Puan vermedi·256 syf.··
2025 112. kitabı
BARAN SALDANLI-SONSUZLUĞUN EŞİĞİ Bu kitap, aslında düz bir olay örgüsünden ziyade bir "uyanış hikâyesi" anlatıyor diyebiliriz. Okur, sayfalar çevirdikce adım adım kendi bilincinin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıkarılıyor. Bu yolculukta modern fiziğin bulguları, tasavvufun kadim ögretileri ve insanın kendi iç sesi birbirine karışıyor. Yani satırlarda bir karakter ilerlemiyor; ilerleyen șey, okurun kendi farkındalığı oluyor. Kitap bir yerde șunu söylemek istiyor: Biz sandığımızdan çok daha sınırlı bir algının içinde yaşıyoruz. Günlük hayatın telaşı, benlik duygumuz, sahip olduğumuzu düşündüğümüz kimlikler, aslında gerçekliğin tamamı değil Kuantum fiziğinden örneklerle "evreni var eden şey bilinç midir?" sorusu açılıyor. Ardından tasavvuf devreye giriyor ve sufi geleneğin "her șey tek bir varlığın yansımasıdır" anlıyışıyla bilim arasında köprü kuruluyor Böylece okurun zihninde su ihtimal büyüyor: Belki de gerçeklik dediğimiz şey, farkında olmadığımız daha büyük bir varlığın kendi üzerine bakışı, Bu noktada kitap, insanın dünyadaki yerini sorgulatıyor. Biz bedenimiz ve düşüncelerimizden mi ibaretiz, yoksa daha geniş bir bilincin küçük bir parçası mıyız? Ölümü bir son değil, uyanış olarak ele alan sözler de tam burada anlam kazanıyor. Çünkü kitap, yaşamı bir rüya metaforuyla anlatıyor: insan bu dünyada sanki uyur gezer halde, fakat bilinçlenmeye başladıkça "ben kimim?" sorusunun cevabını yazarımız kitapda bizlere göstermeve çalışmış. Bu yolculuk sırasında din, bilim ve felsefe birbirine karşıt değil, tamamlayıcı bir biçimde kullanılıyor. Kur'an ayetleri sufi öğretiler ve fizik teorileri yan yana geliyor. Yazarın amacı bir dogma sunmak değil; daha çok, okuru düsünmeye ve içsel bir keşfe davet etmek. Yani kitabın arkasında yatan duygu șu: "Hakikat tek; biz ise bunu
Sonsuzluğun EşiğiBaran Saldanlı · Destek Yayınları · 2025119 okunma
Puan vermedi·213 syf.··
2025 9. kitabı
Gündelik hayatın koşuşturması içinde kelimeleri birer araç gibi kullanır, düşüncelerimizi onlarla paketleyip birbirimize sunarız. Peki, kullandığımız bu araçların ağırlığını, tarihsel ve felsefi yükünü ne kadar biliyoruz? Çoğu zaman farkında bile olmadan, bize ait olmayan dünya görüşlerini, yabancı felsefeleri ve gizli niyetleri, kelimelerin Truva atıyla kendi zihin kalelerimize taşıyoruz. İşte bu durum, Rasim Özdenören’in tabiriyle tam bir "kavram kargaşası" yaratıyor. Usta denemeci Rasim Özdenören, kült eseri Kafa Karıştıran Kelimeler'de tam da bu soruna parmak basıyor. Bize, düşünmemizi sağlayan en temel araçlar olan kelimelerin aslında ne kadar kaygan, ne kadar yüklü ve ne kadar yanıltıcı olabileceğini gösteriyor. Kitap, bir sözlük gibi tanımlar yapmak yerine, kavramların Batı düşüncesindeki kökenlerini ve İslam düşüncesindeki karşılıklarını keskin bir entelektüel neşterle birbirinden ayırıyor. Bu yazıda, Özdenören'in zihin açıcı analizlerinden yola çıkarak, anlamını bildiğimizi sandığımız ama aslında bizi bambaşka sulara çeken beş temel kavramı mercek altına alacağız. Gündelik dilde olumlu ve masum görünen bu kelimelerin ardında yatan, çoğu zaman fark etmediğimiz o derin felsefi çatışmaları keşfetmeye hazır mısınız? 