Bahçıvan ve Ölüm
Puan vermedi·208 syf.··
2026 7. kitabı
Bir romana başlarken sonunu bilerek hiç başlamamıştım. ​Hele ki kitapta bir kısım vardı ki çok ilgimi çekti; verem ve ölümle ilgili bir sürü romantik şiir, roman var ama kanserle ilgili hiç romantize edilmiş bir eser yok denmesiydi ​Bugün, adını bile anmaya korktuğumuz bir hastalığın bir hayatı, bir babayı nasıl adım adım eksilttiğini anlatan, ama bunu yaparken bizi Balkanlar’ın o hüzünlü ve derin hafızasında dolaştıran sarsıcı bir otobiyografik roman. ​ Kitaptaki o keskin tespit çok haklı. 19. yüzyıl edebiyatı veremi hep solan, incelikli ve sanatsal ruhların "romantik" bir hastalığı olarak işledi. Ancak kanser romantize edilemez. Kanser vahşidir, moderndir, gerçektir ve insanı en çıplak çaresizliğiyle yüzleştirir. Gospodinov, süslemeden, en saf ve şefkatli haliyle bu gerçeğin fotoğrafını çekiyor. ​Bahçıvan olan bir babanın, hayatı boyunca toprağa can vermiş bir adamın, bedeni içeriden kurutan bir hastalıkla mücadelesi... Hayat veren ellerin, ölüm karşısındaki o sessiz direnişi kitabın en vurucu metaforuydu bence. ​ Tıpkı Zaman Sığınağı kitabında olduğu gibi, Gospodinov burada da kronolojik bir sıra izlemiyor. Babasının hastalığı, çocukluk anıları, sosyalizmin gri binaları ve bahçedeki domates kokuları birbirine karışıyor. Çünkü yas tutarken zaman düz bir çizgide akmaz, darmadağın olur demek istemiş bence.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Selimeler' e... Meltemler'e...
Puan vermedi·248 syf.··
2026 38. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 12:44
“Ben istiyorum ki meşguliyetim olsun. Elimde bir işim olsun. Bekleyecek bir şeylerim olsun... Telefonun başında çocukların aramasını bekleyeyim, pencerenin kenarında çocukların, torunların bana uğramasını bekleyeyim, ağaç yapraklansın diye bekleyeyim, salatalıklar çiçek açsın diye bekleyeyim, domates kızarsın diye bekleyeyim. Öyle şeyler... Zaman kolay geçsin istiyorum ben. Başka derdim yok. Ölüm kapımı çalana kadar bir şeyler oyalasın işte beni.” Selime Teyze’nin hikâyesi, çocuklarının dünyasında yer bulamayan ve onların gözünde yok gibi var olmayı reddeden bir annenin hikâyesi. Selime, bir gün hiç beklenmedik bir anda kaybolur. Gönülsüz ama planlı bir kaçıştır bu. Bildiği bütün hayatı geride bırakıp bir köyün sessizliğine sığınır. Kimseye haber vermeden, ardında iz bırakmadan. Bulunmayı bekler. Ama hayat, beklenmedik bir misafirle –Meltem’le– karşılaştırır onu. Biri annesiz büyümenin, diğeri evlatsız yaşlanmanın derdini anlatır. İki hayat, iki kayboluş, iki yara aynı evde buluşur. Bu roman, yaşlıların yok sayıldığı, insanın yalnız bırakıldığı, herkesin ancak kendine yetebildiği, en yakınlarına bile derman olamadığı bir çağın hikâyesi. Yanı sıra Burada varlıkla değil, geri çekilerek konuşan bir sevgi dili var. Biraz mesafeli, biraz çekingen. Diğer tarafta ise büyürken duygusal boşluklarla tanışmış bir genç kadın görüyoruz. Onun hikâyesi yalnızca bir eksiklik hikâyesi değil; aynı zamanda tutunma çabasının hikâyesi. Yaşlılıkla birlikte görünmezleşen bir annenin, yani Selime Teyze’nin, ailesi tarafından fark edilmediğini hissettiği bir anda çocuklarının hayatından sessizce çekilmesini ve bu kaçış sırasında başka bir yalnızlıkla -annesiz büyümüş Meltem’le- kesişen yolunu anlatır. Roman, annelik, evlatlık, yalnızlık ve görülme ihtiyacı üzerinden, kan bağının değil
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,8bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Fazla Uzaklaşmış Olamaz
Puan vermedi
