"Ağrıdağının yamacındaki Küp gölünün kıyısında çobanların birikip kaval çaldıklarıdır."
Yaşar Kemal bu kitabında bize bir aşk efsanesini kalbimizin derinliklerine kadar işleyecek acı bir gerçekçilikle aktarıyor.
Ahmet'in kapısına bir at gelir. Atı 3 kere uzağa bırakıp gelir ama at her seferinde döner. Artık her kimin olursa olsun atı geri veremez. At onun kısmetidir...
Bu at Ahmet ile Gülbahar'ın tanışmasına vesile olur ama aşk beraberinde birçok acıyı da getirir.
Kitabın içindeki her karakterin duyguları içime işledi. Yaşlı Sofi'nin merhameti, Mahmut Paşa'nın kini ve acımasızlığı, Gülbahar'ın cesareti, Demirci Hüso'nun gözü karalığı, Memo'nun mahzunluğu... Kitabı okurken her duyguyu yaşadım.
Halk anlatıları, kültür, töre motifleri çok güzel işlenmiş okurken etkilenmemek elde değil. Ayrıca Abidin Dino'nun resimleri kitaba harika bir anlam katmış. Bayıldım.
Keyifli okumalar dilerim.
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
“Az yaşa, çok yaşa, akıbet gelir başa…”
"Sen bu mektubu aldığın zaman, ben sonsuzluğun kucağında hissiz uyumuş olacağım. Oh ne iyi!.. Çünkü benim için hissetmenin acı çekmekten başka manası yoktur."
Türk edebiyatınında ilk yerli polisiye romanlarından biri sayılan Hüseyin Rahmi Gürpınar 1921'de tefrika edilen ve 1942'de kitaplaştırılan Kesik Baş adlı romanı Türk klasiklerinden Türkiye İş Bankası Kültür yayınlarından 168 sayfalık polisiye romanını yazarın mizahi şekilde yazdığını ve sürükleyici bir anlatımı olduğundan kısa sürede keyifli okunacak bir tavsiye olduğunu söyleyebilirim.
Yazarın kendi deyimiyle "zabıta romanı" dır.
Geleneksel polisiye unsurlarını ( zeki dedektif, çaylak yardımcı, mantık yürütme gibi) İstanbul'un yerel kültürünü o dönemin İstanbulunu toplum yapısını inançlarını psikolojilerini şiveleriyle harmanlar.
Eser, sarhoş bir halde evine dönmeye çalışan Nafiz Efendi'nin gece vakti düştüğü bir kuyuda bezlere sarılı, boyanmış kesik bir insan başı bulmasıyla başlar. Düşmeden önce de aslında kollarının arasında lahanası vardır. Eve dönüş yolunda sırf kayınvalidesi ile uğraşmamak için almıştı.Kuyuda da lahanasını alırken hemen hemen aynı büyüklükte ikinci bir lahananın olduğunu düşler. Oysa bu düş kabusu olacaktır. Bu korkunç sırrı çözmek için görevlendirilen deneyimli zabıta memuru Remzi Efendi ve çaylak yardımcısı Seyit Efendi, İstanbul'un arka sokaklarından İtalya'ya kadar uzanan gizemli ve komik bir macerada başlar.
‟Adalet, aradığını kaçırmaz. Bazen geç olur, güç olur ama ezeli intikam nihayet yerini bulur. ˮ
Polisiye severler için , yaz döneminde keyifli bir kitap arayışında olanlar için ya da Türk edebiyatında yeni bir yazarla tanışmak isteyenler için Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Kesik Baş adlı romanı iyi bir başlangıç olabilir okuyacaklar için keyifli
Caine, kumar bağımlılığı nedeniyle parasını kaybettikten sonra Columbia Üniversitesi'nde olasılık kuramı dersi verir.Fakat bir gün sınıfta geçirdiği epilepsi nöbeti hayatının yönünü değiştirir. Bu hastalıktan kurtulmak için, şizofren olma ihtimali bulunmasına rağmen deneysel bir tedavide kobay olmayı kabul eder. Beta deneği olan Caine, bir anda geleceği görmeye başlar. Kitap boyunca Caine 'nin Laplace Şeytanı olabileceği anlatılıyor hep. Ve herkes kendi çıkarları doğrultusunda Caine 'nin peşine düşer.
Caine'in kardeşi Jasper ise akıl hastanesinden çıkmış biridir ve içinde duyduğu bir sesin kardeşine zarar verileceğini söylemesi üzerine bu sesi dinleyerek kardeşinin peşine düşer.
Tommy ise tam intihar etmek üzereyken eski kız arkadaşı Gina'nın yıllardır rüyasında gördüğü sayıların sayısal lotoda çıktığını öğrenmesiyle hayata tutunur.
