Neden bana tehlikeden bahsetmedin ? Beni neden uyarmadın ? Hanımefendiler kendilerini neden koruyacaklarını bilirler , çünkü onları bu hilelere karşı uyaran romanlar okurlar...
Zavallı! Sen deliden başka nesin? Kendi kendini aldata biliyor musun? Bu çılgınlıktan sonu gelmez kara sevdadan ne bekliyorsun? Benim ondan başka dileğim yok ki. Hayalimde yalnız o yaşıyor. Etrafımda yalnız onunla ilgili olan şeyleri görüyorum. Ah Wilhelm, nedir bu kalbimin bana ettiği? Onun yanında iki-üç saat oturup, güzelliğini, tavırlarını seyreder, tanrısal sözlerini dilersem, yavaş yavaş bütün damarlarım tutmaya başlar, sonra gözlerim kararır, kulaklarım işitmez olur.
Herkesin iki kaşı arasında
Taşıdığı dağ
Böyle açıklanır ancak
İçimdeki ağırlık…
Ah bir göl bulsam, bir deniz
Bir ikindi ovası yaz güneşlerinden
Üstüm başım sitem
Girsem ve kaybolsam…
Ey gitmek
Sesin kısık, bunalmış güzelliğin
Hangi yüreğe girersen gir
Ülken yok senin…
Şükrü Erbaş
Mektepte bize şiir ezberletmişlerdi. İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış. Bunu yazan şair ne kadar haklıymış.