Yaralar tazeyken acılar daha büyük sanırız. Ama Kevser Hattatoğlu bize Kesik, Kabuk ve Dikiş İzi başlıklarıyla üç bölümde insana ait yaraları anlattığı öykülerinde yaranın bazen kabukken bazen de yara izinin kesikten daha fazla can yaktığını anlatıyor. Alışkanlığa dönüşen yalnızlık, ayrılık ve terk ediliş fanusta yaşamaya itiyor bazen. İnsan acıya değil onun kendisini dönüştürdüğü yeni hale alışabilir en fazla. Veya kanıksar durumunu. Öykülerde bunun işlendiğini görüyoruz. Hattatoğlu'nun karakterlerini geçmişin izinde buluyoruz çoğu zaman. Kimi zaman herşeyi unutan bir babanın en küçük çocuğu oluyoruz. Torunlarını seven bu ihtiyarın elleri birden bizim de başımızı okşuyor. Domates konserveleri anıları canlandırıyor. Bir ses bize de pişmiş aşa su katılmaz diye sesleniyor konserve açarken. Salıncakta sallanıyor küçük bir kız. Hayattan kaçmak için saklanılacak en iyi yer çocukluktur çünkü. Başka bir kız babasının ceketinin askıda oluşuna güveniyor. Fazla uzaklaşmadığına emin babasının. Bu aralarında bir işaret. Handelibe bu anıların canlandığı bir şehir oluyor bazen. Kitapta dikkat çeken başka bir tema insanlık yaraları. Yazarın Gazze'yi anlattığı Captcha, sorgulatıyor tekrar insanlığımızı. Limon ağacında bir çocuğun büyümesine tanık olıyoruz çünkü daha doğmadan katlediliyor bebekler. Camdaki leke öyküsüyle bizi kalbimizden vuruyor yazar. Bizim leke olarak gördüğümüz şeyin bir mülteci teknesi olduğunu söylüyor. İronik bir dille yapıyor bunu. Oysa ne kadar da emindik başta camdaki o lekenin bir su ya da en fazla bir sinek ölüsü olduğuna. Daha ne olabilirdi ki! Yazarın aynı zamanda bir seslendirme sanatçısı olması her hikayeyi kendi sesiyle duymamızı sağlıyor. Öykülerde fonetiğin ön planda olduğunu görüyoruz. Dilin ustalıkla, betimlemelerin yerli yerince kullanıldığına
Edebiyat
Fazla Uzaklaşmış OlamazKevser Hattatoğlu · Şule Yayınları · 202518 okunma
Mini tüyolar, büyük farklılıklar..
9/10
·320 syf.··
2026 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 10:40
Tip 1 diyabet ve hemşire olarak bu kitap ile karşılaştığım için çok mutluyum. Hem kendine hemde çevremdeki insanlara ufak tüyolarda olsa verebilecek olmak güzel bir şey. Ve kitabın yazarını yazmaya iten sebep de hem kendisine hemde çevresine yardımcı olma isteği. Arkadaşları ile tatilde iken şelaleden atlayıp omurilik zedelenmesi yaşaya , ameliyat olup zorluk çeken, fiziksel ve zihinsel sorunlar yaşayan yazar daha sonrasında kendi bedenini tanımak isteği ile araştırmalara girip hayata uyarlanacak küçük tüyolar ile hem kendinde hemde çevresinde büyük değişikliklere neden olmuş. Sadece kan şekerini dengelemek için değil;kilo vermede kolaylık, PKOS semptomlarını iyileştirme, kan şekerini dengeleme, tiroid sorunlarının getirdiği semptomları iyileştirme, tip 2 Dm gelişme riskini önleme, dengeli bir ruh hali oluşturma, ciltte düzelmeleri sağlama, menapoz olumsuz semptomlarını önleme gibi güzel gelişmelere neden olan günlük hayata uygulanabilir gerçekler ile gerçekçi bir kitap olmuş. Gelin bu değişikliklerin oluşturulma sıralamasını yapalım; 1-yiyecekleri doğru sırayla yiyin: öğüne başlarken önce lif(sebze),sonrasında protein ve yağalar ve en son nişasta ve şekerler yani karbonhidratlar tüketilmeli. 2-bütün öğünlerinize yeşil başlangıç ekleyin: ufacık bir salatalık, domates, biber ya da bir brokoli ,avokado kan şekerini dengeleme ve glikoz eğrisi daha düzenli gitmesi bakımından en uygun kullanımdır. 3-kalori hesabını bırakın; bir salatadan da ya da bir kurabiyeden de aynı kaloriyi alabiliriz. Önemli olan kaloriyi aldığımız besinlerin içeriğidir. 4-kahvaltı eğinizi düzeltin: kahvaltıda fazla miktarda karbonhidrat tüketmek yorgunluk, halsizlik, kan glikozunda ani artış ve glikoz eğrisi çok daha dalgalı olmasına ve gün içerisindeki eğriyi etkilemede olumsuz etkiye neden
1000Kitap
