Benim için her zaman çok ayrı bir yere sahip olacak bir kitap oldu. Buna sebep uzun zamandan beri düzenli kitap okuyamayan beni bile öyle içine çeken ve düşündüren bir eser olması kesinlikle. Kitap Tanrının mutlak güce sahip olmak zorunda olmadığına atıfta bulunuyor ayrıca insan önyargılarına, sevgiye muhtaçlığımıza ve yalnızlıkla ilgili muhteşem mesajlar var. Okuduğum en sürükleyici ve akıcı klasiklerden birisiydi benim için. SPOİ Cenevreli ve iyi bir aileye mensup Victor Frankenstein'ın (Evet canavarın adı değil yaratıcının adı aslında Frankenstein) annesinin vefatı üzerine İngolstadt'a eğitim görmek üzere gider. Orada aldığı eğitimle birlikte bir ölüye tekrar can vermek ister ve bunu başarır. Ancak bunu yaptığı anda pişman olur. Hikaye boyunca karaktere canavar, iblis, ifrit, şeklinde sesleniyor yani karaktere herhangi bir isim verilmemiş. Canavarın can bulmasıyla kitabın sonuna kadar birbirlerine verdikleri zararları ve acımasızlıklarını okuyoruz ayrıca İnsanın nasıl tam anlamıyla bir kötüye dönüştüğünü ve acılarımızın bizi gerçek bir canavara çevirdiğini görüyoruz. Ben aslında her iki karaktere de ayrı kızarak okudum Victor'un yapacağı şeyin nelere evrilebileceğini öngörememesi tamamen canavarı başıboş bırakması, canavarın ise kötülüğe yenik düşmesi masum insanları katletmesi. Konudan ziyade yine genel çerçevede bakarsak yazarın 18 yaşında olması ve o dönemde (Kadınların 2. planda olduğu) böyle bir eser vermesi gerçekten muazzam o zamanlar halk tarafınca epeyce sevilmiş benimde kesinlikle tavsiye ettiğim çok güzel bir kitap. İyi okumalar :)