Türkiye'de çalışan, bir yerlere gelmek için gerçekten uğraşıp didinen insanlar da var; bu kişilerin hakkını ilelebet yiyemezsiniz. Bu işlerin kesinlikle halledilmesi lazım; aksi takdirde hakkaniyet ve adalet vadeden çok kuvvetli bir diktatorya gelebilir.
Sayfa 173·Kitabı okudu
Alıntı
Diktatörya
Bazıları insan hayatının önemli olduğunu sanıyorlardı.. ne laf ya! Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insanlardır. Yakılacak insan olmazsa sobada söner.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
"Propaganda, Sovyetler Birliği'ndeki komünist hâkimiyetin en önemli araçlarından birini teşkil eder. Bu yüzden Sovyetler Birliği salt komünist diktatorya değil, aynı zamanda komünist propaganda devletidir. Devlet ve halk arasındaki etkileşim büyük oranda propaganda sayesinde gerçekleştirilir. Sovyetler Birliği Komünist Partisi ancak propaganda sayesinde böylesine büyük bir devleti yönetme başarısını göstermiştir. Bu uğurda devasa propaganda organları oluşturulmuş, kaynakların önemli bir kısmı bu birimlere aktarılmıştır."
Sayfa 22·Kitabı okudu
Alıntı
başlanndaki diktatörya da işkenceciler gibi yaratıkları insandan ayıran şey, empati duygulannın olmamasıydı. Hiç kimsenin acısını, hiçbir insanın hatta hiçbir canlının derdini hissedemiyorlardı. Bu da onlan birer zulüm makinesine çeviriyordu.
Senelerden beri iktidar partisi buna göre daha nice binlerce yanlış adım atmış, haksız, mesnetsiz ve keyfi kararlar vermiş; asmış, kesmiş kurşuna dizmişti. Onun için hüküm giyenler, haklarında verilen kararları yadırgamamışlardı. Hatta sürgüne gönderilmiş olanlar ucuz kurtuldukları için şükrediyorlardı. Aslında Harbiye Nâzırı'na sıkılan kurşunlar, bir şahsa değil, Meşrutiyet etiketi taşıyan zulme, istibdada, gadre ve gaddarlığa idi. Kuvvetini baskı ve terörden alan her diktatorya gibi, İttihat ve Terakkî idâresinin elinden de insaf ve adâlet beklenemezdi ya..
Sayfa 149 - Baha Matbaası - İstanbul, 1964·Kitabı okudu
- UMÛMİ MANZARA VE MOSKOF
Son 150 yıllık Türk Moskof maceralarını ve Türklüğün çilelerini hatırlatmağa bile lüzum yoktur. ​Şimdi bu umumî başlangıçtan sonra, 1919'dan bu yana, Türk Rus münasebetleri ve komünizma ateşinin nasıl Halk Partisi iktidarı tarafından himaye edildiğinin acı hikâyesini ana hatlarıyla gözden geçirelim: ​1-1919'dan 1921'e kadar Millî Mücadelenin ilk kuruluş devrinde sıkı bir Türk-Rus dostluğunun propagandası hüküm sürüyordu. Bakü'de bir Şark Milletleri Kurtuluş Kongresi toplandı. Buna bizden de murahhaslar gitti. Bu murahhasların yarısı Binbaşı Arif Beyin başkanlığındaki Türk hükümetinin adamlarıydı. Fakat diğer yarısı da Suphi Yoldaş'ın azgın komünistlerinden mürekkepti. Suphi Yoldaş'ın bu kongrede okuduğu raporda, Türkiye'de komünizma hareketinin bütün safhaları anlatılıyor ve "Halk İştirakiyun Fırkası"nın Anadolu'da nasıl inkişaf ettiği tafsil olunuyordu. ​2- Almanya'da kurulan ilk Türk Emekçi ve İşçi Partisi İstanbul'a gelmiş ve Beşiktaş'ta bir ressamın (eski Güzel Sanatlar Akademisi Müdürü meşhur ressam Namık İsmail) evinde gizli komünistlere yemin ettirmekle işe başlamıştı. Türkiye'nin Stalin'i diye andıkları doktor Şefik Hüsnü, işte bu evde yemin ettirilerek Partiye girmiştir. ​3- Ankara'daki "Halk İştirakiyun Partisi"ne, o devrin Meclis ve Devlet Reisi, bir takım emniyet ettiği adamları koyduğu halde, bu Parti neşrettiği 1 No'lu beyannamede, Sultanlara olduğu kadar "kuvvayı miliye"cilere de hücum etmek lüzumunu duymuştu. 4- Suphi Yoldaşın raporunda aynen şöyle bir cümle vardır: "Erzurumda Albayrak, İstanbulda Kurtuluş jurnalı, idealimizi yaymaktadırlar." ​Milli Mücadele hükümetinin müsamahasiyle kurulan bu teşkilât, bir zaman geldi ki, ya büsbütün Anadolu'yu kızıl diktatorya altına almak yahut da Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümetini arkasından vurmak
Sayfa 26 - TÜRKİYE’DE KOMÜNİZMA, Büyük Doğu Dergisi - 1 Nisan 1949, Sayı: 4; 21 Nisan 1971, Sayı: 16
Mücerret Fikir
Reklam
Reklam