Gerçekleşmeyeceğini Bile Bile Bir Umuda Sarılmak
Puan vermedi·268 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 16:58
Doğan Cüceloğlu’nun dili gerçekten o kadar sade ve o kadar sıcak ki, kitabı okurken ister istemez seni içine çekiyor. Kısa süre önce Aziz Nesin’in Biz Adam Olmayız kitabını okumuştum. Bu kitapta da yazarın verdiği birçok örnekte Aziz Nesin’in gözlemlediği insan tipleriyle tekrar karşılaştım. Aziz Nesin mizahla yüzümüze vururken, Doğan Cüceloğlu empatiyle ve anlayışla anlatmaya çalışıyordu. Bu iki farklı yaklaşımı görünce mizahın ötesinde, insanı ve toplumu okuyabilmenin ne kadar büyük bir yetenek olduğunu bir kez daha düşündüm. Kitap 1979 yılında yazılmış. Okurken aklıma sık sık şu soru geldi: Acaba yazar bugün aynı kitabı yazsaydı bu kadar naif ve iyimser bir yaklaşım sergileyebilir miydi? Dönemin koşullarını bugünküyle kıyaslayınca, bazı noktalarda iyimserliğin fazla ağır bastığını düşünüyorum. Eskiden bir trafik kazasında arabadan inip iki küfür iki yumrukla olay bitebiliyorken, bugün en ufak bir harekette bıçakla, silahla yaralama ve hatta öldürme olayları yaşanabiliyor. Ben de hayatım boyunca iletişimin önemine inanan biri olsam da, artık eşime ve dostuma “trafikte haklı bile olsan dikkatli ol” diyorum. Çünkü öfkenin sınırı kalmadı. Bu kitabı okuyan birçok insan “bunları zaten biliyorum” diyecek. Ben de bildiğim halde keyif alarak okudum. Ama asıl mesele bilmek değil, uygulamak. Birçok insan uyguladığını sanırken bile farkında olmadan tam tersini yapıyor. Bu yüzden bir ara “keşke bu kitap okul müfredatına konabilse” diye düşündüm. Erken yaşta öğretilse çok faydalı olurdu. Sonra kendi kendime gülümsedim. Çünkü bugün elli kişilik bir sınıfta herkes bunları anlayabilir belki ama insanı zamanla başka birine dönüştüren düzenin içinde, buna ne kadar izin verirler emin olamadım. Kitapta değindiği bazı noktalar beni özellikle etkiledi: Bir ülkenin trafik
İnsan İnsanaDoğan Cüceloğlu · Remzi Kitabevi · 20219,7bin okunma
Saf iyi, Saf kötü
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 49. kitabı
Klişeleri alt üst eden, okunma kaygısı ile mutlu son çabasına girmeyip, adeta madalyonun bu yüzü de var ve ben bunu gösterecem ilkesiyle yazılmış harika bir eser. Bana eşkıya filminin yaratmış olduğu etkiyi hatırlattı. Dostunun sevgilisini, dostuna ihanet ederek elde etmiş bir karakter. O karakter şöyle diyordu: sen mi daha çok sevdin ben mi? Ben dostuma ihanet edecek kadar çok sevdim, sen sevdiğin için bu günahı işler miydin diyordu? Yıllarca sinemalarda bu ihaneti edenin saf kötü olduğu gösterilmişti. İlk defa eşkıya filminde kötüye empati ile yaklaşılması sağlanmıştı. Realitede saf iyi ve saf kötünün olmadığı, kötünün kötülüğü kötülük için yapmadığı gösterilmişti. Yazar, bu eserinde iyiler kazanır ve sonsuza kadar mutlu olurlar klişesinden çıkarak, kötüler de kazanır ve mutlu olurlar gerçeğini, madalyonun bu yüzünü okurların yüzüne çarptı. Eşkıya filmi nasıl bir gerçekliği yüzümüze çarptıysa, Beyaz gemi de aynı etkiyi yarattı.
