Dedesiyle birlikte yaşayan lise öğrencisi Rintaro,dedesinin ani ölümüyle hayatta tek başına kalıyor. Oldukça fazla kitabın olduğu bir kitabevi olan dedesinin dükkanında mutsuz ve Özlem dolu günler geçirmeye başlıyor,ta ki onunla konuşan ve ondan birşeyler isteyen kibirli bir kedi ortaya çıkana dek...
Fantastik bir kurgu üzerine kurulmuş bir roman gibi görünse de,aslında günümüz yayınevleri ve her telden okura inceden eleştiri yapıyor yazar tüm hikaye boyunca. Yayınevlerinin sadece daha fazla satabilmek için, içi bomboş,ambalajı cafcaflı bastığı kitaplara, sırf toplumda saygınlık kazanabilmek adına vitrinlere kitap dolduran ama okumayan,istifçi kitapların sahiplerine,daha fazla kitap okudum demek için kitapları çok hızlı okuyup içindeki gerçek güzellikleri kaçıranlara kitap boyunca ince ince dokunuluyor.
Müthiş olmasa da,okuması keyifli,sevimli bir kitaptı benim için. Yazarın daha önce kasiyer isminde bir eserini daha okumuştum onunla hemen hemen aynı tattaydı diyebilirim...
Amacı bir roman yazmak olan Olcayto’nun yolu,kara yalıda kendini gizleyen,tehlikeli bir kadınadam olan Madam Arthur bey ile kesişiyor. Bu karanlık ve her köşesi ölüm kokan yalıda sıkışıp kalan başka karakterler de var. Türlü sebeplerle hayatları bir şekilde karşılaşan bu insanların hayatlarında; savaş,acı,terk edilme ve cinayetle bezenmiş sırlarla dolu,kasvetli hikayeler var.
Mine Söğüt okuyanlar iyi bilirler,kendisinin karanlık,yer yer huzursuz eden,sert ve gergin bir üslubu vardır. Kitabı ve kurguyu çok sevdim,yazarın kalemini de çok severim ama bu sefer hikayeyi çözmeye çalışırken epey yoruldum. Finalde,çetrefilli de olsa kimin kim olduğunu çözebildim sanırım
Favorim hala beş Sevim apartmanıdır
Moskova ‘da büyümüş üç kız kardeş;Olga,Maşa ve İrina on bir yıldır yaşadıkları bir taşra kasabasından Moskova’ya geri dönüş hayalleri kurmaktadır. Asker olan babalarını kaybettikten sonra birbirlerine daha fazla bağlanmış olan bu üç kız, hayatla ilgili hayaller kurarken,hayatın da onlar için başka planları vardır...
Hayatın anlam arayışları,yüzlerce,binlerce yıl geçse bile hayatın daima zorluklar içinde olacağı,bireylerin kalabalıklar içindeki yalnızlığı,yaşamak istediği hayat uğruna elde ettiklerinden vazgeçme gibi tüm duyguları bana derinlemesine hissettiren,benim için çok güzel bir Çehov eseriydi “üç kız kardeş.”
Çehov la tanışmadan önce “bir gün oyun okumayı gerçekten çok seveceksin”deseydi biri bana,asla inanmazdım. Bazı şeylere bakış açımı da değiştirdiği için Çehov u hep ayrı severim.
Eğer tiyatro oyunu okuma konusunda önyargısı olan arkadaşlarım varsa,kendilerine mutlaka Çehov’un eserleriyle tanışmalarını öneririm.
“Cemile”için;arka planda savaşın olduğu,Kırgız bozkırlarında yaşanan bir aşk hikayesinin,bir çocuğun gözünden anlatılması diyebilirim. Öyküde sadece bir aşk hikayesi okumakla kalmıyor,savaşın tüm bireyler üzerindeki psikolojik sarsıntılarını ,yaşanan hayatta kalma mücadelelerini,törelere ve ataerkil topluma olan bir başkaldırıyı da paralelinde okuyorsunuz.