Japon ve dünya edebiyatının en büyük yazarlarından Tanizaki’nin,inceliklerle,zerafetle bezenmiş,hikayenin sizi sımsıcak sardığı #birkedibiradamikikadın novellasını okudum. Beğendim mi, evet
Hayatına giren kadınlar ve annesinin hayatına müdahaleleriyle bunaltılmış,sinmiş bir erkeğin belki de aradığı tüm sevgiyi kedisinde bulduğu bir hikaye bu. Anlatımın bu denli vurucu olmasında, yazarın da bir kedi babası olması ve okuyucuya hissiyatı daha derin aktarabilmesi diye düşünüyorum.
Eseri, tüylü dostlarımızla birlikte yaşayanların daha yoğun duygular hissederek okuyacağı ise muhakkak
Japon Edebiyatı beni çok dinlendiriyor. Sanırım Japonların dingin ruh halleri yazarların kalemine de yansıyor bir şekilde. Hayat onların ayrıntılardaki dinginliği ile benim için de dinginleşiyor. Umarım ilerleyen günlerde daha fazla okuma ve sizlere aktarma şansı bulabilirim.
20.yüzyıl Amerikan edebiyatının en iyi romanlarından biri olarak kabul edilen “Muhteşem Gatsby” yi büyük bir keyifle okuduğumu belirterek sözlerime başlamak istiyorum.Bunun içinse iki sebebim var;eserin dönem romanı olması ve sistem eleştirisi yapmasıdır.
Bugün tersten başlayarak anlatıyorum biraz ama yüzeysel olarak da olsa Amerika tarihine hakimseniz romandan daha çok keyif almanız olası.Bilmeyenler için kısa bir not bırakayım buraya. 1.Dünya Savaşından galibiyetle çıkan Amerika’nın,1929 yılında yaşanan büyük finansal çöküşe kadar sanki yarınlar yokmuşcasına,vur patlasın çal oynasın yaşadığı bir on yıllık süre var arkadaşlar. Bu zaman diliminde İngiltere ve Avrupa mali açıdan tükenmiş vaziyette. Amerika’nın ise rakipleri çaptan düştükçe güveni hızla yükselişe geçiyor. Aslında balondan ibaret bu sahteliğin içinde,insanlar sorumsuzca yaşamaya başlıyor. İşte romanımız tam da bu dönemde geçiyor ve aslında Amerikan rüyasına da, insanların yozlaşmış hayatlarına da sağlam eleştiriler yapıyor. Bu ayrıntıları bilerek romanı okursanız şayet, benim gibi çok beğenirsiniz. Yok sadece ele aldığı konuya odaklanırsanız, eski sevgilisine ulaşmak için sebepsizce zengin olan bir adamın hüzünlü hayat hikayesini okumuş olursunuz.
Kitabıdan sinemaya aynı isimle uyarlanan,DiCaprio’nun başrolde yer aldığı,sizi duygulardan duygulara sürükleyecek, 2013 yapımı filmini de mutlaka izlemenizi öneririm.
Cumhuriyet ilan edildikten sonra sosyal hayatta özgürlük kazanan Türk kadınlarının bir taraftan eğlence ve cemiyet hayatına adapte olmaya çalışırken,bir taraftan da içlerindeki mahalle kadınını bastıramadıkları mizahi bir hikaye kaleme almış Hüseyin Rahmi. Onun kuvvetli gözlem yeteneği ve sanki siz de oradaymışcasına aktardığı diyalogları kitaplarını severek okumamın en büyük sebeplerinden biridir. Özellikle kadın karakterlerin kavgaları,kıskançlıklarını okudukça erkek bir yazar nasıl bu kadar başarılı kadın diyalogları yazar merak ederdim hep. Merakım bu eserin başında bir dostunun yazdığı notla sona erdi. Aynı soruyu yıllar önce kendisine dostu yönelttiğinde verdiği cevap şu olmuş:
“Gözlerim ve zihnim kuvvetlidir. Gördüğümü aklımda tutarım,dinlediğimi unutmam.”
Eserlerini doğrudan hayattan almış,Türk insanını ve kültürünü eserlerinde harika bir şekilde işleyen Hüseyin Rahmi eserleriyle henüz tanışmadıysanız tavsiye ederim.
Baş kahramanımız Gordon,paradan,kapitalist düzenden nefret eden;yazarak para kazanmak için reklamcılık işini bırakan idealist bir karakter. Ancak işler Gordon’ın hayal ettiği gibi gitmiyor ve akıl almaz bir yoksulluğa sürükleniyor. Onu bu zorlu mücadelede ayakta tutmayı başarabilen yegane şey ise sevgilisi Rosemary…
İçindeyoksulluğu,mücadeleyi,aşkı,dostluğu,vefayı,toplumsal eleştirileri bulabileceğiniz harika bir Orwell eseri. Bir satırında bile tekrara düşmeyen,sıkmayan,sürükleyici bir roman. Kendi adıma büyük bir keyifle okudum.
Aspidistra’nın ne olduğunu merak edenler için ufak bir not düşeyim,dönemin İngiltere’sinde evlerde statü simgesi olarak yetiştirilen bir tür bitki. Orwell kitabın belli bölümlerinde bu bitkiyle kurguyu öyle bir birleştirmiş ki hayran kalmamak mümkün değil.
Umarım siz de benim kadar keyif alarak okursunuz bu güzel romanı.