olduğunu anlatıp duruyorlar cami kürsülerinde... Ebu Zer diyor ki: "Allah, ma'rufu emredip onu terkedene ve münkerden sakındırıp onu yapanlara la'net etsin..."
Emeviler Dönemiİhsan Süreyya Sırma · Beyan Yayınları · 2022711 okunma
7/10
·341 syf.··
2025 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2025 16:49
Kitap özellikle Osmanlı’nın sekülerleşme sürecini görmek açısından oldukça faydalı. Aslında alkolün coğrafyamızda -bazı zamanlar hariç- asla yasak olmadığının özeti gibi. Osmanlı’nın din özgürlüğüne sahip bir imparatorluk olduğunun en büyük delili kitapta gayrimüslümlerin alkol üretme/içme/satma özgürlüğüne sahip olmaları kitapta görülebiliyor.Bu kitap Osmanlı’nın şeriat devleti olmadığı ve devletin vergisinden asla vazgeçmediğini anlamak açısından güzel örnek. Sonra olarak her yabancı yazar gibi tarihi yalanlar da var. Sözde ermeni soykırımı ve kemalist diktatörya gibi.
Rakının ÜlkesindeFrançois Georgeon · İletişim Yayınları · 037 okunma
Reklam
Puan vermedi·423 syf.·
2025 154. kitabı
Yazan: Yaşar Kemal Yazılan: Siz Çeken: Türk Milleti Konu: Bal gibi bilirsiniz. Kitap ismini Âşık Veysel'in bir dörtlüğünden alıyor: Kimi yaya kimi atlı Kimi uçar çift kanatlı Dünya şirin baldan tatlı Eyvah balı tuza katmış “Ben iki şeye inanırım, iki şeyin sonsuz gücüne, sonsuz yaratıcılığına, sonsuz değişimine: Halk ve doğa. Sanatımı halkımla birlikte, onun büyük yaratıcılığı ile birlik olarak, onun için yaparım. Politikam da sanatımdan ayrılmaz... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım." Yaşar Kemal “Ormansızlık yüzünden topraklarımız elden gidiyor. Onu kurtarmak için tek çare, içindeki köylüyü başka yerlere iskan etmektir. Yoksa Türkiye çöldür. Bütün bunlarla birlikte eğitim davası da ele alınacak. Çok geri kaldık. Bir eğitim seferberliğine girişilecek, Köy Enstitüleri yeniden açılacaktır." 6.12.1959 Yazının tarihine bir de bugünün tarihine bakınız. İlkokulda, "Yeşili sev, doğayı koru!" diye öğrettiler bize. Müfredatı belirleyen hükümet, yanan ormanların yerine oteller dikti. Hatta ormanlar yanarken milletin üstüne çay attı. Zeytinlikleri berbat etti o kazı benim şu kazı senin saçmalığıyla. Değişmiş mi hiçbir şey? Evet. Daha kötüye gitmiş. “Ben diyorum ki, yıllardan bu yana orman orman, su su, gübre gübre, toprak ölüyor, ölüyor, diye bağırdım. Bu yazar da konu bulamıyor dediler. Alın şimdi size konuyu. Çıkın bakalım işin içinden. Sen aydınını dinlemezsen, içeri atarsan, yakarsan, öldürürsen olacağı bu, geldiğimiz nokta ortada. "Eski tas, eski hamam. Hiç kimse şu toprağı diriltmeye yanaşmayacak. Böyle gidecek." "Sen kültürünü küçük gör, başkaları da küçük görsünler, önem vermesinler. Sen kültürüne güvenme, inanma, sevme... Başkalarına da sevdirmeye çalışma, uğraşma, sonra milliyetçiyim diye ortaya çık, olur
Baldaki TuzYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 2021668 okunma
İslam Deklarasyonu | Aliya İzzetbegoviç
Puan vermedi·128 syf.··
2025 3. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2025 00:00
(02/02) - (05/02) – "İslam'a yabancı olan hiçbir ideal ne kültür ne de devlet sahasında asla kayda değer bir tesir oluşturmayı başaramadı." – "İslam'ı kabul eden bir halk/fert başka bir ideal için yaşama ya da ölme salahiyetine sahip değildir." – "İnsanın biri dış diğeri de içsel olmak üzere iki dünyası olduğunu kabul eden İslam, insanın bu iki dünya (* İnsanın öznel dünyası ve sosyal dünyası. Dengeyi sağlayamayıp öznele temayül ederse subjektif ahlaka, sosyale temayül ederse rölativist ahlaka yönelir.) arasındaki uçurum üzerinde köprü olduğunu öğretir. Bu bütünlüğün dışına çıkıldığında din, geri kalmışlığı (* Fideizm ve sığ görüşlülük); bilim de inançsızlığı (* Salt dünyevi pragmatizm) getirir." – "Kendilerini müfessir ve dinin muhafızı olarak addedenler, dinî mesajların hiçbir şekilde hayatta tatbik edilmeyişini vicdan azabı duymaksızın kabul ettiler." •} Syf 27-28 Türkiye ve Japonya arasında güzel bir analoji – "Manevi hürriyetini ilk sıraya koyup onun için mücadele etmeyen bir milletin istikbali, kısa sürede bayrak ve milli marşa indirgenecektir." – "Kur'an'ı anlaşılabilir bir mana ve muhteviyattan yoksun, yalın bir sese dönüştürdüler." – "Kökeni ve içeriği itibarıyla yabancı olan bu mefhumlar (Laiklik ve Milliyetçilik), tam manasıyla yaygın bir manevi yoksulluğun yansımasıydı." – "Hayatını bir Müslüman olarak yaşamak ve idame ettirmek istiyorsa bir çevre; dünyayı değiştirmek zorundadır, aksi hâlde kendisi değişime tabi olacaktır. Tarih boyunca hiçbir hakiki İslami hareket yoktur ki aynı zamanda siyasi bir hareket olmasın." – "Bilgi seviyesinin eskiyle mukayese edilemeyecek derecede yüksek olması da bunlara karşı herhangi bir engel teşkil etmedi." *Aliya İzzetbegoviç'e göre ahlak yasalarının pratiğe geçmemesi hissiyatın yoksunluğundan, başka bir deyişle
