10/10
·238 syf.··
2026 47. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2026 17:36
Modern dünyanın gürültüsünde, her birimiz kelimelerimizi hoyratça savururken, dilin sadece bir konuşma organı değil; kalbin kapısı, ruhun ise muhafızı olduğunu ne kadar da unutmuşuz. Bu eser, insana "dur" diyor; konuştuğun kadar varsın ama sustuğun kadar derinleşirsin. Gazali, dilin afetlerini bir bir önümüze sererken aslında modern insanın en büyük hastalığını teşhis ediyor: Lüzumsuzluk. Gıybetten yalan, boş boğazlıktan haddini aşan övgüye kadar her bir afet, aslında kalbimizde açılan birer yara. Bizler konuşarak kendimizi var ettiğimizi sanırken, aslında her yanlış kelimeyle özümüzden biraz daha eksiliyoruz. Kitabı okurken şunu fark ediyorsunuz; dilini tutamayan, aslında iradesini de tutamıyor. Oysa insan, kelimelerinin efendisi olduğu sürece hürdür; kelimeler ağızdan çıktığı an, insan onların esiri olur.Bu incelemeyi yazarken bile kendi kelimelerimi teraziye koyma ihtiyacı hissediyorum. Çünkü Gazali’nin dediği gibi, dilin susması kalbin konuşmasıdır. Derin bir sessizliğe bürünmeden, ruhun o ince sızısını duymak mümkün değil. Bu kitap sadece okunup kütüphaneye kaldırılacak bir metin değil; her gün başucunda tutulup "Bugün dilimle kimi kırdım, hangi hakikati örttüm?" diye muhasebe yapılacak bir pusula. Sonuç olarak; kelamın şerefi, doğru yerde ve doğru miktarda söylenmesinden gelir. Eğer dilimiz kalbimizden kopuksa, söylediğimiz her şey sadece havada asılı kalan birer gürültüden ibarettir. Kendine dönmek, dilini terbiye etmek ve o kutsal sessizliğin tadına varmak isteyen her ruh için bu eser, bir şifadır. Unutmayalım ki; dilin afetinden kurtulan, gönül ferahlığına erer
Din
Kitabu Afati'l-Lisan Dilin Afetleriİmam Gazali · Ravza Yayınevi · 202117,1bin okunma
7/10
·516 syf.··
2022 4. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Mart 2022 00:00
·
Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni çok önceden okumuştum. Lakin, geçen günlerde bir öğretmenin çocuklara bu kitaba önermesiyle hakkında soruşturma açılmış ve kitap sansüre maruz kalmıştı. Protesto amaçlı -sansüre hayır- tekrar okudum. ⠀ Masumiyet Müzesi, 1975’te Türkiye’de geçen bir zengin adam-fakir kız ilişkisi gibi dursa da kağıt üzerinde, hikayenin açımlanışı ve kurgusu bambaşka yerlere götürüyor. Kemal ile Füsun’un hayatlarını, ilişkilerini, çıkmazlarını Pamuk çok iyi aktarıyor. Pamuk’un sevdiğim yönü, ayrıntılı ve insan içindeki şüphelere dair bütün o kuruntuları ya olumlar ya da kötüler. Kitap, çok büyük bir zaman dilimini anlatıyor ve okudukça bu dilimle beraber sanki dizinde yaş aldığınızı, olgunlaştığınızı hissediyorsunuz. Böylesi bir hikayeye dahil olmamak mümkün mü? Finale doğru olan müze gezmeleri hakkındaki bilgiler ise enfes. Hepsini tek tek not aldım, görmek istiyorum. Ayrıca, Pamuk, romandan sonra Firuzağa’da kitaptaki hikayeyi müzeleştirmiş ve bu bir ilkmiş. İstanbul’a gittiğimde, ilk işim Masumiyet Müzesi’ni gezmek olacak. Son söz: Başkasının elinde son derece bayık bir aşk hikayesine dönecek roman, Orhan Pamuk’un elinde eşsiz bir başyapıta dönüşmüş.
Masumiyet MüzesiOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202460,5bin okunma
Reklam
Ekolojik yıkımın ortasında çürüyen bağlarda kendini bulma çabası
9/10
·256 syf.·
2026 12. kitabı
Fernanda Trías, 1976’da Montevideo, Uruguay’da doğmuş. Roman yazarı, çevirmen ve çeşitli yayınevlerinde editör/okur olarak görev yapmaktadır. 2004 yılında UNESCO'nun yazarlar için verdiği Aschberg bursunu kazanarak beş yılını Fransa'da geçirmiş. 2006'da BankBoston Vakfı Kültür Ödülü'nü, 2012'de ise New York Üniversitesi'nde yaratıcı yazarlık bursunu kazanmış ve o tarihten bu yana pek çok ödüle layık görülmüş. 2023 yılında, ekolojik temalı bir distopya/bilimkurgu olan "Pembe Çamur (2021)" adlı eserini yayımlamış. Yazarın dilimize yakın zamanda çevrilen bir diğer eseri ise "Çatı Katı (2021)"dır. Onu da mutlaka okumayı düşünüyorum. "Pembe Çamur" tuhaf bir felaketin vurduğu ve sakinlerinin karantinaya mahkûm edildiği bir liman kentinde; aşırı tüketimin yol açtığı atıklar ve kirlilikle kuşatılmış bir dünyanın çözülüşünü anlatan; kıyamet sonrası, tekinsiz ve şiirsel bir metin. Gıdaya ulaşmanın günlük bir mücadeleye dönüştüğü bu dünyada, hayatta kalmak için, hayvan atıklarından üretilen o pembe macunu (etibol), "pembe çamuru", mekanik ve iğrenç gıdayı tüketmek zorunludur. İlginç bir şekilde metin, intihara meyilli yaşam tarzımız üzerine bir tefekkür sunarken, felaketlerin tuhaf estetiğine karşı duyulan marazi bir büyülenmeyi de içinde barındırıyor. Öte yandan, Pembe Çamur'un karakterleri dış dünyadaki felaketten ziyade kendi içsel yıkımlarıyla, geçmişleriyle ve birbirleriyle olan kopuk bağlarıyla şekillenen bir yapıya sahip. "Anlatıcı" yani isimsiz bir kahraman romanın merkezinde yer alıyor, ismini asla öğrenemediğimiz genç bir kadın. Arafta kalmışlıkla mücadele ediyor. Şehri terk etme imkânı olmasına rağmen, geçmişine olan bağlılığı ve içsel ataleti nedeniyle ayrılamıyor. Aynı zamanda bakıcı sorumluluğu taşıyor. Mauro’ya para karşılığı bakıyor, hastanede karantinada kalan eski
