Kitap; öfke,kaygı bozuklukları,ana baba çocuk ilişkilerinin çocukların yetişkinlikteki hayatına etkileri,yaşam ve ölüm,birey ve toplum,değersizlik,yalnızlık,özsaygı gibi her insanın hayatındaki yapı taşlarıyla ilgili çok önemli bilgiler ve çıkarımlar içeriyor.
Kitabı okurken etrafınızda olan,tanıdık,yakın veya bir zamanlar yakınken artık görüşmediğiniz insanlarla ve en önemlisi kendiniz,çocukluğunuzla ilgili çıkarımlarda bulunuyorsunuz. İnsanların anlam veremediğiniz davranışlarının da altında yatan sebeplerle öğreniyorsunuz.
Kitabın sadece kendisi değil,yazılma sebebi de son derece enteresan. 1982 yılında,Engin Hocayı üniversitede bir ziyaretçi bekliyor. Sıkı bir okuyucusu olduğunu söyleyen şahıs,”Lütfen bizim için de birşeyler yazın”diyerek kendisinin yanından ayrılıyor. Geçtan ‘ın kaleme aldığı bu güzel kitap işte böyle doğuyor.
Hem kendinizi,hem diğer insanları daha iyi anlamak belki de yeniden tanışmak istiyorsanız lütfen bu kitabı okuyun okutturun zira her bir satırı altın değerinde
Dünyada iki tür insan vardır;yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü,katılmak ise yaşamı simgeler.Sorumluluğunu üstlenen kişi özgürdür.”
Büyük bir keyifle okuduğum bu iki güzel öykü yine çok güzel izler bıraktı üzerimde…
İki öykünün kurgusu da farklı zamanlarda ve farklı yerlerde yaşayan iki boksörün hayatına odaklanıyor. Ön planda kıyasıya süren ring mücadelelerini okurken;arka planda hayat mücadelesi olan açlık,yoksulluk,çaresizlik ilmek ilmek işleniyor.
Kendi adıma severek okudum. Umarım benim kadar siz de seversiniz.
Öykü 1900 lü yılların başında,İzmir’den İstanbul’a akrabalarını ziyarete gelen genç bir kızın,İstanbul’daki yaşantısını ve bu yaşantıyı günlüğüne yazdıklarını konu ediniyor.
19 yaşında bir kızın platonik aşk hikayesini okumayı beklerken beni son derece şaşırtan pasajlara denk geldim. Aşkla değil,tamamen menfaat üzerine yapılan evlilikler ve bu durumun eleştirisi, insanların (özellikle sosyete tabir edilecek zümrenin)samimiyetsiz dostluklarını,kadın erkek eşitsizliğini okuyunca yüzyıldır hiçbirşeyin değişmemiş olduğunu görmek beni üzdü açıkçası.
Mehmet Rauf en sevdiğim Türk yazarlardan biridir. Karakter açılımları,bireysel ve toplumsal konuları son derece başarılı bir şekilde kurguya adapte etmesi kalemini sevmemin birkaç sebebinden biridir. Bir erkek yazarın kaleminden genç bir kadının yaşadığı duygusal gelgitler,içsel çatışmalar ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Bu eseri de en sevdiğim Türk klasikleri arasına girdi bile.
Son olarak söylemek istediğim eseri platonik bir aşk besleyen genç kızın romanından ziyade,dönemin “toplumsal ve bireysel dokusuna bir eleştiri” bakış açısıyla okursanız çok daha fazla seversiniz.