Kutsal kitapların (Kur'an, İncil, Tevrat) kökenlerini ve anlatılarını tarihsel bir süzgeçten geçirdiğimizde, karşımıza çıkan en devasa ve en kadim ayna kuşkusuz Sümer Medeniyeti'dir. Sümerler, insanlık hafızasının ilk yazıya döküldüğü o muazzam kütüphanedir. Bugün kutsal metinlerde "vahiy" olarak karşıladığımız pek çok anlatının, sembolün ve hukuki yapının ilk izlerini, Mezopotamya’nın o balçık tabletlerinde, çivi yazısının o vakur sessizliğinde buluyoruz.
Edebi ve tarihsel bir düz yazı ile bu "kadim aktarımı" dile getirmem gerekirse; Sümerler, tek tanrılı dinlerin üzerinde yükseldiği o devasa zigguratın temel taşlarını döşemişlerdir. Muazzez İlmiye Çığ gibi ömrünü bu tabletlere adamış bilgelerin de altını çizdiği üzere; tufan hikâyelerinden yaratılış efsanelerine, cennetten kovuluştan etik yasalara kadar pek çok tema, Sümer mitolojisinden süzülüp binlerce yıl içinde dönüşerek kutsal kitapların ruhuna nakşolmuştur. Bu bir "kopya" değil, insanlığın ortak bilincinin, o kadim hikmetin zamana ve coğrafyaya göre yeniden form bulmasıdır.
Bu tarihsel süreklilikteki en çarpıcı durakları şöyle özetleyebiliriz:
Sümer Mirasının Kutsal Metinlerdeki İzleri
Tufan Anlatısı: Tevrat’ta Nuh, Kur'an’da Nuh Tufanı olarak geçen o büyük yıkım; Sümer tabletlerinde Ziusudra (Babil'de Utnapiştim) karakteriyle karşımıza çıkar. Tanrıların gazabı ve bir gemiyle kurtulan insanlık teması, ilk kez Sümer’in o çamurlu topraklarında dile gelmiştir.
Yaratılış ve Kaburga Kemiği: Tevrat’taki Havva’nın Âdem’in kaburga kemiğinden yaratılması anlatısının kökeni, Sümercedeki "Ti" kelimesinin hem "kaburga" hem de "yaşam veren" anlamına gelmesine dayanır. Sümer mitolojisindeki "Kaburganın Hanımı" (Ninti), kutsal kitaplardaki "Yaşam Veren" (Havva) imgesine dönüşmüştür.
Cennet (Dilmun) Tasviri: Sümerlerin