10/10
·1000 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
·
110 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 01:17
Esselamualeykum … Incelemeden cok kitabin bende biraktiklari…bu kiymetli eserin kolay kolay anlatilabilecegini dusunmuyorum… Raflarımda duran kitaplar arasında Mektûbât-ı Ma’sûmiyye’nin yeri bambaşka. Rahmetli Bayram Ali Öztürk Hocamızın Mektûbât-ı Rabbânî derslerinde bu isimleri duyduğumda içime düşen o niyet, bugün kütüphanemin en kıymetli incisi oldu. 'Nur üstüne nur'diyorlar ya, bu kitabı okurken tam olarak bunu hissettim. İnsan bazen kelimelerle anlatamadığı, sadece kalbinde bir düğüm gibi taşıdığı duygular yaşar; işte bu mektuplar o düğümü çözen, ruhu ferahlatan cinsten. İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin kıymetli oğlu Muhammed Ma’sûm Fârûkî Hazretleri'ne rahmet ve minnetle... Sanki o, yüzyıllar öncesinden bugün bizim dünyamıza, tam ihtiyacımız olan o şefkatli dokunuşu yapıyor. Bu eseri dilimize kazandıran Süleyman Kuku hocamızdan, bu kıymetli eseri titizlikle basan Çeşme Kitabevi'nden Allah razı olsun. 'Okudum ve bitti' diyemeyeceğim bir eser bu. Anlamakta zorlansamda , sadece o iklimde bulunmak, satırlardaki o Ehl-i Sünnet kokusunu içime çekmek için tekrar tekrar açacağım. Eserden gönlüme düşen şu satırlar aslında her şeyi özetliyor: “Azîz kardeşim! Kıyâmetin yaklaştığı zamandayız. Zulmetler, karanlıklar gittikçe artıyor. Dünya bu zulmetlerin girdabına gömülmüş gidiyor. Bir kahraman lâzımdır ki, böyle bir zamanda sünneti ihyâ, bid'ati imha etsin. Resûlullah'ın sünnetinin nûr ve ışıkları olmadan doğru yolu bulmak muhâldir. Resûlullah'a tâbi olmadan kurtuluş aramak kuru hayaldir.” Eğer gönlünüzde tasavvufa dair bir yer, hakikat arayışına dair bir niyet varsa, bu eseri sadece okumayın, onu bir dost gibi yanınızda taşıyın. Rabbim şefaatlerine nail eylesin… Bu eserin bereketine hürmetle... İlk inceleme benden, daha sonra okuyacak olanlara
Mektûbât-ı Ma'sûmiyye (2 Cilt Takım)Muhammed Ma'sûm Fârûkî · Alioğlu Yayınevi · 20192 okunma
Puan vermedi
//KİTAP TAVSİYEM "KUZGUN YEMİNİ" //ALINTILAR #Karanlık her zaman korkutucu değildir, bazen de öğreticidir... #En büyük korku bilinmeyen değil, insanın henüz tam keşfedemediği kendi zihnidir;çünkü adalet de zulüm de önce orada başlar... #Bazı karanlıklar anlatılmadıkça büyür... #Bazı hikayeler yazılmak değil, susmamak için doğar... #Bilinmezlik kapının ardında kara bir kuyu gibi bekliyordu... #Zaman yalnızca akmıyor, insanın üstüne çörekleniyordu... #Düşünceler bazen insana bir tabanca gibi doğrulabilirdi... #Gölge karanlığı değil aydınlığı getirecek... #Bazen dönmek iyidir, nereye olursa olsun... #Doğrular acıtır... Dönüşen birinin ardından koşan herkes, bir noktada aynı karanlığa girer.. #Bazı sorular soruldukları anda anlamını yitirirdi.. #Hiçbirşey söylememek en doğru cümleydi... #Bazı mesajlar anlaşılmak için değil, uyanmak için yazılırdı... #Bir insanın içinde bu kadar karanlık olabileceğini... Sevginin bazen insanı kurtarmadığını... Geç farketmişti... #Bazı sorular insanı hayatta tutmaz;sadece daha çok acıtırdı... #Yüreğinin ortasından kırılmıştı, nasıl onarılacağını bilmiyordu... #İnsan her zaman gerçeğin iyileştirdiğine inanır... #Bir insanın sevdiği birini kaybetmesinden daha önemli ne olabilirdi? Yanılmış olmak... #Bazı anlar vardır, yaşanmasa hayat devam eder, yaşandığında ise insanın içinden bir şey kopar... #Hiçbir şey aydınlığa erişmemişti, aksine herşey karanlığa gömüldü... #Bazen doğru olan şey, insanın en büyük yanlışıydı... #Bazı pişmanlıklar ses istemezdi., sessizce insanın içine çöker orada kalırdı... #Gölgeler ölümsüzdür... #Tehlike geçmişte kalmazdı, şekil değiştirirdi... //KİTAP HAKKINDA
Kuzgun YeminiKamuran Elagöz · Edebiyatist Yayınevi · 202618 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yol Uçuruma galebe çalar mı?
