"Firuze," diye sayıkladı yine. Yanağımı şakağına dayadım ve tek bir cümle beklediğim dudaklarından dökülen cümleleri dinledim. "Daha küçücük bir çocukken yaşıma vazife olmayan isteklerim vardı Firuze," dedi tok değil, aksine kırgın, sitemli, kederli bir sesle. "Sen her düştüğünde, hastalandığında, ağladığında... Seni bana versinler isterdim." Belimdeki elinin baskısını artırdı, beni ona hiç vermemişlerdi. Sesindeki tüm kırgınlığı, sitemi ve kederi bir çorak toprağın suyu çekişi gibi çektim. Göğsüm acıyla şişti. "Seni bana versinler ve hiç alamasınlar isterdim. Seni bana versinler, seni bana versinler Firuze..." diye sayıkladı.
Nihayet yaz geldi ve yola düştük.
Binlerce kilometre. Tüm Avrupa'yı kat ettik. Açık pencerelerle. Ortadoğu'ya gidiyorduk. Mösyö İbrahim ile seyahat edildiğinde kâinatın nasıl da ilginç bir hale geldiğini keşfetmek inanılmaz bir şeydi. Ben direksiyonu sıkı sıkı kavradığım ve tüm dikkatimi yola verdiğim için, manzaraları, gökyüzünü, bulutları, köyleri, insanları bana Mösyö İbrahim tasvir ediyordu. Mösyö İbrahim'in gevezeliği, konuşkanlığı, sigara kâğıdı gibi kırılgan ses tonu, acılı aksanı, tasvirleri, vurguları, şeytani kurnazlıkları kadar ilginç şaşkınlıkları, bütün bunlar benim için Paris'i İstanbul'a bağlayan köprüydü. Ben Avrupa'yı görmedim. Avrupa'yı adeta dinledim.
Küçük şeyleri sevmeyi öğrenmelisin
Yorgunsun, öğle vakti acıkmışsın
Bütün güzel yemekleri unutup
Şu akan ince suyu dinlemelisin.
Yer yüzünde büyük işler var
Biliyorum, yok demiyorum, inanıyorum
O işlere hazırlanmak için de
Küçük şeyleri sevmeyi öğrenmelisin.
Büyük bir savaşta say kendini
Örnekse, Bozkırda acı bozkırda
Piyadesin, silahların ağırlığın
Ezilmiş yorulmuş yürüyorsun.
Mataran da boşalmış, suyun bitmiş
Dudakların kuruyor susuzsun
Güneş gökten bütün ümitlerini kurutuyor
Herşeyi bir anda unutuyorsun.
Büyük şeyleri de hep beraber herşeyi
Aşkı da unuttuğunu söyleyebilirim
Hücrelerimiz kurudu mu, canlı hücrelerimiz
Aşk da,hürriyet de kurumuş demektir.
Birden ileride, bir yol kıyısında
Bir tarla kıyısında bir su sesi duydun
Bulanık bir su akıyor, atılıyorsun
Hürriyet de dirildi, aşkın da!
Şu akan ince suyu bundan sevdim
İçebilirken içmedim.
Durdum şırıltısını dinledim,
Kalbimin bozkırında sazlar arasından
Aksın akabildiğine dedim.
Bu ince suyu susuz günlerime sakladım.
İmam Ahmed ve Imanı Müslim Ebû Umâme'nin şöyle dediğini rivayet ederler: Rasûlullah (sa)'ı şöyle buyururken dinledim:
"Kur'ân'ı okuyunuz. Çünkü o kendi ehline kıyamet gününde şefaat edecektir. Işık saçan iki süreyi, Bakara ve Āl-i Imrân sûrelerini okuyunuz. Kıyamet günü bu iki sûre iki bulut veya iki gölgelik, ya da sıra sıra olmuş iki bölük kuş gibi gelecekler ve bu surelerin ehlini savunacaklardır."
Sonra şöyle buyurdu: "Bakara suresini okuyunuz. Onu öğrenmek bereket, ter-ketmek pişmanlıktır. Bâtılcılar onun altından kalkamazlar."
İbn Kesir'in söylediğine göre "bâtılcılar'dan maksat sihirbazlardır. "Altından kalkamayacakları"nın anlamı da onların bu süreyi ezberlemelerine imkân olmadığı-nı, bir görüşe göre ise bu süreyi okuyanlara nüfuz edip etkileyemeyecekleri anlamına geldiğini söyler.
Imam Ahmed, Ma'kil b. Yesär'dan Rasûlullah (s.a)'ın şöyle buyurduğunu rivă-yet eder: "Bakara Süresi Kur'ân'ın tepesi ve zirvesidir. Onun her bir âyeti ile seksen melek inmiş, "Allah O'dur ki O'ndan başka hiçbir ilah yoktur, Hayydır, Kayyum'dur" âyeti Arşın altından çıkartılarak bu süreye eklenmiştir. Yâsîn ise Kur'ân'ın kalbidir. Allah'ın rızasını ve âhiret yurdunu dileyerek okuyan her bir kimseye mutlaka mağfi-ret olunur. Ölülerinize de bu süreyi okuyunuz."
Imam Ahmed'in Müsned'inde, Müslim'in Sahîh'inde, Tirmizî ve Nesâî'de Ebû Hureyre (r.a)'den gelen rivayete göre Rasûlullah (s.a) şöyle buyurmuştur: "Evlerinizi kabirlere benzetmeyiniz. İçinde Bakara Süresinin okunduğu eve şeytan giremez."
Tirmizî, "bu hadis hasen-sahihdir" demiştir.
Ibn Merdûye ve Nesâî, Abdullah b. Mes'üd'un şöyle dediğini rivayet ederler: Rasûlullah (s.a) şöyle buyurdu: "Birinizin bacak bacak üstüne atıp kendisini müs-tağni görerek Bakara Süresini okumayı terkettiğini görmeyeyim. Çünkü şeytan,için-de