Yaşam, zamansız. Yaşamın hiçbir zamanı yok. Çocukluk, kadınlık , erkeklik, yaşlılık , yaşam , ölüm, sevgi , sevgisizlik, doyum, doyumsuzluk, her şey iç içe.
Sevdiğim bir adamla evlenirsen, yaşanan ilk yılların tadına doyum olmaz. Bu hep böyledir. Hatta, ilk yıllarda karı koca arasındaki kavgaların bile bir başka tadı olur ve kolayca tatlıya bağlanır.
Ev bir medeniyettir esasında. Evin hem zihnen hem de kalben sizi beslemesi lazım. Şimdi çağdaş ev insanı doyurmadığı için insan evden kaçıyor. Sahte doyumlar arıyor hâlbuki bu kapitalist düzende her doyum sizden bir şey götürüyor ve siz, bile isteye o götürülen şeye talip oluyorsunuz.
“Basit varlıklar, iyi ve kötüyü basit bir şekilde anlar.
Rahatlık ve doyum sağlayan, acı çekmeyi engelleyen her şey, iyidir. Bu yüzden de iyi, hoşa gider. Rahatsızlık, tehdit ve acı getirebilecek her şey ise kötüdür ve nefret edilir ondan.”
Biz dünyada birtakım imkanları elimize tuttuğumuz zaman bu imkanları kendi doyum vasıtamız haline getirebiliriz; veyahut gene aynı paralelde kendi iktidar hırsımızın tezahürü haline getirebiliriz; veyahut bunun tam zıttı olarak buna tam sınır çeken bir biçimde, "Ben dünyadaki yapabilirliğimi, dünya nimetleriyle olan ilişkimi, dünya gücü sağlama imkanımı salih bir hayatın sürdürülmesi ya da üretilmesi için kullanabilirim." diyebiliriz. İşte bu bizim iki yoldan birisini seçmiş olmamızın anlamını ifade eder. İki yoldan biri... Küfrün yolu, imanın yolu.