Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu eseri okumak için derin bir felsefe alt yapınızın olması gerekmiyor. Her yaştan herkesin rahatlıkla okuyup anlayabileceği bir eser.
Stoacılar;yerleşik düzeni sadece teoride değil,doğal ihtiyaçlara göre eylemleriyle yıkmaya çalışan filozoflar arkadaşlar. Yani onlar kendilerini herhangi bir kentin değil,evrenin yurttaşı sayıyor. Toplumsal sınırları ve siyasi otoriteyi de red ediyorlar.
Onlara göre insan;aklını temel alarak kendisini kalabalıklardan kurtarmalı ve iç dünyasına dönerek,geçici hazları,makam mevki sevdasını bırakarak,doğayla uyumlu bir hayat sürdürmeli. Mutluluğun formülü onlar için işte bu kadar kolay
Tabi bir de sadece Erdemli insanların bir araya gelip sosyalleşmesini öneriyorlar ki ben bu öneriyi çok sevdim
Daha yazmak istediğim onlarca şey var Stoacılar hakkında ancak yerim kısıtlı. Kısaca onlar sahip olduklarıyla mutlu,değiştiremeyeceği şeyler için üzülmeyen,geleceğe güvenle bakan,Erdemli insanlar. Bizden yüzyıllarca sene önce yaşamış bu insanlardan belki de öğreneceğimiz daha çok şey var ne dersiniz?
Murakami’nin kalemine aşina olanlar bilirler ki onun eserlerinin pek çoğunda geçen belli bir düzen vardır. Paralel evrenler,dipsiz kuyular,asansörler,ortadan kaybolanlar,bilinçli- bilinçsiz rüyalar,kediler,cinsellik,bolca müzik ve olmazsa olmaz karmaşayı düzene sokma gayesi. İşte bu hikayede de hiçbirinden mahrum olmuyoruz. Romanımızın kahramanı 35 yaşında,gölgesini kaybetmiş,kafataslarından eski rüyaları okuyan,genç bir adam. Onu birkaç saat sonra dünyanın sonu bekliyor. Bir de hiç derdi yokmuş gibi onu darlayan karanlık karaları,hesapçılar ve şifreciler var.
Ayrıca bu romanda dahil olduğumuz evren,sabit bir dünyada değil,hareket halinde; bir olasılıklar dünyasında geçiyor. Burası öyle bir evren ki,her şey de olabiliyor,hiçbir şey de
Murakami evreninin fantastik dünyasında akıp giden enfes bir kurguyla kaybolmak veya siz de kendi yarattığınız bir evrende yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu tatmak isterseniz bu romanı okuyun derim.
”Üç Silahşörler” romanıyla tüm dünyada tanınan Alexandre Dumas’ın,yasa dışı yaşadığı ilişkisinden dünyaya gelen oğlu Alexandre Dumas Fıls in kaleme aldığı “Kamelyalı Kadın”,hüzünlü bir aşk hikayesini anlatıyor.
Soylu bir Fransız aileden gelen Armand ve metres hayatı yaşayan Marguerite in imkansız aşkını, birkaç gününüzü ayırarak kolaylıkla okuyabilirsiniz zira hikayenin anlatımı son derece akıcı ve sürükleyici. Yazar hatta bu başarıyı,kitabın sonunu en başta anlatarak yakalamış bence.
Bir rivayete göre de genç Dumas, kendi annesinin yaşamından esinlenerek böyle bir eseri kaleme almış. Kim bilir, hikayeyi bu kadar etkileyici anlatmasının sebebi belki de budur
Herhalde doğmadan önce çok kötülük ettik ya da öldükten sonra çok büyük bir mutluluk tadacağız ki Tanrı bu yaşamın kefaretini işkencelerle,acılarla ödenmesine izin verebiliyor.”