Aile Davamız
Tanzimat'tan sonra Türk mütefekkirleri, bu yeni aile bünyesinin müdafaasını yapmaya çalıştılar. Namık Kemal bunlardan biridir. Akif, Zavallı Çocuk gibi romanlarında İbret gazetesindeki makalelerinde yeni aile ahlâkını telkine çalışıyordu. Bu sırada eski tip aile ile Garp cemiyetinin tesirleri henüz çarpışmaya başladığı için, mütefekkirler, neticeden uzak bulunuyorlar ve "Garp ailesi" dedikleri, hakikatte Garp'ın yalnız hâkim bir tipini teşkil eden sarsılmış aileyi idealleştiriyorlardı. Mesrutiyet devrinde eski aile tipi, büyük şehirlerde esaslı surette sarsıldı. Gelir ve masraf arasında ölçüsüzlük, bütçe yokluğu, teşebbüsten mahrumluk, memurlaşma, eski konağın parçalanmasından doğan ve istihsal kudretini kaybeden bu ailenin başlıca vasıflarıydı. Kadının evi geçindirmek için çalışması ile bu sarsılmış aile tipi arasında sıkı münasebet vardı. Bundan çıkan neticelerin cemiyetin bütün içtimaî fonksiyonları namına daima müsbet olduğunu söylemek çok kabulu güçtür. Fakat Gökalp bu sarsılmış aile tipini emrivaki halinde İleri Garp cemiyetlerindeki inkişaflı aileye sırf şekil bakımından benzediği için, hatta onu methetmeye bile kalktı. Kadının hayata girmesini, aile hudutlarının daralmasını, muasır aile adını verdiği umumi tipin neticeleri olarak nikbin gözle tasvir etti.
Sayfa 111 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
Antik Mısır'ın Peygamberleri (Bülent Şahin Erdeğer)
Hz. İdris'in mirası, bu parçalanma sebebiyle Hermetizm şeklini aldı, içine kapandı, bir gizem/sembolizm sarmalına dönüştü. Bu "dine karşı din" döngüsü, Antik Mısır tarihinde en az üç kere yaşanmıştır ki yaklaşık kronolojinin Mısır'la ilgili olan kısmını şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Hz. İdris (yaklaşık MÖ 2900-2810) 2. Hz. İdris sonrası yozlaşma süreci (yaklaşık MÖ 2800-1870) 3. Hz. Yusuf dönemi (MÖ 1900-1810) 4. Hz. Yusuf sonrası yozlaşma süreci (MÖ 1750-1550) 5. Hz. Musa dönemi (MÖ 1533-1493) 6. Hz. Musa sonrası yozlaşma süreci (MÖ 1493-1025)
Sayfa 70
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
ORHAN BEY DÖNEMİ (1326-1362)
Orhan bey, babasının sağlığında askeri idareyi eline almış, birçok fetihlerde bulunmuştu. Orhan bey, uzun süreden beri kuşatma altında tutulan Bursa üzerine yürüdü. Bir süre sonra Bursa tekfuru şehri, teslim etmek zorunda kaldı (1326). Şehrin fethinden sonra Osman beyin vasiyeti üzerine naaşı, Bursa'daki Gü-müşlü Kümbet'e gömüldü. Beylik merkezi, Bursa'ya nakledildi. Akçakoca, Kandıra, Karamürsel ile lzmit Körfezi'nin güney bölgeleri fethedildi. Böylece Osmanlı Beyliği'nin sınırları Karadeniz ve İstanbul Bağazı'na kadar genişlemiş oldu. Türklerin İstanbul Bağazı'na kadar ilerlemeleri Bizans imparatorunu telaşa düşür­ dü. İmparator, Türklerin eline geçen kaleleri geri almak ve ku-şatma altındaki iznik'i kurtarmak amacıyla Anadolu'ya geçti.
Sayfa 12 - 1.BÖLÜM•OSMANLI DEVLETININ KURULUŞ DEVRI·Kitabı okuyor
1000Kitap
OSMAN BEY DÖNEMİ (1281-1326)
Ertuğrul beyin idaresi altında toplanan Türk aşiretleri, Os-man beyin yönetimi altına girdiler. Osman bey, silah arkadaşları Sarnsa Çavuş, Konuralp, Akçakoca, Aygutalp ve Gazi Abdurrahman gibi aşiret beyleri ile fetih hareketlerine girişti. Osman bey zamanında Anadolu'da Ahilik ve Babailik olmak üzere iki büyük tarikat vardı. Ahi reisierinden biri olan Şeyh Edebali, Eskişehir dolaylarında en itibarlı ve sözü geçen ululardandı. Osman bey, gençlik yıllarında Şeyh Edebali ile dostluk kurmuştu. Bu dostluğun gelişmesi üzerine Şeyh Edebali'nin kızı Malhun Hatun ile evlendi. Bu evlilik sayesinde Ahilerin nüfuzundan büyük ölçüde yararlandı. Birçok Ahi, Osmanlı Beyliği'nin kurul-masında ve büyümesinde önemli roller oynadılar.
Sayfa 9 - 1.BÖLÜM•OSMANLI DEVLETININ KURULUŞ DEVRI·Kitabı okuyor
1000Kitap
Kullanıma bağlılık' nöral bir ağın ancak işlevselliği kullanıldığında düzgünce gelişebileceği anlamına gelir. Yine, tıpkı bir kas gibi. Gelişim sırasında, belirli ağların 'hassas dönemleri' vardır ve bu dönemlerde normal olgunlaşmanın meydana gelebilmesi için belirli deneyimlerin yaşanması gerekir. Buna verilebilecek örneklerden bazıları, kolay öğrenilebilmesi için hayatın ilk senelerinde uygun girdilere ihtiyaç duyulan dil ve bir bebeğin bebeklik döneminde gözlerden normal girdi almadığı takdirde olması gerektiği kadar keskinleşmeyen görme becerisidir (örneğin, bebeğin gözleri fiziksel olarak bir nedenden dolayı kapalı tutuluyorsa veya sadece karanlıkta tutuluyorsa). Hassas dönemlerde gelişim açısından gerekli olan duyusal veya fiziksel deneyimleri yaşamayan çocuklar yaşlarından çok daha küçük görünebilir ve kaçırdıkları bu becerileri öğrenmek için daha fazla tekrara ihtiyaç duyabilir çünkü beynin hassas dönemi geride kalmıştır.
Sayfa 428·Kitabı okuyor
Psikoloji
Viktorya dönemi, dünyanın -hatta evrenin– bir makine gibi olduğu şeklindeki sözde bilimsel düşünceye takıntılıydı. Bergson'un cevabı ise, zihnin ve mantığın işleyiş tarzının bu şekilde olmasından dolayı bunun böyle olduğu biçimindeydi. Mantık gerçekte sınırlıdır –dünya, der Bergson, onu bilimsel olarak değerlendirdiğimiz tarzda inşa edilmemiştir, bilim basitçe dünyayı parçalarına ayırmayı öğrendiğimiz yoldur ve etrafımızda gördüğümüz (gördüğümüzü düşündüğümüz) görünürdeki bilimsel birlik, “insanın tek başına bir tasnif etme makinesi olmasından” kaynaklanmaktadır.”
Sayfa 81·Kitabı okuyor
Felsefe-Düşünce