Çünkü düşünmezdi. Çünkü baskıya karşı çıkmamak üzere yetiştirilmişti. Bilmiyordu başkaldırılabileceğini; baskıyı, zorbalığı yaşamın doğal bir ögesi bellemişti. Bu baskıyı erkeklerin kurması, her bakımdan kurması da doğaldı onun için. Çünkü güçlü olan onlardı; hep başta olan, her şeye egemen olan.
"Bu yüzden de tek kurtuluş, oluşunun sorumluluğunu alarak kendini gerçekleştirmeye başlamak. Kurbanlıktan çıkıyorsun ve kendin olabildikçe, kendine ait potansiyeli gerçekleştirebildikçe, kendini sayıyor ve doğal olarak her gün daha çok, daha çok seviyorsun."
Sayfa 401·Kitabı okudu
Reklam
Mutluluğun nasıl elde edileceğine dair çok çeşitli görüşler vardır, ama Aristoteles, yeterince düşünebilen insanlar arasında bu konuda çok ciddi bir anlaşmazlık olmadığından emindir. Modern dönemde, farklı kişiler ve hatta aynı kişi farklı zamanlarda, mutluluğu nasıl elde edileceğine dair farklı görüşlere sahip olduğundan, mutluluğun belli bir anlamı olmadığına inanılır olmuş; dolayısıyla mutluluk ya da en yüksek iyi, siyasal toplumun amaçladığı ortak iyi olmaktan çıkmıştır. Yine de, mutluluk kavrayışları ne denli çeşitli olursa olsun, mutluluğun temel koşullarının her durumda aynı olduğuna inanılmıştır: İnsan, yaşamını devam ettiremediği, özgür olamadığı ve neye mutluluk diyorsa onun peşinden gidemediği sürece mutlu olamaz. Dolayısıyla siyasal toplumun amacı, her bir kişinin doğal hakkı olarak anlaşılan bu mutluluk koşullarını güvence altına almak ve mensuplarını herhangi bir mutluluk türünü kabule zorlamaktan geri durmaktır; çünkü mutluluk kavrayışlarının hiçbirinin doğası gereği bir diğerinden üstün olamaz.
çev. Birdal Akar (İstanbul: Babil Kitap, 2024), 51.
Jean Jacques Rousseau'nun Emile adlı eserinde aileye yüklediği sorumluluklar günümüz genç kuşağı içinde hala geçerliliğini koruyor. Rousseau'nun "Çocuklara sözlü ders vermeyin; hayatı yaparak, yaşayarak öğretin" yaklaşımı genç kuşakların deneyim odaklı öğrenme biçimini de destekler. Rousseau'nun "Bitkiler tarımla, insanlar eğitimle yetiştirilir" sözü, eğitimin aile içinde başlayan bir süreç olduğunu vurgular.
Alıntı
Savaşlar, kavgalar, anlaşmazlıklar, hırsızlıklar, arsızlıklar, haksızlıklar, ahlaksızlıklar, yalanlar, kandırmalarla dolu bir dünya görüyorum. İnsanlar açlıkla, yoksullukla mücadele ediyorlar. Gencecik yaşta hastalığa yakalananlar, derdine çare arayanlar var. Dünyanın suyu tükeniyor. Havamız kirlendi. Orman yangınları, küresel ısınma, çölleşme, doğal afetler... Offff, daha neler neler...
Sayfa 85·Kitabı okuyor
Alıntı
sevilmek için kendini silen insan
Korkunç denecek ölçüde kendinden şüphe içindedir. Böyle bir ruh durumu için G. Guex şöyle diyor: Bu tipin en başta gelen karakteristiği, olduğu gibi görünmekten yana korku duymasıdır. Bu nitelikteki korkunun alanı alabildiğine genişleyebilmektedir: başkalarını düş kırıklığına uğratma, hoşnutsuz kılma korkusu, başkalarına sıkıntı olma, başkalarını sıkma, usandırma korkusu ... Doğal olarak bu korkular onun başkalarıyla bir sempati bağı kurmasını önlemekte, var olan bağları koruma imkanını da elinden almaktadır. İçe kapalı kişi olduğu gibi sevilebileceğine inanamaz, çünkü daha küçük bir çocukken, dolayısıyla küçük ruhunun hilesiz hesapsız istekliliğiyle başkalarının sevgi ve şefkatine yöneldiği zaman, terk edilmiş olmanın acı tecrübesini yaşamıştır.
Alıntı
Reklam
Reklam