10/10
·103 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
#Yoluçurumu @bir_aybüke_akgül'ün ilk eseri. Yola beraber çıktığımız kardeşlerimden. Bir bebeği bekler gibi bekledik Yol Uçurumu'nun gelişini. Daha müjdesi verilmeden çok sevmiştik onu. Edebiyatımızda kalıcı izler bırakacağına inandığım Yol Uçurumu ve onu takip edecek eserleriyle Aybüke Akgül'ün kaleminin münbit olması dileğiyle... Kelamullah'tan feyzlenen kelimeler, köklerden göklere uzanacak hikâyeler düşsün nasibine... 19 hikâyenin yer aldığı eserde ilk öykü Nahir'in Gözleri. O masalsı dokusuyla en etkilendiğim metinlerden biri. Satırlar boyu Nahiri yeşilin nasıl bir renk olabileceğini düşündüm. Rüyayla gerçeğin yer değiştirdiği, gözlerin bir insanın benliğinin en önemli parçası olduğunu anlatan hikâye, arayışlarımız üzerine de düşündürüyor. Bir ömür boyu aradığımız, gördüğümüz, bildiğimiz şey aslında "Bir ben var bende..." sözlerinin işaret ettiği gerçek olmasın? İki Çay, "Bazılarının kaderini bir veba, bir bulaşıcı hastalık gibi nefesinde taşıyıp başkalarına bulaştırdığını düşünüyorum." cümlesiyle başlıyor. Hayatımızdaki karmaşaların, çözüm bulamadığımız problemlerin kaynağını başkalarında değil kendimizde aramalıyız fikri üzerine kurgulanmış hikâye nasip, kısmet dediğimiz mevzuyu hatırlatıyor. Şans, baht, talih, uğursuzluk değildir bu, aslolan "Kader gayrete aşıktır." "Bereketi hep sonundaydı ama ben, son yudumu içemem, içemem o kadar." diyen bir adamın hikâyesi Son Yudumu İçemem hikâyesi. Hayatında yarıda bıraktığı ilişkileri, bir türlü itiraf edemediği gerçekleri bardağın sonunda biriktiriyor. Biriktirdiklerimiz kadarız sanki, bardağın dibindeki damlalar kadar. "Talihimiz yokluktan da nasibini almış, bitmesini istemezdik bir şeylerin." "Sadece bir kere çok yakınından geçtiler birbirlerinin. Hava güneşli değildi." Behzat ve Leman'ın kavuşamama hikâyesi Ufuk
Edebiyat
Yol UçurumuAybüke Akgül · Şule Yayınları · 202534 okunma
Altmış yıl, beş ay, dört gün… /Empati kuramayacaksınız!
9/10
·192 syf.··
2026 35. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 00:40
Devamını okuyun… Çünkü bilmiyor insan okumadan geçtiği kim bilir nelerin, hayatına dokunamadan geçip gittiğini. Bilmiyor kaçırdıklarının, bir gün aklını kaçıracağını. “Hiçbir şey bize ait değil. Dünyaya bizden önce yaşayanların anagramları olarak geliyoruz.” “Kendin olmanın” cezasını çektiniz mi hiç? Kendiniz olduğunuz için kaybettiğiniz şeyler oldu mu hayatınızda? Esme… Lenox Ailesi’nin kızı. Bundan yüz yıl öncesinde, şimdiki zamana göre yaşayan, toplumun değer yargılarına uymayan, açık sözlü, utanç kaynağı(!) bir kız. Hangi aile böyle bir kızı olsun isterdi ki… Diğer tarafta Kitty, ailenin uysal, zamanına uyumlu, her şeyi hak eden kızı. Her ailenin sevilen ve sevilmeyen birer çocuğu vardır. Ve ne yazık ki ailesinden yaralı olmak, bütün çağlarda vebadır. “Annemin hikâyesi acıklıydı. Yalnız annemin değil, anneannemin, anneannemin annesinin, büyük ihtimalle onun annesinin ve daha büyük annelerin hikâyeleri de acıklıydı.” Annemin Uyurgezer Geceleri Aile korkunç bir yüktür, der, Oscar Wilde, Fyodor Dostoyevski yalnızlığını, “Aile içinde de yalnızdım,” diyerek tanımlar. Ve hepimizin bildiği, Lev Tolstoy’un, “Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” Mutsuzluk… Belki de her şeyin suçlusu ailenin o aykırı çocuğudur. Emily Dickinson’un dediği gibi, “Boyun eğ, akil insan ol; isyan et, derhal tehlikeli ilan edil.” Aileni temsil edebildiğin kadar onların içindesin ve toplumun işine yarayabildiğin ölçüde onların yanında! Franz Kafka'nın Gregor Samsa’sını hatırlayın, farklı olan ve artık işe yaramayan Samsa’nın sonunu! Hepimiz birer Samsa adayı değil miyiz aslında? Aile hikâyelerini etkileyici bulur musunuz? Büyük aile sırları vardır, yıllar sonra öğrenilen ve hayatınızı bambaşka bir yöne eviren… Bir bakmışsın annem annem değil, babam babam. Bir
