Sunar güller o mis bûyun senin, lütfun ikramdır, Taşır bülbül sadâ senden, tabîbim sen tek hünkârdır. ​Perîşanım, sefîlim, cürmü çok âvâre bir hâlle, Efendim, vasfını şaşkın dilimle nâsa arz etsem? Efendime Arz-ı Hâl ​"Güller senin o mis kokunu sunar, bu senin bize bir lütfundur, ikramındır; Bülbül ise melodisini senden taşır, çünkü benim şifacım olan sen eşsiz bir sultansın. ​Ben ise perişan, çaresiz, günahı çok ve ne yapacağını bilemez bir haldeyim; Ey Efendim! Senin o yüce vasıflarını bu şaşkın dilimle insanlara nasıl anlatsam?"
Alperen Alparslan Gözen, 'Biri Leyla Olsun İsterdim' şiirinde şöyle söylüyor: ​Annem şiir gibi bir hırka örse Muhakkak ki Leyla’da görmek isterdim. ​Birini sevmeye başladığınız zaman her şeyi ona anlatmak istiyorsunuz. Bugün çaydanlık su sızdırdı sana anlatmak istiyorum; şimdi yolda yürürken aklıma bir şey geldi e ben yine koşup sana anlatmak istiyorum. Bir hırka var, Leyla güzelliğinden herkes büyüleniyor şiir gibi; ben sende görmek istiyorum. Biraz da şundan: Bu sana hayatımı ne kadar çok anlatırsam, o kadar çok hayatımda olursun, benden bir parça olursun. Her şeyi benim gözümle görebilmen mümkün olsaydı bunu yapardım; ama yapamıyorsam dilimle anlatmak zorundayım. ​Sevmeye başladığımız insana söyleyebileceğimiz en güzel şeylerden biri bu şüphesiz. Çünkü insanların birbirine tahammülü kalmadı ki artık; o kadar dinlemek istemiyorlar, o kadar anlatmak istemiyorlar ki... Bir şey oldu ve ben onu sana getirdim; sen de gör diye, sen de şahit ol diye, sen hafiflet diye...
Reklam
BİR FERYADIN NOTLARI
Bazen insan durup kendine soruyor: Neredeyim ben? Hangi zihniyetin içinde nefes alıyorum? Az önce, güpegündüz oldu. Birkaç erkek, bir kadına saldırıyordu. Yolun ortasında, herkesin gözü önünde. Etraftakiler... Put kesilmişler. Bakan ama görmeyen, duyan ama işitmeyen heykeller gibiydiler. Biz ne yaşıyoruz yaa? Bedenim bağırdı önce benden. Feryat figan yardım için seslendim. Ayağım oraya doğru yürüdü. Ta ki ablam kolumdan çekene kadar. “Sana da bir şey yaparlar” dedi. Korku mantıklıydı, ama vicdan daha yüksekti. Gördüm ki yürümek yetmiyor. O zaman sesimle yürüdüm. Bağırıp çağırdım, etraftan yardım çığlıkları kopardım. Nihayet birileri kımıldadı, araya girdi ve kızı kurtarabildiler. Ne olduğunu bilmiyorum tam olarak. Ama bir şeyi çok iyi biliyorum: Bu sahne karşısında kayıtsız kalan bir topluluğa ben insanca yaklaşmam.Susmam. Sözlerimle yerle bir ederim o hayvanlıklarını. Çünkü insanlık, izlemek değil; müdahale etmektir. Peygamberimiz buyurmuş: “Haksızlık karşısında eliyle müdahale edemeyen, diliyle buğzetsin. Ona da gücü yetmeyen kalbiyle buğzetsin. Bu da imanın en zayıfıdır.” Bugün ben elimle çekemedim, ama dilimle kopardım o zinciri. Kalbimle buğzetmeyi reddettim. Belki korkaklık bulaşıcıdır. Ama öfke de bulaşıcıdır. Belki benim feryadım, put kesilen birini daha uyandırır. Belki yarın bir başkası bağırır. Böylece taş üstüne insanlık yeniden kurulur. Soru şuydu: Hangi zihniyetin içindeyim? Cevap netleşti: Seyircilerin değil, müdahale edenlerin zihniyetindeyim. Kaybedenlerin değil, feryat edenlerin tarafındayım. Çünkü insan kalmak, bazen bedel ister. Ama insanlıktan çıkmak, her şeyden pahalıya mal olur. Nurcan Karabulut
Başıma ne geldiyse kendi elimle yaptığımdan, kendi dilimle söylediklerim yüzünden geldi. Merhamete layık değilim. Artık iyi bir şeyler olsun diye de beklemiyorum. Eğer affedersen şanındandır. Yok affetmezsen boynum sana kıldan incedir. Vur gitsin.
