Puan vermedi·336 syf.··
2026 84. kitabı
Yazar #susietate #hayalperest ile Lucy ve Felix karakterleriyle tanışmak keyif vermişti. Şimdi ise anne babasını küçük yaşta kaybetmiş on yaşından beri koruyucu ailelerin yanında kalan altı yaşında seçici dilsiz minik kız kardeşinin vasisi psikoloji bölümü okuyan, yirmili yaşlarına gelmiş, karakter tahlilinde oldukça yetenekli, insan sarrafı, Buckingham Dük'ünün ailesinin temizlikçisi aynı zamanda da barda yarı zamanlı çalışan Lottie karakteri ve yakışıklı Dük Oliver karşımızda. Lottie ve Oliver birbirlerine duydukları çekime karşı koyamazlar. Aralarında olan yanlış anlaşılmalar kısa süreliğine ayrılığa sebep olsa da Lottie güçlü kızımız ayakta kalmayı başarır ve Oliver'ın otizmli üvey kız kardeşi Vicky'nin kişisel asistanlığını yapmaya başlar. Bir yandan sevdası, bir yandan kendi kız kardeşinin vasiliğini elde tutmaya çalışması derken hayat kızımıza kolay bir yaşam sunmaz. Dük ise kendini affettirme derdine düşüp Lottie ve kız kardeşine rahat bir hayat sunmanın derdindedir. Eser aile bağlarının önemine vurgu yaparken hayatta karşımıza çıkan fırsatları değerlendirme mesajı da veriyor. Güçlü kadın karakterlerini okumak her zaman keyifli. Bu arada eser yetişkin içerikli. Yazarın kaleminden okuma yapmayı seviyorum bu eser de akıp gitti. Reklam değil. #gönülçelen @olimposyayinlari "Aile böyle bir şeydi. Onların tepesini attırırdınız, çıldırtırdınız ama hepsinin ötesinde onları severdiniz." ~ "O sizin aileniz. Aile önemlidir. Ailenizle aranızda örülen bağlar zorluklarla dokunur ama bu durum hepinizi güçlendirir, herkesi güvende tutar, birbirinize ait olduğunuzu hissettirir. O bağları koparmayın sakın."
GönülçelenSusie Tate · Olimpos Yayınları · 202611 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 240. kitabı
Jack London, evrim teorisini ve insanlığın en ilkel köklerini muazzam bir edebi hayal gücüyle birleştirdiği bu sıra dışı eserinde, okuru modern zamanların konforundan söküp alarak yüz binlerce yıl öncesinin vahşi ve acımasız dünyasına götürüyor. Roman, modern çağda yaşayan bir gencin, rüyalarında sürekli olarak insanlığın henüz dilsiz, ateşsiz ve mağaralarda yaşadığı Pleistosen Dönemi'ndeki atası "Büyük Diş"in anılarını ve dehşet dolu maceralarını bizzat deneyimlemesini konu alıyor. Yazar, ırksal hafıza kavramını merkezine alarak, insan bilincinin en derin katmanlarında saklı kalan o vahşi hayatta kalma içgüdüsünü, korkuyu ve doğayla olan amansız mücadeleyi çarpıcı bir gerçekçilikle işliyor. İnsanın hayvandan insana evrilme sürecindeki o sancılı geçiş dönemini, kabile içi çatışmaları ve ilk ilkel aletlerin keşfini bir solukta okunan bir maceraya dönüştürüyor. *Adem'den Önce*; medeniyet dediğimiz o incecik cilanın altında aslında hâlâ ne kadar ilkel, ne kadar doğaya ait ve vahşi olduğumuzu, evrim zincirinin kopmayan halkalarını yüzümüze vuran felsefi ve antropolojik bir başyapıttır.