1. Hümanizma: İnsan Sevgisi mi, Tanrı'ya Başkaldırı mı? Modern dünyada "hümanizma" dendiğinde akla ilk gelenler; insan sevgisi, insana değer vermek, şefkat, merhamet ve insan onurunu her şeyin üstünde tutmaktır. Bu kelime, neredeyse evrensel bir erdemin adı gibi kullanılır. Ancak Özdenören, bu parlak yüzeyin altını kazıdığımızda bambaşka bir kökenle karşılaştığımızı belirtir. Özdenören'e göre hümanizma, basit bir insan sevgisi öğretisi değil, kökeni itibarıyla Kitab-ı Mukaddes'in (Tevrat ve İncil) otoritesine karşı bir başkaldırıdır. Bu akım, ilahi
Kafa Karıştıran KelimelerRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 20231,936 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İçerik İyinin Ötesinde, Anlatım Kötünün Berisinde
7/10
·256 syf.··
2025 26. kitabı
Nietzsche'den yine muhteşem tespitler. Müthiş bir bakış açısı ile dünyayı değerlendirmesi yine mükkemmel. Üzerine düşünülmesi gereken konular... Nietzsche'nin eserlerindeki en olumsuz yön ise anlam kapalılığı. Okurken insan anlatılanların içine giremiyor. Açıkçası benimde okuma deneyimim sıkıcı oldu. Eserin neler anlatmak istediğini tam anlayamadım. Ta ki eseri okuduktan sonra yapay zekadan yardım alana kadar. Eserin her bölümünü yapay zeka ile beraber tek tek değerlendirdik. Ve eserdeki gizli hazineyi ancak böyle keşfedebildim. Eserin içeriğini merak edenler için ise eserin değerlendirmesini buradan sonrasına bırakıyorum: Kitap bir önsöz ve 9 ana bölümden oluşur. Öndeyi Nietzsche bu kısa ama yoğun girişte, kitabının amacını ve ruhunu ortaya koyar: Daha önce hiçbir filozofun cesaret edemediği bir şeyi yapmak ister, hakikatin kendisini sorgular. Filozofların yüzyıllardır “hakikati aramak” adı altında yaptıkları şeyin aslında inanç, korku ve alışkanlıkların devamı olduğunu söyler. Nietzsche’ye göre artık bu dönemin sonuna gelinmiştir. “Gerçeğin sevgisi” bile bir dogma hâline gelmiştir. Bu yüzden İyinin ve Kötünün Ötesinde, bir tür yeniden doğuş çağrısıdır: İnsan artık “iyi” ve “kötü” gibi kalıpların ötesine geçmeli, kendine ait değerler yaratmalıdır. Ön deyide Nietzsche, düşünce tarihini sarsacak bu kırılmayı duyurur; adeta bir felsefi manifestodur. Filozofların Ön Yargılarına Dair Nietzsche bu bölümde, filozofların yüzyıllardır “hakikat” adı altında dile getirdikleri düşüncelerin aslında kişisel inançlarının, ahlaki eğilimlerinin ve kültürel önyargılarının birer yansıması olduğunu savunur. Ona göre filozoflar, “hakikati arıyoruz” derken bile çoğu zaman kendi değerlerini evrenselmiş gibi göstermiş, düşüncelerini bir tür ahlak dogması hâline getirmişlerdir.
