Bazı ilişkilerde problem kavga değildir. Problem, hep aynı tarafın sürekli anlamaya çalışmasıdır. Hep aynı tarafın alttan alması, sabretmesi, toparlamasıdır.
"Bütün dinler beden ve ruhun ayrı olduğu inancına dayanıyorsa," diye düşündü Selim, "keşke tam bir dindar olsaydım da buna katıksız inanabilseydim." Ruh ve beden ayrıdır, beden toprakta çürür, ruh göğe yükselir; bu inanç, milyarlarca kişiyi kendine bağlamıştı. "Ölenlere üzülmeyin, çünkü o cennete gitti," derlerdi; hele çocuklara... "İyi ama," diye geçiriyordu içinden, "o çocuğun ya da sevgilinin bedeni de kıymetli değil miydi? Eline diken batsa, bir yerini kesse üzüldüğün o beden, birdenbire nasıl önemsizleşir? İnsan zihni bunu nasıl kavrayabilir? Bir sevdiğinin mezarını ziyaret ettiğinde, ikilem içinde kalmaz mıydın? Acaba o burada mı, yoksa başka yerde mi? Buradaysa kötü, dilerim başka yerdedir. Ama burada değilse, ben burada ne yapıyorum? Bu çiçekler kimin için, onlar için mi, yoksa sadece bizim gözümüz için mi?"
"Keşke ruh ve beden ayrılığı gerçek olsaydı," diyordu. "Keşke benim de ruhumla bedenim bir süreliğine birbirinden ayrılabilseydi. Onlar bedenimle oynarken, ben başka yerlerde olabilseydim."Ama sonra kendi kendine soruyordu: "Madem ruh dediğin şey bey nin bir fonksiyonu, o zaman beynini kullanarak bir ruh seyahatine çıkamaz mısın? Bedeninin dışına çıkamaz mısın?” Böyle düşüne düşüne kendini koşullandırmaya çalışıyordu; hiç inanmadığı ezoterik masallardaki astral seyahatlerden birine çıkabilseydi keşke...