Alexandre Dumas, Siyah Lale (La Tulipe Noire) adlı bu klasik ve sürükleyici tarihi macera romanında, 17. yüzyıl Hollanda'sının çalkantılı siyasi atmosferinde, ülkenin en büyük ödülü olan "kusursuz siyah laleyi" yetiştirmeye çalışan genç ve idealist doktor Cornelius van Baerle’in başına gelen talihsiz olayları konu alır. Yazar; kıskanç bir komşunun iftirası sonucu kendini zindanda bulan Cornelius'un, gardiyanın güzel ve şefkatli kızı Rosa ile birlikte hem siyah laleyi büyütme hem de özgürlüğüne kavuşma mücadelesini anlatırken; dönemin kanlı siyasi suikastlarını, lale çılgınlığının (Tulipomania) toplumsal boyutunu, açgözlülüğü, sabrı ve her türlü parmaklığın ötesine geçen saf bir aşkı, yüksek tempolu, entrikalarla örülü, heyecan dolu ve romantik bir edebi dille işler.
Siyah LaleAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202319bin okunma
CambazHayal kurmak tehlikeliydi, umut etmekse zayıflık.
Oyunbaz serisinin üçüncü kitabını da bitirdim hala aynı düşüncedeyim. Çok iyi bir seri. Ölüm karakteri o kadar ince işlenmiş ki nefret etmekle etmemek arasında gidip geliyorsunuz. Karakterlerin gelişimleri o kadar iyi işleniyor ki her kitapta herkese hak verirken buluyoruz kendimizi. İlk kitapta çok göze batan Çağrı bile ılımlı , nazik hatta kibar birine dönüşüyor. Gökhan ise bu kitabın bana kalırsa başrolüydü . Sürekli kitaplarda bir şey bulabilme umuduyla araştırması , detayları aslında en başından beri izlemesi unutmaması ve sonda tabloyu yorumlaması... O gerilim mükemmeldi cidden. Normal bir şekilde okurken NE NE NE diye bir anda kendime gelip tekrar okudum .
İkinci kitabın sonunda hatırlarsanız Afra intihara kalkışmıştı ve diğer tutsaklara uyarı yapılıp onun yanına gitmeleri istenmişti. Diğer tutsaklar onu kanlar içinde görmüştü. Bu kitabımızın başında Afra'nın Ölüm tarafından tutsak edildiğini burada tek başına olduğu bir odada tedavi edildiğini öğrenerek başlıyoruz. Afra odada Doktor Sanem'in yardımıyla iyileşmeye çalışıyor ancak Sanem'in Afra'ya kötü tavırlarından dolayı Afra'nın yanında Sanem öldürülüyor. Daha sonrasında Afra'nın yanına psikolog geliyor bu kişi Daire 13'ü gözetleyen kişi ve yıllar öncesinde Ölüm daha Kıyı iken ona psikologluk yapan kişi. Afra bir fırsat bulup odadan kaçıyor ve başarılı da oluyor . Afra Daire 13'e döndüğünde tabi ki herkes şok oluyor çünkü Ölüm Afra intihar ettikten sonra evdekilere hiçbir bilgilendirme yaptığından öldüğünü düşünüyorlardı. Afra başından geçenleri anlatıyor. Tabi ki Gökhan'la bir süre araları limoni oluyor . Çünkü ona umut aşılayan kişi Afra iken , Afra'sız hem umutsuz hem kimsesiz kalmıştı . Ölüm bu sırada acımasız görevlerine hız kesmeden
Okurken İstanbuldan Cape Town a,ordan Madagaskar'a uzanan bir hikaye Ölümcül Baobab...
Baobab ağacı hayatı, dayanıklılığı bilgiyi ve birliği sembolize eden bir ağaç. Daha çok Afrika ve Avustralya da yetişen bir ağaç türü.
Kitapta baobab metaforu üzerinden sığınmacıların hikayesini okuyoruz aslında..
Azgar Naik Afganistan dan ailesiyle Türkiye ye kaçan bir genç.Yolda gelirken çok da sevmedigi babası Iran topraklarında ölmüş. Azgar ın da bu ölümde payı var .Annesi bir apartmanda kapıcılık yapan bir adamla evlenmiş. Gencecik kız kardeşi ise kendinden kat kat büyük bir adamla sevgili ..Azgar sa bir klinikte kalıyor .
Cihangir Kent sadece göçmenlere hizmet veren bir psikiyatri kliniğinin sahibi olan bir tıp doktoru.Azgar da onun yanına gitmiş ilk Turkiye ye geldiğinde. Çevirmenlik yapmak için kalmış orda ve klinikte bir odada kalıyor.Doktor onu himayesi altına almış. Memleketinden çok uzakta yaşamaya çalışıyor. Tıpkı köklerinden ayrılıp orda yaşam sürmeye çalışan baobab ağacı gibi ..O klinikte yapılanlarda hic masum degil .Kısırlaştırma, hafızayla ilgili çalışmalar gibi ..
Dr.Cihangir in Hayırsız Ada da cesedi bulunuyor bir sabah.Bu bir cinayet mi , intihar mı?Daha önce de ortağı Cape Town da ölü bulunmuş .
