Öyle ya, bütün düşünce sistemim senin ağır baskın altındaydı, senin düşüncelerinle örtüşmeyen düşüncelerimle ilgili
olarak da -özellikle de bunlarda- durum böyleydi.
Benim için orijinal falan değildin, seçme
şansım yoktu, her şeyi almak zorundaydım.
Üstelik buna karşı hiçbir şey söyleyemeden zorunluydum buna, çünkü aklına yatmayan ya da senden gelmeyen bir konu hakkında sakince konuşman peşinen olanaksızdır senin; zorba mizacın izin vermez buna.
Ardından yalnızca şöyle dediğin duyulur: "Ne istersen onu yap; benden yana özgürsün; yetişkinsin, sana öğüt verecek değilim." Bütün bunları öfkenin ve mutlak hüküm giydirmenin o korkunç boğuk tınısıyla yaparsın ki,
o tını karşısında çocukluk dönemime göre bugün daha az titrememin nedeni, çocukken kapıldığını katıksız suçluluk duygusunun yerini kısmen seninle ikimizin çaresizliğini görmeme bırakmış olmasıdır.
Çürümüş gözler, yara bere içinde bir yüzle sokaklarda dolaştım; ancak kimse bana dikkat etmedi, insanlar, otobüslerde, arabalarda ya da kaldırımlarda bir koşuşturmaca içindeydi. Kör gibiydiler, hiçbir şey görmüyorlardı sanki.