Glikoz DevrimiJessie Inchauspé · Pegasus Yayınları · 2023298 okunma
6/10
·400 syf.··
2026 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 21:02
Kişisel görüşlerimi belirtmeden önce genel olarak konusundan bahsedeceğim. 1848’de bir fae tarafından yönetilen İngilterede geçiyor. Ablasının sosyeteye takdim edilmesindeki şanssızlığından sonra sıra Ivy’e geliyor. Ivy, ablasının başarısızlığından sonra sırtında ailesinin sosyetedeki yerini korumanın yükünü taşıyor. Queen Mor, o yıl evlencek olan fae prens oğluna layık bir gelin adayı bulmak amacıyla çeşitli ‘oyunlar’ oynatıyor. Çok ama çok uzun bir süre boyunca bu kızların birbiriyle yarışını okuyoruz. Bence kitap çok yavaş ilerledi. Heycanlanmaya başladığımda 250+ sayfalara gelmiştim, hatta yarım mı bıraksam diye düşünmüştüm. Bu yüzden birkaç puan kırdım. Karakterlerin gözünden bölümler onlara ısınmamda çok yardımcı oldu. Kitabın en sevdiğim özelliklerinden biri buydu. Yavaş yerleri atlattıktan sonra bir dahaki bölümde ne olacağını asla tahmin edememeye başladım. Ama fantastik demeye bin şahit ister gibi düşünüyorum… kafama domates atmazsanız lskcoskxsöx. Tabii periler var ve öteki dünya var fakat ben fantastik bir kitapta bu kadar az büyü/sihir hiç okumamıştım sanırım. Dünyayı bir türlü oturtamadım kafamda. Sanki kitabın tek amacı süslenelim, baloya gidelim, Prince Bram’in gözüne girelim gibiydi. Sihirden ve büyüden bahsediliyor ama ben şahsen yeterli bulmadım. The Cruel Prince’e benzediğini söylüyorlar, bende o yüzden okumak istemiştim ama tek benzerliği öteki dünya ve gerçek dünya olması, bir de faeler olması. Bir de partilerde insanlara eziyet edip eğlenmeleri. Sonunu göze alırsam ikinci kitap bence çok daha fantastik olacaktır. Genel olarak nötr kaldığım bir kitap.
The Rose BargainSasha Peyton Smith · HarperCollins · 20255 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 30. kitabı
Merhaba Küçük Kâşif! Ben Cesur, sizlerle birlikte bu kitapta bitkiler âleminin kapılarını aralayacağız. Ama dikkat, bildiğin her şey sayfaları aralayınca tepetaklak olabilir! Eğer bitkileri sadece yemyeşil yapraklar ve güzel kokulu çiçeklerden ibaret sanıyorsan, seni bambaşka bir dünya bekliyor. Bitkiler Dünyası Tepetaklak, Ebru Alpay tarafından kaleme alınan ve resimlenen, Ötüken Yayınlarından basımı yapılan, 88 sayfadan ibaret çocuk kitabı. Bitkilerin görselleri, nerelerde yetiştiği, genel özellikleri, faydaları ile ilgili kısa bilgiler verilmiş. Hangi bitkiler derseniz; Isırgan otu, Venüs sinekkapanı, ballıbaba, yaşayan taş, gökkuşağı, kardelen, ters lale, çörek otu, ananas, ejder meyvesi, ceset çiçeği, kahve ağacı, safran, karahindiba, canavar otu, şeker pancarı, kakao ağacı, eşek hıyarı, lotus, sapan orkidesi, siyah yarasa çiçeği, rambutan, baobab ağacı. Son bölümde; bunları biliyor musunuz, etkinlik alanı, botanik sözlük mevcut. Çocuklarımızın, bitkileri tanımaları yönünde güzel bir kitap olmuş. Yaşayan taş öyle sabırlı ve dirençlidir ki, bir taş gibi hiç kıpırdamadan yarım asra yakın sürede aynı yerde yaşayabilir. Kardelenler, kendi ısısıyla toprağı ısıtabilen nadir bitkilerdendir. Ananasın içinde bromelain adında özel bir madde vardır. Bu madde, yiyeceklerdeki proteini yani " eti" parçalayabilir. Safran, insanlar sayesinde yaşamını sürdüren özel bitkilerden biridir. Çünkü genetik yapısı diğer birçok bitkiden farklıdır. Bu yüzden doğada kendi kendine tohumla çoğalamaz. Ancak insanlar onu soğanlarını ayırarak çoğaltır. Domates ve onun gibi salatalık, biber, kabak ve patlıcan hep 'sebze' sanılır. Ama işin aslı bambaşka! Çünkü içleri tohum dolu. Yani aslında hepsi birer meyve.
Bitkiler Dünyası TepetaklakEbru Alpay · Ötüken Çocuk Yayınları · 20267 okunma