Âdem'den ÖnceJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202526bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Rezil herif Necib
8/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 15:51
Öncelikle aslında başka bir kitap okuyordum ama maalesef bayram sürecinde Kırıkkale’de unutmuşum kitabı o yüzden de Eylül’e başlamak zorunda kaldım. Kitabımı aldığım zaman diğer kitabı da bitiricem inşallah alana kadar başka kitaplarla devam. Kitabımızın konusu Süreyya ile Suad evli bir çifttir. Süreyya ailesinin yaşadığı konakta yaşarken sıkılıp bunaldığı için kendilerine Beyoğlu taraflarından bir yalı tutarlar Suad’ın babası sayesinde ve bu yalıya arkadaşlık etmek için sürekli Necib gelir. Bu arada bilgilendirme olsun Süreyya erkek Suad ise kadın. Ve bu yaz tatili sürecinde Suad ile Necib arasında önce gizli sonra ise alenen ikisinin bildiği bir şekilde aşk gelişir. Kitap ahlaksızlığın vücut bulmuş hali aslında bence doyumsuz ve narsist insanların kitaplaştırılmış hali. Süreyya; doyumsuz bir adam, karısıyla ve evliliği ile asla ilgilenmeyen, karısının hobilerine karşı alaycı yaklaşan, karısının iyiliğini suistimal edip hep ben yapan bir adam. Necip, gece hayatına düşkün, kadınlara düşkün, ahlaksız her şeye düşkün olan düşkün bir adam; kendi içsel pisliklerini kadınlara yansıtan ve sadece kadınlar kötü imiş gibi kadın düşmanlığı yapan kendi yaptığı ahlaksızlıkları örneğiniz; arkadaşının karısına aşık olma ahlaksızlığını asla görmeyip, evlilik üzerinden ben asla evlenmem çünkü kadınlar şöyle kötü böyle ahlaksız diyip kendini dev aynasında gören ama o aynaya bile tam bakmayan iğrenç bir adam. Suad ise namus timsali olmuş ama namustan uzak, kocasına veya etrafındakilere problemi anlatmak yerine susarak yaşamayı tercih eden bir dilsiz, kocasının arkadaşına aşık olup namussuzluk yapıp sonra da Süreyya’nın kız kardeşi Hacer’i kötü bulan iki yüzlü bir kadın. Evet Hacer kötü, iyi demiyorum kesinlikle ama iğneyi madem başkasına batırıcaksın o zaman çuvaldızı da kendine batır
EylülMehmet Rauf · Panama Yayıncılık · 201950bin okunma
Kendinden kaçamazsın.
9/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 108. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 07:24
Alex Schulman, o akıcı üslubuyla bizi öyle bir psikolojik labirente sokuyor ki, bir sonraki sayfayı çevirmeden duramıyorsunuz. Roman, fantastik bir zamanda yolculuk hikayesinden ziyade, insanın geçmişteki kendisiyle yaptığı o sarsıcı, dilsiz hesaplaşmanın anatomisi. İnsanın geçmişten kendisiyle konuşması nasıl olur? Olay zinciri bozulup zamanda bir kırılma mı yaşanacak, yoksa her şey kaçınılmaz bir sona mı hizmet edecek? Yazar bu soruları bir 'merak mekanizması' haline getirip okuru o telefon hattına bağlıyor. Kendi adıma, telefonla konuşmak zaten bir travmayken, geçmişteki kendimle o ahizenin ucunda karşılaşma fikri bile tüylerimi diken diken etmeye yetti. Alengirli cümlelere gerek yok; bu kitap insanı kendi geçmişiyle vuruyor. Son sayfalarında da ağlamak garanti. Okunmasını şiddetle tavsiye ederim.