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,4bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Ve bir çırpıda bitti.. zıkgıt olayında çok gülsem de sonunda Pucca ,puccanın çocukluğu ve ben oturup ağlamışım gibi hissediyorum( bebem de ağlıyor o sırada ama o açlıktan, çok da şey değil yani). Kitabı elime ilk aldığımda eski bir dostuma kavuşmuşum gibi hissettim. O kadar özlemişim ki.. Sen yazdıktan sonra hiç yanlız olmadın sadece telaştan hiçkimseye dikkat etmedin, o kadar. Aslında o kadar çok sana sarılacak insan, kapısını çalıp görebileceğin o kadar çok hane var ki farkında değilsin. Öyle benimsedik seni yani. İyi ki varsın ve iyi ki yazıyorsun canım Pucca
İnsan ve Duygular
Bu Ne Biçim SonPucca · DEX Kitap · 2026126 okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2025 49. kitabı
Pərviz Seyidli - ‘Məktublar arxasında’ Bu kitabı mənə 2025-ci ildə əziz dostum Tural hədiyyə etmişdi. Elə o vaxt oxuyub çox bəyənmişdim, hətta keçən il oxuduğum ən möhtəşəm 10 kitab arasında idi. Bu gözəl kitaba görə həm dostuma, həm də yazıçıya təşəkkür edib keçirəm təhlilə. Sakit həyat tərzi sürən və insanları sanki bir kitab kimi oxumağı bacardığını düşünən bir yazıçı təsəvvür edin. Günlərin bir günü qadın həbsxanasından bir məktub alır. Məktubu yazan qadın müəllifin sadiq bir oxuyucusu olduğunu, kitablarının ora qədər gedib çıxdığını və çox sevildiyini deyir. Bu sirli qadının kimliyi yazıçımıza o qədər maraqlı gəlir ki, onların məktublaşması aylarla davam edir. Nəhayət, həmin qadın əfvə düşüb azadlığa çıxır və birbaşa yazıçının ünvanına gəlir. Ondan çox ciddi bir məsələdə kömək istəyir. Bax, əsl hadisələr də məhz bu xahişdən sonra başlayır. Bundan sonrasını danışıb spoiler vermək istəmirəm, sadəcə oxuyun - deyirəm. İlk səhifələrdən kitab oxucunu ələ almağı bacarır. Yazıçının yerli ədəbiyyatımızda bəlkə də çox az rast gəldiyimiz o çox şirin və səmimi cümlə qurmaq bacarığını dərhal hiss etmək olur. Qurulan cümlələr oxucunu mövzuya daha çox bağlayır. Mən deyərdim ki, bu cür əsərlər oxucuda yerli ədəbiyyata qarşı böyük bir həvəs və maraq oyadır. Kaş ki, bu tərz kitablarımızın sayı çox olsun. Yazıçının söz bazasının genişliyi hər sətirdə özünü büruzə verir. Bəzi məqamlarda dayanıb öz-özümə deyirdim ki, "doğrudan da, bir fikir necə bu qədər səlis və gözəl ifadə oluna bilər?". İnsanı "bu cümləni necə düşünüb, necə qurub?" deyə düşündürən bir peşəkarlıq var ortada. Bu mədəni və səliqəli fikirləri oxuduqca adamın içindən "vau, yazıçı nə gözəl deyib" demək keçir. Hələ o möhtəşəm alıntılar, bənzətmələr, metaforalar - zövq ala-ala oxuyurdum. Bəzi cümlələri oxuyanda dayanıb
1000Kitap
Məktublar arxasındaPərviz Seyidli · Parlaq imzalar · 202288 okunma
çok gecikmeli bir inceleme oldu, neden acaba :d
Puan vermedi·96 syf.·
2026 20. kitabı