İyinin ve Kötünün ÖtesindeFriedrich Nietzsche · İş Bankası Kültür Yayınları · 20176,6bin okunma
Saf mutluluk
Puan vermedi·224 syf.··
2025 1. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2025 13:10
Öncelikle merhaba sevgili kitapsever dostlar. Bugün sizlere Saf Mutluluk kitabını öneri olarak bırakırken aynı zamanda mümkün olduğu kadar kısaca kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitap ile ilgili yazmadan öncede yazarı ile ilgili ufak bir ek bilgi aktarmak istiyorum. Joseph Campbell karşılaştırmalı mitoloji ve din alanlarında tanınmış olmasının yanı sıra yine tanınmış bir yazar olarak pek çok kitabı mevcut. Kitaplarının isimlerini tek tek yazmaya gerek görmüyorum. Bu nedenle hemen lafı uzatmadan kitap ile ilgili birkaç kısa alıntı ve belki birazda daha geniş kapsamlı alıntılar ekledikten sonra kitap ile ilgili bir bilgi ekleyerek tamamlayacağım yazımı. Klasik mitolojide modern yaşamda asker, yönetici rolü üstlenen kadınlara rastlanıyor muydu? Hayır! Peki neden? Hadi biraz alıntılara bakalım.. *Mit tarihle aynı şey değildir. Mitler hatırı sayılır hayat sürmüş olanların ilham verici hikayeleri değildir. (sf. 18) *Tibetli bir keşişte olsanız, Jungcu bir analistte olsanız kutsal çember mandalanın anlamı budur. Semboller çemberin etrafına serilmiştir ve kendinizi merkezde konumlandırmanız gerekir. Bir labirent de neresinde olduğunuzu bilmediğiniz karman çorman bir mandaladır elbette. Bir mitolojisi olmayan halklar için bu böyledir. Bir labirenttir. Sanki daha önce kimse orada bulunmamış gibi yollarını bulmaya çalışırlar. (sf. 18) *Sonsuzluğun zamanla ilgisi yoktur. Zaman sizi sonsuzluğun dışında bırakan şeydir. Sonsuzluk şimdidir. Şimdinin, mitin işaret ettiği o aşkın boyutudur. (sf. 24) *Yuvarlanan taş yosun tutmaz. Mit yosundur. (sf. 25) *Ben şimdiki zamanı, hiçbir rehber olmadan geleceğe bir serbest düşüş anı olarak tanımlıyorum. (sf. 25) *”Başkasının şapkası takamazsınız.” Öyleyse insanlar Doğu’ya karşı duyduğu heyecanla türbanlar ve sariler kuşandığında, aslında
Saf MutlulukJoseph Campbell · Doğan Kitap · 202392 okunma
10/10
·159 syf.··
Beğendi
·
2022 7. kitabı
DUA / II Ey Yaratıcı Rabbim! Sen insanoğluna keremi bağışlamışsın. Sen kendi özel emanetini insanoğlunun omuzlarına yüklemişsin. Sen bütün peygamberlerini, kitabı öğretmek ve adaleti gerçekleştirmek için göndermişsin. Sen kendine, peygamberlerine ve iman eden insanlara izzeti bağışlamışsın. Sana ve peygamberlerinin getirdiği mesaja inanıyoruz. Senden özgürlük, bilgi, uygarlık, adalet ve şeref istiyoruz. Bize bunları bağışla! Çünkü çok muhtacız ve her zamandan daha dertliyiz ve alçaklık, esaret ve cehaletin kurbanı olmuşuz. Ey zayıf bırakılmışların Rabbi! Sen yeryüzünün zavallılarını, mahkum ve zayıf yığınlarını ve hayattan yoksun bırakılanları – ki onlar, köle arayan azgınların; çağın karanlık zulmünün; kin ve nefret cehenneminin tarihteki kurbanlarının devamıdırlar ve her zamankinden daha çok zulme ve baskıya