Esme Lennox Nasıl Yok OlduMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20243,038 okunma
Puan vermedi
Merhaba kitap dostlarım Bugün sizlere Şeyma Türkyılmaz’ın Köygöçüren 2 kitabı ile geldim İlk kitabın sonunda öyle bir yerde kalmıştık ki ikinci kitap çıkana kadar aklım hep hikâyedeydi.Şimdi ne olacak? diye düşünüp durmuştum.Neyse ki yazar bizi fazla bekletmedi ve kaldığımız yerden tüm heyecanıyla devam ettik.Kitabın başında Hamza’nın gözünden okuduğumuz o geçmiş sahneleri benim çok hoşuma gitti.Hasret’i ilk gördüğü anlar,ona karşı hissettikleri…O bölümler hikâyeye ayrı bir duygu katmıştı.Sonrasında ise ortalık resmen savaş alanına döndü.İlk kitabın sonunda yarım kalan hesaplar,kırgınlıklar ve öfke bu kitapta daha da büyüdü. Hamza’nın vurulup ortadan kaybolmasıyla Hasret’in üstüne gelmeyen kalmadı.En çok da yalnız bırakıldığı anlarda içim parçalandı.Ama Hasret öyle kolay ezilecek bir karakter değildi. Güçlü duruşu,herkese karşı tek başına verdiği mücadele gerçekten hayran bıraktı beni.Kimin dost kimin düşman olduğu yavaş yavaş ortaya çıkarken sayfaları elimden bırakamadım.Hamza geri döndüğünde ise o öfkeyi,sahiplenişi ve Hasret’e yapılanların hesabını tek tek sorması işte o anlarda resmen ekran karşısında izliyormuş gibi hissettim. Birbirlerine olan bağlarını,tüm karanlığın içinde birbirlerine tutunuşlarını okumak çok güzeldi. Üstelik yan karakterler de hikâyeye ayrı bir renk katmıştı. Ve o final… Hem içimi ısıttı hem de bu güzel seriye veda ettiğim için biraz buruk hissettirdi.Özellikle minik mucizeleriyle gelen o sahneler kalbime dokundu.Üç yıl sonrasını okumak da karakterlere güzel bir veda olmuştu. Şeyma Türkyılmaz’ın kalemi gerçekten çok akıcı.Karanlık atmosferi,yıllardır süren düşmanlıkları,aşkı,acıyı ve özlemi öyle güzel hissettiriyor ki bir bölüm daha derken kitabın sonuna geldiğimi anlamadım bile.Duygu yoğunluğu yüksek,karanlık atmosferli ve insanı içine çeken
Köygöçüren IIŞeyma Türkyılmaz · Ephesus Yayınları · 202696 okunma
10/10
·560 syf.··
2026 29. kitabı
Selam kızlar! Şafak Vurgunu kitap yorumuyla geldim Konusu: Genelkurmay Başkanının kızı olan Işıl Atabey ailesinin mesleklerinden kay aklı hep baskı içinde büyümüştür bu sebeple özgürlük kazanma amacıyla Fransa’ya taşınmak için babasını ikna eder. İki yıl Fransa’da kalıp ressamlık olan mesleğini icra ettikten sonraysa kendi sergisinde s!lahlı saldırıya uğrayıp sağ kolunun hissini bir süreliğine kaybeder. Kızının saldırıya uğradığını öğrenen babasıysa onu hemen Türkiye’ye getirir ve kızını koruması için en güvenilir askerlerden biri olan Ecevit Demirhan ile anlaşmalı olarak evlendirir. Yorumum: Uzun zamandır Şevval’den kitap okumuyordum ve Şafak Vurgunu’nu okurken onun kalemini ne kadar sevdiğimi, yazdığı satırları okurken dinlendiğimi hatırladım İnsanı yormayan, akıp giden bir kalemi var bu sayede olayların hiçbirini anlamakta zorluk yaşamıyor veya kitabı okurken tıkanmıyorsunuz. Aksine bir oturuşta bittiği için boşluğa düşüyorsunuz Ben kitabı gerçekten aşırı severek okudum hatta okurken kendimle alakalı bir şey keşfettim. O da okumayı en sevdiğim türün grumpy x sunshine oluşu… her Tropeu okur severim genel olarak ama bu trope bir başkaa ŞV’de bu kadar sevme sebebim büyük ihtimalle yine Şevy’nin kaleminden sebep çünkü Işıl’ın narinliğini, Ecevit’in duvarlarını öyle güzel aktarmıştı ki okurken onlara ve zıtlıklardan doğan uyumlarına hayran kaldım Kısaca karakterlere değineceğimm. Işıl… Çok zarif, narin, ince ruhlu biri. Sanatçı olduğu o kadar belli kiii! Gerek tavırlarından gerek ruhunun şeffaflığından. Ecevit bu kadına aşık olmayıp ne yapacaktı yanisiii?!?!?! Ayrıca bu narin kişiliğinin yanı sıra içinde gizlediği vahşi bir tarafının da olduğunu düşünüyorum. İlk kitapta pençelerini çıkardığı sahneleri pek okumadık ama ikinci kitapta ailesine karşı dimdik duran,
Şafak VurgunuŞevval Demirdöğer · Pukka Yayınlar · 2026156 okunma