Alıntı
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20261,115 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2026 13. kitabı
Geçmişe özlem ve yaşamak isteyip de yaşayamadığı hayatın sızısı,kendisine ölçüp biçilip giydirilen hayatın içinde sıkışmışlık,solmuş bir elbise metaforu ile işlenirken ilk öykü olan Soluk Sarı Elbise içime işleyen bir öykü oldu.Öykünün sonunda okunan salâ,mahallenin bakkalının salâsı iken aynı zamanda geçmişin, öykü karakteri Sinan’ın ve Müjgan’ın yaşanmamış yıllarının da bir salâsıdır. Genel olarak anlar içindeki duyguları,katmanlı olayların bir noktasını,odağını ve bir kesiti yalın bir dille anlatan öykülere sahip kitabın ikinci öyküsü ise Dilsiz Kırlent’tir.Öykünün diline adeta nesneler eşlik eder.Nesnelerin karakterlerle özdeşen varlıkları,kokuları vb ninimalist bir anlatıma sunulmuştur.İki kadının ağrısını,sızısını anlatan ve özlemek üzerine kurulu olan bu öykü,ilk öyküye de bir selam verir. Gençliğin Ertesi...Gençken beklediği beyaz atlı prens ile gerçekler çarpışırken İsmet,gerçeği gençliğinin ertesinde, olgunluk döneminin başlarında kavrar.”Beni okutun” dediğinde, “mutsuzum”diye haykırdığında kendisini dinleyen tek bir kişiyi bulamamış olan İsmet,boşanma kararı aldığında artık koca bir kadındır ama ataerkil düzen,kadın üzerinde o sessiz şiddetini çoktan kurmuştur.Yer yer bilinç akışı,yer yer de geriye dönüş teknikleriyleil anlatılan öykünün en etkileyici yanı,acının,karakterin kişilik özelliği olan “deli kız” üslubu ile aktarılmasıdır.Öykünün finali de bu bağlamda hayli absürttür.Bir gençlik illüzyonunun kaybı,sevgisiz hayatın peşin ödenen bedeli,ve gitgide artan hayal kırıklıkları,içe işleyen bir dille anlatılır. Genel olarak ölüm ve ölenin ardında kalanlar üzerine yazılan öykülerden biri olan Ada Rüyası, şiirsel bir anlatıma sahiptir.Doğrusal ilerlemeyen bu öykü tıpkı rüyalar gibi;atlamalı,sıçramalı, imgeseldir.Öykü boyunca sesler,renkler,kokular birbirine
Kelebek ÇalısıAslı Sökmen Gediz · Potkal Kitap Yayınları · 20262 okunma
Güneş batar, Gece hizmet eder.
9/10
·406 syf.·
2026 74. kitabı
Selam! Beni çok gururlandıran bir kitapla birlikteyiz bu gün. Övgü Deveci Safi'nin Hainin Mührü kitabını okurken hissettiğim ilk şey heyecan ve merak kadar, garip bir şekilde gururdu. Çünkü bu kitabın ortaya çıkabilmesi için verilen emeği az çok biliyordum ve sayfalar ilerledikçe o emeğin her satıra sindiğini görmek beni mutlu etti. Daha ilk sayfalarda Derin Deniz'in uğultusu insanı içine çekiyor. Deniz burada yalnızca bir fon değil; yaşayan, öfkelenen, hatırlayan ve unutmayan bir güç gibi. Zaten kitabın açılışında da bunu hissediyoruz. Açgözlülüğü yüzünden dünyasını tüketen insanlığın ardından deniz yükselmiş, eski dünyayı yutmuş ve geriye İkinci Dünya denilen yeni bir düzen bırakmış. Bu başlangıç bana özellikle çok çarpıcı geldi çünkü klasik bir kıyamet sonrası hikâyesi okumuyordum. Doğa burada felaketin kurbanı değil, bizzat cevabıydı. Kitabın konusu ilk bakışta oldukça basit görünüyor. Her biri farklı amaçlara, farklı korkulara ve farklı umutlara sahip beş genç, varlığı bile kesin olmayan Gizliman'a ulaşmaya çalışıyor. Fakat hikâye ilerledikçe aslında bunun bir yolculuk romanından çok daha fazlası olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü yol boyunca yalnızca denizle, düşmanlarla veya sistemle değil, kendi içlerindeki umutla da mücadele ediyorlar. Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan temel düşünce şu oldu: Hainin Mührü, umut bir insana en fazla ne yaptırabilir sorusunun cevabı. Distopya türünü seviyorum ama son yıllarda çıkan birçok distopyanın aynı hataya düştüğünü düşünüyorum. Düzen kötüdür, kahraman bunu fark eder ve birkaç bölüm sonra isyan başlar. Oysa gerçek hayatta hiçbir şey böyle işlemez. İnsanlar önce izler, sonra düşünür, sonra sorgular. Rahatsızlık büyüdükçe öfkeye dönüşür ve ancak o noktada harekete geçerler. Hainin Mührü'nün en başarılı olduğu noktalardan biri de
Duygu ve Düşünce
Hainin MührüÖvgü Deveci Safi · Perseus Yayınevi · 2024444 okunma