maruz kalmışlardır –insanların önderliğine eriştireceğini ve onları dünyaya varis kılacağını irade etmişsin. İşte şimdi zamanı gelmiştir. Yeryüzünün lanetlileri senin vaadini gözlemekte ve beklemektedir. Ey gaybın bilicisi Allah’ım! Şu çağımızda sana gerçekten tapanlar, yalnızca yeryüzünün mustaz’aflarıdır. Ey Yüce Rabbim! Sen tüm meleklerini Adem’e secde ettirensin. Şimdi insanoğlunun, idarecilerin ayağına kapanarak secde toprağına yüz sürdüğünü görmüyor musun? Onları bu çağın putlarına –ki hepsini kendimiz yapmışız – tapıcılıktan, onlara kulluktan kendi özgür kulluk ortamına çek ve kendilerine özgürlük bağışla! Ey güçlü Rabbim! Senin ayetlerine küfredenler, senin peygamberlerini yalanlayıp haksız yere öldürenler ve adalet, eşitlik istemek için ayaklanan kullarını öldürenler hâlâ yeryüzünde egemendirler. Müjdelediğin azabı onlara ulaştır!! Ey Kadir olan Allah’ım! Ailemize sorumluluk, halkımıza bilim, inananlarımıza aydınlık, aydınlarımıza iman,
DuaAli Şeriati · Fecr Yayınclık · 20131,185 okunma
Geniş Özet
Puan vermedi·608 syf.··
2024 5. kitabı
Tanrı'yı ve dinleri akademik bir çevrede konuşmak ne kadar mümkün ve doğrudur, bilemiyorum. Bilim bazı inanç temelleri üzerinde yükselmiş ve bunlar yıllar içinde birbirine öylesine kenetlenmiştir ki artık bunun dışında söylenen bir şey'in imkanına dair düşünmemek gerektiğine dair bir algı vardır.  Armstrong'un bir kaç eserini daha okuma fırsatı bulmuş biri olarak şunu söyleyebilirim. En azından kendisi bilimsel bir etik'e sahiptir. Yazdığı ya da konuştuğu şeyde çerçeveyi doğru bir şekilde ortaya koyup, kendisinin de kim olduğunu belirterek, ne anlatmak istediğini ve nereye vardırmak istediğini çok güzel ifade ediyor kitaplarında. Bu eserin giriş kısmında kendisini bir ateist olarak konumlandırıyor ve bu kitapta yapacağı şeyin insan'daki Tanrı kavramının dönemsel olarak nasıl değiştiğini aktarmak olduğunu belirtiyor. Tabi ki bunu yaparken benim referanslarımı ya da Semavi dinlerin aktardıklarını delil olarak kabul etmiyor. Bunu tabi ki kendisiyle konuşma imkanımız olmadı ama "neden" diye sorabilme imkanımız olsa, cevap aşikar bir şekilde bilim'sel değil olacaktır.  *Başlangıçta Bu kısımda Armstrong semavi dinler öncesini aktarıyor (kendi sınıflaması ile böyle ifade ediyorum ve bunu nefs'imin el verdiği ölçüde bu şekilde yapmaya da devam edeceğim). Burası pagan tanrılarını anlatmak ile başlıyor. Marduk ve Baal en sık tekrarlanan ve haklarında en çok şey bilinen Tanrılar. Babil'in ve Filistin'in Tanrıları yani...  Buradaki anlatı çok klasik olduğu için tekrarlamaya gerek görmüyorum. İnsanlar neden Tanrılara ihtiyaç duydular ya da hangi gereksinimlerini sağladılar gibi neden-sonuç ilişkisinin bir ürünü olarak Tanrı kavramını hayatın içine entegre etmeye çalışan düşünceler mevcuttur. Ama ilginç olan nokta şudur ki; -ve benim için ayrıca şaşırtıcı ve üzücü- İbrahim(as),
Araştırma-İnceleme
Tanrı'nın TarihiKaren Armstrong · Pegasus Yayınları · 20202,017 okunma