İnsan bir gece ansızın yorulurmuş sevgilim, bunu bana sen öğrettin. Sana seni sevdiğim dilimle sitem etmeyeceğim. Çünkü insan en çok sevdiğine kıyamazmış, en çok sevdiğinin bıraktığı yerde kanarmış. Sen hep kalbimin en kuytu köşesinde dur istedim. Kimse dokunmasın istedim sana. Bir rüzgâr sert esmesin yüzüne, bir keder ilişmesin gözlerine. Hatta bazen kendimden bile sakladım seni. Pamuklara sarıp ömrümün ortasına koydum. Bir çocuk gibi korudum. Bir dua gibi taşıdım. Her gün biraz daha büyüdün içimde. Öyle büyüdün ki sevgilim, bir süre sonra sana yer açmak için kendimden eksilmeye başladım. "Bir kalp ancak bu kadar sever," dedim. Meğer yanılmışım. Çünkü sevgi büyüdükçe insan küçülüyormuş bazen. Öyle bir ihtimal olsaydı isterdim ki, evrendeki bütün acılar birleşseydi de senin payına düşeni ben taşısaydım. Sen gülerken ben yorulsaydım. Sen uyurken ben nöbet tutsaydım. Sen yaşamaya devam et diye ben biraz daha eksilseydim. İnsan bir sözle ansızın yorulurmuş sevgilim. Bir söz bazen bir ömür sürermiş. Bir sessizlik bazen bin çığlıktan ağır gelirmiş.
Şiir
İsmimin anlamı ve birazcık sitem..
Xingilok Kürtçe bir kelime ve kıvırcık demek yaşadığım yerde kullanılan bir hitabı kullanmam bu kadar sorgulanmamalı “crazygirl, honneyboy vs ”quzulkurt kelimeler İngilizce olduğu için batı hayranlığından mıdır nedir hemen bi şirinlik “aaa ne hoş anlamı ne” deniyor ama “Xingilok, porgıjik, zer” gibi kelimeleri görünce kürtçe olduğunu bir şekilde anlıyor ve soruyor “anlamı neeeeeee” sorarken bile başka bir tavır sergiliyor öğrenince de o mükemmel kelime “olsunnnnn”!!!! kusucam artık bu yapmacık sevicilikten vazgeçin. Ben oyum buyum şuyum demem hiç bir zaman ama doğduğum kültüre yere toprağa aşık bi insanım ve benim toprağım hem kim sevmez ki doğduğu yeri yurdu.. ben en nihayetinde insanım ırkımla dinimle dilimle değil insanlığımla sarılırım insanlara merhametimle bakarım vicdanımla konuşurum bu evrensel bir ahlaktır bunu insan olmaya çalışırken yapıyorum ha başarıyor muyum onu da bilmiyorum ama çabalıyorum.. Ve çok yazık insan olmayanlara insan olmaya çabalamayanlara.. (Dipnot; herhangi bir kişi, ırk, millet güzellemesi veya kötülemesi yapılmadı yapılması söz konusu bile olamaz)
Reklam
Reklam