Edebiyat
Pembe ÇamurFernanda Trías · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202648 okunma
8/10
·375 syf.··
2026 10. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 08:23
Öncelikle bu kitabı bana tavsiye eden kişiye teşekkür ederim. Gerçekten çok sürükleyici bir hikâyeye sahip; her okuduğumda daha da içine çekildim ve kısa sürede bitirmeye yaklaştım. Özellikle 12. ve 13. bölümler beni derinden etkiledi. Bu bölümlerde anlatılanlar bana oldukça tanıdık geldi; adeta büyüdüğüm kültürün bir yansıması gibiydi. Çocukluğumdan beri çevremde sıkça duyduğum cümlelerle karşılaşmak, kitaba olan ilgimi ve bağımı daha da güçlendirdi. Afganistan’daki toplumsal bakış açısının, özellikle kadın–erkek rolleri ve bazı geleneksel yargılar konusunda, Doğu toplumlarının genel anlayışıyla benzerlik göstermesi dikkatimi çekti. Bu yönüyle anlatılanlar bana yabancı gelmedi. Ayrıca kitapta geçen bazı eski kelimeler (çapan, nan, baçem ve benzeri ifadeler) bana çok tanıdık geldi. Bu kelimelerin ana dilimle benzerlik taşıması, hikâyeyi benim için daha anlamlı ve özel kıldı.
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,4bin okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2026 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2026 22:39
Dil belası, benim için gerçekten uyarıcı ve aynı zamanda ürkütücü nitelikte bir kitap oldu. Günlük hayatta farkında olmadan dilimle ne kadar çok günah işlediğimi bu eser sayesinde fark ettim. Okurken sık sık durup kendimi sorguladım; söylediklerimi, susamadığım anları ve kelimelerimin ardındaki niyetleri düşündüm. Özellikle, bu kadar basit görünen bir şeyin bu denli ağır sonuçlar doğurabilmesi insanı ürpertiyor. Susmanın ne kadar meşakkatli ama bir o kadar da güzel olduğunu fark ettirmesi beni etkiledi. Kısa olmasına rağmen etkisi uzun süren, insanın kendine ayna tutmasını sağlayan, herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm güçlü bir kitap.
Din
Dilin Afetleriİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 201617,1bin okunma
Spoiler dünyasına hoş geldiniz
Puan vermedi·176 syf.··
2026 7. kitabı
Bana göre Young-hye’nin vejetaryen olmaya karar vermesi hayatının küçücük bir parçası üzerinde kontrol sahibi olma arzusundan doğuyordu. Ve bunun karşılığında çevresindeki toplumdan gördüğü tepki… korkunçtu. “Ne yaptın? Neden vejetaryen oldun?” Bu sorular kitap boyunca tekrar tekrar soruldu ama kimse cevabı gerçekten dinlemedi. Kimse “Bir rüya gördüm” cümlesini duymak için değil, ne demek istediğini anlamak için durup düşünmedi. Evet, Young-hye bir ruh hastalıkla mücadele ediyordu ama kimse bunun nedenlerini sorgulamadı. Kocasını reddettiğinde kocası ne yaptı? En ufak bir suçluluk duymadan, defalarca tecavüz etti. “Zaten karım… hakkım.” Babası? Yüzüne tokat atıp zorla et yedirdi. Annesi? Et suyunu bitki çayıymış gibi gizlice içirdi. Doktorlar? Tüplerle zorla besledi. Kimse “neden?” diye sormadı. Ablasının kocası ise toplumun başka bir tuhaf kesimindendi; yaptığı her şeyi sanat adına meşrulaştıranlardan. Kocaya kıyasla daha az vahşi görünse de, o da ruhsal olarak hasta bir kadını sömürdü. “Ellerimle, ayaklarımla, gözlerimle, dilimle… hepsiyle hayvanlara acı çektirdim. Göğüslerim ise tek masum yerim…” Young-hye bir ağaç olmak istiyordu… çünkü ağaçlar, var olan en şiddetsiz canlılardan biri. Ruh hastalığın, Young-hye’nin maruz kaldığı koşullar ve yaşadıklarıyla birleşmesi, onun içinde bir şeyi tamamen söndürmeye yetti. Onun yavaş yavaş deliliğe sürüklenişini izlemek, yüksek bir dağdan karanlık ve dipsiz bir vadiye iniş gibiydi — tam anlamıyla bir insanın aklını kaybetme izleyişi. Kitapta gelişim gösteren tek karakter ablaydı. Pişmanlıktan suçluluğa savruldu; “iyi bir abla” olmaya çalıştı. Kendisinin de kız kardeşi gibi olacağı korkusu ve gördüğü rüyalar çok güçlüydü. Hayat ikisine de acımasızdı ve bu kitap, benzer durumlara farklı insanların verdiği tepkileri
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,8bin okunma
Reklam
Reklam