Güneşin altında uzun süre kalınca, insanın içindeki bütün gerekçeler birer birer çözülür; geriye yalnızca çıplak bir varlık hissi kalır. Yaz tam olarak bu hissin etrafında dolaşan metinlerden oluşuyor. Ne bir hikâye anlatma derdi var ne de okuru bir fikre ikna etme çabası. Daha çok, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin en yalın hâlini yakalamaya çalışıyor; o ilişki ki çoğu zaman gözümüzün önünde durur ama biz onu ya geçmişle ya da beklentilerle örtüp geçeriz. Metinlerde dolaşan şehirler özellikle Oran ilk bakışta insanı iten, sıradanlığıyla neredeyse bunaltan yerler. Ama tam da bu yüzden önemli hale geliyorlar. Çünkü Camus, güzelliğin ya da anlamın hazır bulunduğu yerlerle ilgilenmiyor; aksine hiçbir şey vaat etmeyen bir dünyanın içinde insanın ne yapacağını kurcalıyor. Bu boşluk hissi, ilk anda sıkıntı gibi görünse de, aslında insanı kendine geri çeken bir alan açıyor. Ne tutunacak bir geçmiş var ne de sığınılacak bir gelecek; insan, olduğu haliyle, o anın içinde kalmak zorunda. Bu noktada huzur dediğimiz şey de alışıldık yerini kaybediyor. Bir yere ulaşınca elde edilecek bir şey olmaktan çıkıyor; daha çok, hiçbir şeyin zorlanmadığı, anlamın dayatılmadığı anlarda kendiliğinden beliren bir duruma dönüşüyor. Camus’nün metinlerinde bu yüzden belirgin bir sakinlik yoktur; hatta yer yer sert, kuru bir ton hissedilir. Ama o sertliğin içinde, insanın kendini kandırmadan durabildiği kısa anlar vardır ve belki de bütün kitap o anların etrafında döner. Avrupa’nın ağırlaşmış düşüncesine karşı Akdeniz’in ışığını koyduğu yerlerde bu tavır daha da netleşir. Tarih, ilerleme, büyük idealler… hepsi bir süre sonra insanın üstüne çöken bir yük gibi durur. Camus ise bu yükü hafifletmeye çalışmaz; sadece onunla nasıl durulabileceğini gösterir. Ölçü dediği şey de burada devreye girer: ne
1000Kitap
YazAlbert Camus · Can Yayınları · 20152,512 okunma
Korkunç Türk Sabri Mahir
10/10
·216 syf.··
2026 1. kitabı
Bu kitabı bana çok değerli bir dostum hediye etti ve kitaptan o kadar çok bahsetti ki çok merak ederek başladım ancak bu kadar etkileneceğimi hiç düşünmüyordum. Gerçeklerden başarılı bir şekilde kurgulanması, cümlelerin insanı içine çekmesi ve akıp gitmesi bunun sebeplerinden olabilir. En başında ise kendimi kitabın içinde hissetmem bence. Hem Sabri'nin iç dünyasındaydım hem de o yılların dünyasında. Her sayfada birden fazla duygu yaşadım. Şaşırdım, sinirlendim, meraklandım, üzüldüm, endişelendim, sevindim... Sabri'nin iç dünyası, Pera'ya duyduğu aşk ve yabancı ülkelerde yaşadığı zorluklar... Hem biyografi yönünden hem de o dönemin Osmanlı ve dünyası açısından çok başarılı bir anlatımı var. Sonu ise tam bir sezon finaliydi. Hemen ikincisini okumaya başladım. Canım dostuma beni bu kitapla ve Sabri Mahir'le tanıştırdığı için çok teşekkür ediyorum. Bu yazıyı da kendimi geliştirme yolculuğumda ilk adım olarak yazmak istedim. "Bir çıkış bulmalıyım bir an önce, gittikçe batmaya başladığım bu çukurun içinde."
Birinci KıyametBuğra Gülsoy · İnkılap Kitabevi · 2019789 okunma