Bu kitaptan etkilenmemek imkansız. Öncelikle kitaptaki körlük normal körlükten biraz daha farklı. Kör olanlar etrafı beyaz görmeye başlıyor. Sonra bu körlük bir salgın haline dönüşüyor. Ben olay örgüsünü anlatmaktan ziyade kitabı farklı incelemeyi düşünüyorm.
1.Kör olanları boş bir akıl hastanesine kapatıyorlar ve körler burada birbirine destek olmaktansa gruplaştıkları için bu karantina sürecinin sonu hüsranla bitiyor. İnsanların başına her ne gelirse gelsin hayatta kötülük ve iyilik aynı oranda devam ediyor. Kitabın karantina bölümünde bir grup kötülük saçan körlerin iyi grubun yemeklerini çalması ve bu yemekleri alabilmeleri içinde kadınlara tecavüz etme karşılığında iyi gruba yemek vermesi beni en üzen kısımlardı. Böyle bir durumda birlik olunması gerekirken kötü insanların hâlâ kötü olması ve kadınları bir meta gibi görüp tecavüz etmesi insanı sarsıyor. Kitapta birincil ihtiyaç yemek, ikincil ihtiyaç cinsellik şeklinde olduğunu görmüş oluyorz. Tabii ki erdem ve onur duygusu ağır basınca kitabın tek gören başkahraman kadını tecavüzcülerin demirbaşını öldürüyor. Birini öldürmek büyük bir suç olsa da evrensel ahlak ilkesine göre bu yapılan davranış aslında suç olmaktan çıkıyor. Hükümetin kötü yönetimi ve kötü körlerin baskısı karantina ortamını daha da zor hâle getiriyor bununla birlikte iyi olan kör grup isyan çıkarıp binayı yakarak bir grup kör özgürlüğünü kazanıyor. Özgürlük körken bile en önemli olgu haline geliyor. Yanan bina, temizliğin ve uyanışın simgesi oluyor.
2.Kitapta kahramanların ismi yoktur. Doktor, doktorun karısı, şaşı çocuk gibi isimler kullanılıyor. Altısı kör, yedi kişilik bir grubu anlatmaya başlıyor. Doktorun karısı tek gören kişidir. Körlere rehberlik ediyor, liderlik yapıyor. Bir de bu grup; küçük bir çocuk, genç kız, orta yaş ve yaşlı