Nava ise CIA ajanı olarak ABD ve diğer ülkelerin bilgilerini satar, ancak Kore istihbaratıyla ters düşmesi sonucu zor bir duruma düşer ve hayatta kalmanın yolunu arar.
Kitap boyunca bilim, tarih ve felsefeden küçük bilgilerle karşılaşmak mümkün. İlk sayfalarda verilen olasılık ve epilepsi bilgileri başta ilgisiz görünse de ilerleyen bölümlerde olaylarla bağlantısı ortaya çıkıyor. Birçok karakterin farklı hikâyeler içinde ilerlemesi başlangıçta karmaşık hissettirse de zamanla tüm parçalar yerine oturuyor. Kitabı sevdim mi noktasına gelirsek olmasa da olur bir kitap benim için, çünkü kattığı birşey yok. Fakat bilim kurgu,gerilim ve aksiyon sevenler için harika bir seçenek olabilir.Okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim. Kitapla kalın.
okudukça beni içine çeken bir hikayeyle karşılaştım. Yeraltı edebiyatı başlığı altında değerlendirilebilecek tarzda bir eserdi. İçinde yaşadığımız dünyada olanların açık seçik anlatıldığı aslında okurken gerçekliğinden şüphe duymadığımız şeylerle yüzleştirdi beni. Sevgiyi, kini, acıyı, öfkeyi, pişmanlığı doruklarda yaşıyorsunuz. Ben çok keyif alarak okudum. Okumayı düşünenlere keyifli okumalar dilerim
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Arkadaşlar; bizim İspanya ile flörtlerimiz, Azerbaycan'a "kardeş ülke" dememiz meğer hep boşunaymış :) Bizim asıl kader ortağımız Brezilya'ymış; bu kitapla resmen bunu anlamış oldum. Ülkemiz sağ olsun; biz siyasete bulaşmadık, siyaset gelip bize bulaştığı için kurgu dışı okumaları çok az yapan ben, siyasi okumalara daldım ve açıkçası aklı ve vicdanı olan herkesin böyle yapması gerektiğini düşünüyorum. Ülkesini seven; hak, hukuk ve adaletten yana olan herkes bu kitabı okumalı.
Ülkemizin bu sancılı döneminde tanıdığım; bu karanlık dönemin aksine aydın, pırıl pırıl bir avukat olan Mehmet Pehlivan, sadece mesleğini icra ettiği için 361 gündür haksız, hukuksuz bir şekilde tutuklu. Ancak bu tutukluluk süresi bu onurlu avukatı mesleğinden koparmadı; aksine o, dört duvar arasında da mesleğini icra edip bu kitabı kaleme aldı ve savunmanın onuru olduğunu bir kez daha gösterdi. Ufkumu açtığı için kendisine teşekkürü bir borç bilir; bütün kalbimle, bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını dilerim.
Yargı silahıyla kuşatılan Lula da Silva bugün Brezilya Devlet Başkanı. Umarım bizim ülkemizde de kırabiliriz bu düzenin dişlerini ve bir şenlik havasında ayağa kalkabiliriz.
Betimlemelerin ahenkle dans ettiği muhteşem akıcılıkta bir kitaptı. Kitapta etini ve kemiğini sözcüklerle besleyen bir yazardan bahsediyor desem hiç de yanlış olmaz. Çünkü günlerce açlığı sefaleti yaşayan bir yazarın dilenciliği reddedip hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor.Günlerce bir makale yazıp üç kuruş kazanmak için sürekki didiniyor. Yazmak onun için karın doyurmak değil, var olduğunu kanıtlama çabası...Açlıktan kıvranırken bile beyninde kelimeler uçuşuyor yeni alfabeler üretmeye çalışıyor. Yazı, onun hem kurtarıcısı hem de malesef onu bu sefalete mahkûm eden sancılı hapsidir.Okudukça açlığa teslim olmayan bir ruhun, kendi yarattığı hapishanede attığı sessiz bir çığlığa sayfalarda mükemmel bir akıcılıkta şahit olabilirsiniz. Dilsiz bir kahkaha nasıl olurda, açlığın sessiz çığlığı da öyleydi. Gururu hep aç kalmaya sefaleti yaşamaya her sayfada daha da çok itti. Onun vareden sadece yazılarıydı fakat yetmedi. Yazılardam kazandığı üç beş kuruşla yetinemeyip yeleğini sattı yazmaya devam etti ancak asla dilenmedi. Açlık sadece bedenini değil ruh yapısını etkiledi sürekli halisyonlar görmeye başladı. Kitap gerçekten mükemmeldi ancak bir puanı kırdım sebebi de en sonunda gemiye sığınıp ateşci olarak çalışıyor ama buradan sonrası ne olduğu bilinmiyor. Kitabın betimlemeleri ayakta alkışlanır ve unutulmaz bir tad olarak kaldı bende. Kitaplarınızın ve huzurumuzun bol olması dileğiyle keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.