Azgar in hayatında kopukluklar var .Mesela Brezilya dan alınmış bir diş fırçası var ama o hatırlamıyor .Klinikteki kötü kalpli yardımcı Satenay çoğu seyi biliyor. Yeni gelen klinikte yöneticisi Jayen de Azgar la yolculuğa çıkıp gerçekleri öğrenmek istiyor.Bir de Veo var ki romandaki hayatı en sırlarla dolu olan karakter..Acaba bu ölümlerin Azgar la bir ilgisi var mı?
Kitap "kırgıbayırlarının kırgıinsanlarına ,sığınmacılara" ithaf edilmiş. "Madem cehennemligiz , yağmurlu günde ölelim bari " demiş.
Sığınmacı meselesi galiba Turkiye nin en önemli çözülmesi gereken
Ölümcül BaobabMehmet Mollaosmanoğlu · The Kitap Yayınları · 202613 okunma
Büyük Dörtler , Agatha Christie 'nin klasik "katil kim?" romanlarından farklı olarak uluslararası casusluk ve macera öğelerini öne çıkardığı bir Hercule Poirot romanıdır.
Roman, Poirot'nun Güney Amerika'dan İngiltere'ye dönmesiyle başlar. Evine vardığında beklenmedik bir misafirle karşılaşır. Korku içinde olan, bitkin ve aç bir yabancı, Poirot'nun evine sığınır. Adamın söylediği tek anlamlı şey, "Büyük Dörtler"dir. Ardından dört kişilik gizli bir örgütten söz etmeye çalışır. Örgütün üyelerini yalnızca numaralarıyla tanımlar. Birinci Numara, Çinli ve son derece zeki bir liderdir. İkinci Numara, olağanüstü zengin bir Amerikalı finansçıdır. Üçüncü Numara, Fransız bir bilim insanıdır ve örgütün teknolojik gücünü sağlar. Dördüncü Numara ise İngiliz kökenli, kılık değiştirme konusunda benzersiz yeteneklere sahip bir ajandır. Adam kısa süre sonra gizemli biçimde ölür. Poirot bunun doğal bir ölüm olmadığını anlar ve sözünü ettiği örgütün gerçekliğini araştırmaya karar verir.
Poirot ile yakın dostu Hastings, kısa süre içinde kendilerini birbirinden bağımsız gibi görünen olayların içinde bulurlar. Önce önemli bir bilim insanı ortadan kaybolur. Ardından gizli devlet belgeleri çalınır. Bazı diplomatlar ve araştırmacılar esrarengiz şekillerde öldürülür. Başlangıçta bu olayların arasında bağlantı kurmak güç görünse de Poirot, hepsinin aynı örgüt tarafından planlandığını fark eder. Büyük Dörtler, dünya siyasetini perde arkasından yönlendirmeyi hedeflemektedir. Amaçları yalnızca para kazanmak değildir; savaşları, ekonomik krizleri ve uluslararası dengeleri kendi çıkarlarına göre şekillendirerek dünyayı kontrol altına almaktır.
Soruşturma ilerledikçe Poirot, örgütün üyelerinin ne kadar güçlü olduğunu görür. Gittiği her yerde tanıklar ortadan kaldırılır, deliller yok edilir ve onu yanıltmak için
öncelikle söylemek istiyorum ki umarım bu kitabı bir dizi/film olarak izleriz,okuduktan sonra bile zaten film izlemiş gibi bir etki bırakıyor insanda
SPOİLERRRR
sezinin her kitabını çok beğenirim bunu da çok beğendim beni asla hayal kırıklığına uğratmadı,kitabı eğlenerek ve çok sinirlenerek okudum kendimi eylülün yerine koydum ve onun yerinde olsam inciyi direkt o evden atardım,ben eylül biraz daha kafayı kırmaya başladığında incinin aslında eylül olabileceğini düşünmüştüm,sadece psikolojik bir etki olamazdı çünkü incinin somut hataları vardı ve tanışmalarının daha derin bir sebebi vardır diye düşünmüştüm,eylül de aynı inci gibi bahçeye çıkıp gözlerini odaya kilitlediğinde inci aslında o diye düşünmeye başlamıştım,doktor incinin yaptıklarını yaz dedikten sonra yatağın altındaki defterde eylül uyuyor yazdıktan sonra emin gibi olmuştum,emir ve inci yesin diye pasta aldığında,onlar dizi izlerken o odasında sessizce oturduğunda onun yavaşca baştaki inciye dönüştüğünü ve en sonunda tamamen dönüşeceğini düşünmüştüm,inci o eve arkadaş ortamından kaçarak gelmişti eylül de tanıdığı herkesten o şekilde kaçacak gibi gelmişti ben de öyle olacak sanmıştım ama sezo böyle gösterip bizi de kandırdı ve incinin gerçekten suçlu olduğunu gördük,böyle de güzeldi ama ben paranormal şeyleri sevdiğim için dediğim gibi olmasını da isterdim o garip hareketlerin bi anlamı olmasını falan,yine de çok beğendim ve incinin hak ettiğini bulmasına sevindim kızın çevresindeki herkes de malmış
sonunu çok anlayamadık ama ya inci peşini bırakmadı ya da kendisinin de sorunları var ikisi de iki küp şekerli içiyodu
kitap fractured filmine benziyo
sezodan sıradaki beklediğim konulardan bazıları:
-behind her eyes dizisi tarzı bi konu yazması,
-çok gerilim veya ters köşe olmadan ama çok merak ettirici