Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın selefi olarak Ahmet Mithat Efendi’nin Pîr’liğini yaptığı bu gelenek, bilmem övgüye ihtiyaç duyar mıdır? Zira ehli için işaret, malumatın kendisidir. Öyleyse biz de, mübalağa etmekten edebiyata sığınarak; tarif ve tavsiyemize başlayalım.
“İstedik ki tetkikimizin dili, eserin lisanını aksettirsin. Böylece kıraat ehli, eserin yapısına dair malumatı da edinsin.”
...
Eser, tek bir hikayeye koskoca bir medeniyetin zihniyet hikayesini sığdırmayı başarmış. Zira yakın dönemin en büyük iki ismi Rakım ve Felatun efendiler, temsil ettikleri şuuru bedenlenmişler. Biri alaturka anlayışın diğeri ise alafranga anlayışın hülülüdür.
Dolayısıyla biri miras yedi, öbürü ise yetimdir. Elbette yetim olacak olan alafrangın vücudu Felatun Bey olacak değil ya, elbette alaturkanın bedeni Rakım efendi’dir.
...
Ahmet Mithat Efendi, Alafrang mahallesinin Piri Felatun Bey’e, Felatun ismini, Greklerin Baki Şeyhi Platon’un doğu medeniyetindeki yorumu olan Eflatun’dan taksa gerektir.
Zira Platon, Eflatun ismini alarak Sultan-ı İklim-i Rum ünvanını kazanmış, böylece bir çok şeyh ve özellikle felasife ehli manevi icazetini kendisinden almışlardır.
Ahmet Mithat’ın alafrank zihniyetinin Pirî Felatun Bey’e Eflatun ismini tam anlamıyla layık görmemesinin nedeni; eflatunluk iddiasında bulunup felatunluk yapması olsa gerektir. Zira bu zihniyet, marjinal olanı hakikat zannetmek marifetine matuftur. Oysa kadim zihniyet, marjinal olanı dönüştürerek özümseyecek kadar kimlik ve karakter sahibi idi. Hal sebepten Felatun Bey eserde geçmişini unutmuş, geleceğiyle barışmayı arzu eden bir karaktere can verir. Fakat barış sağlayacak taraflardan biri eksik olduğundan bunu bir türlü başaramaz. (Biliniz bakalım hangisi eksiktir?)
Lafı çok uzattık. Lafın bir kısmında da Rakım Efendi’ye yer