öyle yorgunum öyle yorgunum öyle yorgunum ki öyle yorgun
beni artık sadece anlaşılmak dinlendirir
anlattıkça dinlenirim lakin
anlatmak ama konuşarak değil
anlatmak ama dokunarak değil
anlatmak ama dinleyerek değil
anlatmadan anlatmak ve anlaşılmak
sonra biraz yağmur
biraz uyku
yedi yılda kaç gün var bıraktım artık saymayı
bıraktım artık saymayı ikibinküsürden sonra
yedi yılda kaç acı kaç ağrı kaç yalvarış
bu kafayı bu gövdenin üstünde
bundan sonra bu kadar dik tutamam istesem de
düşüyorum
"Neden biz böyle kendimizi, beynimizi, etrafımızdaki şeylerden ayırıyor, toplayıp bölüyor sonra da, 'Daha mı iyi oldu, yoksa daha mı kötü?' diye soruyoruz. Neden her şeyi -hayatı, zamanı, insanı, insanlığı, aşkı, mutluluğu, özlemi, acıyı, hürriyeti-, birbirinden ayırıyor, lime lime ediyor, sonra da bir araya getiriyoruz? Böylece, birbirinden ayırıp bir araya getirerek en büyük kötülüğü kendimize yapıyoruz. Sınırlar, koyduğumuz engeller, bizi bizden, insan ve insanlıktan uzaklaştırıyor."
İnsanı haksız yere hapse atan bir yönetim altında dürüst bir insanın asıl yeri cezaevidir.
...
Burada bu insanların etkisiz kaldığını, seslerinin Devlet'i artık etkilemediğini, bu duvarlar arasında devletin düşmanı olmaktan çıktıklarını sananlar, doğrunun eğriden ne denli güçlü olduğunu, haksızlığı azbuçuk tatmış insanın haksızlığa karşı çok daha büyük bir güç ve etkiyle savaşabileceklerini bilmiyorlar demektir.
Oysa ben neler düşünüyorum. Diyorum ki gururumun bu kadar incinmesine dayanmamalıydım.
...seslerin arkalarındaki sesleri aradığımı hatta duyduğumu anlatmışım. Acaba bir kez olsun duydun mu o sesi.