Siyaset ve Felsefe
İslam Deklarasyonu ve Tarihi SavunmaAliya İzzetbegoviç · Ketebe Yayınları · 20199,4bin okunma
İyi denemeydi Fahrettin
10/10
·598 syf.··
2025 1. kitabı
Normalde buraları pek aktif kullanmam, sadece okuduğum kitapların incelemelerini merak ederim farklı bakış açıları ile okuduklarım nasıl yorumlanabilir diye. Bu kitabı çok beğendim, özellikle kurgusu şu ana kadar okuduklarım arasında özel bir yere sahip. Önce incelememi yazayım, daha sonra attığım neden böyle bir başlık attığımı açıklarım. Pek yazı yazan birisi değilim, eğer hata bulursanız mesaj atmaktan çekinmeyin lütfen. Öncelikle kitabın konusu ile başlayayım; kitap III.Selim döneminden başlayarak Osmanlı ve devamında Türkiye Cumhuriyeti'nin çağdaşlaşma bağlamında iki yüz elli yıllık yapısal değişimini anlatıyor ve sanılanın aksine ana odak konusu din değil hatta din ile ilgili kısımları ziplersek belki kitabın yüzde onunu anca oluşturur. Kitap yöremizin askeriye, dil, eğitim, siyaset, millet, kimlik, ekonomi, diplomasi, altyapı gibi alanlardaki problemleri ve çözüm önerilerini, Hobsbawm tarzında (ki Hobs, Berkes'ten sonra doğmuştur ama Türk olduğumuzdan dolayı, süper star akademisyenlerimizi tanıtmamıza gavur akademi engelliyor) neden-sonuç ilişkileriyle alabildiğine farklı görüşlere yer vererek anlatıyor. Yanlış bildiğimiz kavramları tanıtmakla işe başlıyor Berkes, feodalizm, sekülerizm, laiklik gibi kavramların kökenine inip; Batı'dan kafamıza göre her kavramı alamayacağımızı çünkü o kavramın tanımının o yöreler içerisinde bir anlam kazandığını kendince açıklıyor. Bunu yapmasının sebebi ise o dönemde topraklarımızda çetin bir laiklik tartışmalarının başlaması. Kitapta da sıkça dile getirdiği üzere, Türkler bilmedikleri bağlamdan yeni öğrendikleri kelimeleri bildikleri bağlamda yanlış kullanmasıyla meşhur bir Orta Asya medeniyetidir. Buna sıkça yer verir Berkes ve dolaylı yoldan aslında 1960'lı yıllarda dönen ızgara ateşli laiklik tartışmalarında
Türkiye'de ÇağdaşlaşmaNiyazi Berkes · Yapı Kredi Yayınları · 2019636 okunma
7/10
·288 syf.··
2017 1. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2017 00:00
James Palmer'ın Türkiye'de pek bilinmeyen Baron Ungern von Sternberg biyografisi, temelde, I.Dünya Savaşı ve 1917 Ekim Devrimini takibeden dönemde Moğolistan ve Sibirya'daki Beyaz Ordu faaliyetleri üzerine... Baltık Almanlarından olan ve bilahare Rus aristokrasisine katılıp Uzakdoğu cephesinde Çarlık ordularında subay olarak savaşan Baron Ungern'in, Amiral Kolçak'ın 'Beyaz Ordu' komutanlığından ayrılıp kendi küçük ordusuyla 1918-21 arasında Moğolistan'ı işgal ederek, Çinlileri buradan kovması ve tesis ettiği kanlı askeri diktatorya kitapta gayet başarılı ele alınmış. Ungern'in Budizm'e ilgisi, Cengiz Han'ın ruhuyla geri döndüğü inancı (reenkarnasyon) ve acımasızlığıyla başta Oyrat, Cungar, Kalmuk, Tuva vb Moğol halklarını kendine bağlaması, bilahare Budizm tanrılarından olarak görülüp kendisine tapınılması vs bu coğrafyadaki dini-siyasi dengeler açısından enteresan. Keza Budizm'de de Ortadoğu dinlerindekine benzer Mesiyanik-Mehdici cereyanları görmek şaşırtıcı... Lakin tarihteki hemen her 'Mehdi' gibi Ungern de sonuçta düşmanları (burada Bolşevikler) tarafından öldürülüyor, bu da tarihin ayrı bir cilvesi. Baron'un Moğolistan'da Japonların desteğiyle Pan-Mongol faaliyet yürütmesiyle, Enver Paşa'nın 1920'lerin başında Türkistan'daki askeri-siyasi girişimleri arasında belirgin bir benzerlik göze çarpıyor. Hem de aynı ortak düşmana, Bolşeviklere karşı... Türkçeye henüz çevrilmemiş olan kitap, kulağa tuhaf gelen hikayesinin yanısıra, Moğolistan-Sibirya üzerindeki Rusya-Çin-Japonya mücadelesini yakından görmek açısından da okunmaya değer...
1000Kitap
The Bloody White BaronJames Palmer · 20081 okunma
Reklam
Reklam