Tekbir Tekbir ehad ehad Allahu Ekber İnsan sormadan edemiyor: Bu ne mel‘un bir bağnazlık, ne garîb tahammülsüzlük ne acınası bir kendini bilmezliktir? Nâfiz BASAN İslamın ilk müezzini idi Bilali Habeşi Ya Ebubekir dedi sormadan edemedi Ey beni kölelikten kurtaran iman ehli Neden böyle acınasıdır cehil olanların işi Ebubekir cevapladı ey kahraman sahabe Zulme dayanmak çetin iştir mekkede Bağnaz ve yobazların işi zulumdür elbette Cehiller lehebler zulmeder her devirde Hz Bilal ve Hz Ebubekir duaya durdu Sevdalık çekerek bulduk iman yolunu Ey Allahım yüceler yücesi ulular ulusu Kolaylaştır sevda ile aşk ehlinin yolunu İnsan saklar sevdiğinin hatırasını Ya Resullullah ayazdır senden sonrası Dinermi Ebubekir ve Bilallerin acısı Ey Bilal oku bize o bülbül sesinle ezanı Kul Nefsani uy imama deki Allahu Ekber Bağnazlık kendini bilmezlik devam eder Mescidi ancak Bilaller Ömerler inşa eder
Din
Rabbim, yeni niyetlendiğim bu yolda bana güç ve kuvvet ver; niyetimin üzerine tek bir toz zerresi bile konmasın ki ilk günkü aşkla yoluma devam edebileyim. Mezun olurken çıkacağım bu yeni yolculuk için içimde binlerce güzel duaya amin diyerek, memlekete dönmeme sayılı günler kala; bugün bu sözler, niyetimin şahitliği ve ruhuma bir armağanım olsun. Şimdi yuvaya dönme vakti; kalbimde dualarım, önümde ise hayalini kurduğum o güzel yolun ilk adımları..🥹🥰🤲🏻
Reklam
Daima...
Yani hiç kimse diyemez ki “ben îmanla öleceğim” diyemez. “Ben hatâ yapmayacağım, ben yanlış yapmayacağım, ben günah işlemeyeceğim…” İsterse mânen yüksek bir mevkîde olsun. Bir anda uçurumdan aşağı gidiverir. Onun için, daima uçurumdan aşağı gidenleri görüyoruz. Onun için daima: يَا مُقَلِّبَ القُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلٰى دِينِكَ (“Ey kalpleri evirip çeviren Allâh’ım! Benim kalbimi Sen’in dînin üzere sâbit kıl!” [Tirmizî, Kader, 7]) Bu duâya devam etmek lâzım. Cenâb-ı Hak… Hem de… Hem duaya devam, hem de duanın mûcibince amel-i sâlih istikâmetinde bulunmamız lâzım. Diğer bir hadîs-i şerîfte de: “Ey kalpleri çeviren, onlara tasarruf eden Allâh’ım! Benim kalbimi Sen’in tâatin üzerine sabit kıl.” (Ahmed b. Hanbel, II, 418) Osman Nûri Topbaş
Alıntı
"Bir haram işliyorsan ve onun haram olduğunu bildiğin halde onu terk edemiyorsan şu duaya devam et: ▪️Allah'ım masiyetinin lezzetini bana haram kıl ve beni itaatının lezzeti ile rızıklandır. (Şeyh Şaravi)"
Din İslam
İbrahimi dinler ve Animistik inançlar
Semitik dinlerin (Yahudilik, Hristiyanlık, İslam) temelinde gökte taht kurmuş bir Tanrı figürü yer alır. Bu Tanrı insanı yaratır, ona görevler verir, onu sınar, yargılar ve sonunda onu ya ödüllendirir ya da cezalandırır. İnananlar için bu, yüce bir adalet sistemidir; ancak bu sistemin temelinde sorgusuz itaat, emir–yasak ilişkisi ve merkezi bir otorite bulunur. Tanrı bir kraldır, insan ise onun halkı. Animistik inançlar ise Semitik dinlerin aksine itaate değil ilişkiye, hiyerarşiye değil dengeye, korkuya değil şükrana dayanır. Ne cennet vaadi vardır ne de cehennem tehdidi. Kutsal, insanın üstünde değil içindedir; ağaçta, suda, hayvanda hatta rüyada. Semitik dinlerin doğa ile ilişkisi pragmatiktir: Doğa ya insanın hizmetine verilmiş bir nimet kaynağıdır ya da sabredilmesi gereken bir sınav alanı. Oysa animistler doğayı bir rakip ya da tüketilmesi gereken bir nimet değil, bir yaşam ortaklığı olarak görürler. Rüzgâr ile konuşur, geyik ile kardeşlik kurar, ağaçları dinlerler. Bilgelik gökten gelen emirle değil, ormandan gelen işaretle kazanılır. “Tanrı kimdir? Gökte oturan bir kral mı, yoksa toprağın kalbinde saklı bir bilinç mi?” sorusu bu anlayışın özünü yansıtır. Animist toplumlarda hayvanlarla ruhani ilişki kurulur. Hayvan ne yalnızca avcıyı besleyen bir besin ne de insan-dışı bir varlıktır; o, ailenin bir parçasıdır. Bir öğretmen, ruhsal yoldaş ve kutsal bir armağandır. Bu nedenle avlanma eylemi bir tür ritüel dönüşüme dönüşür. Hayvan aslında “öldürülmez”; yenen eti ve ruhu bir başka insana geçerek onunla yaşamaya devam eder. Bu anlayış, Semitik dinlerdeki “Hayvanlar size musahhar kılındı.” yaklaşımından önemli ölçüde ayrılır. Burada doğanın verdikleri değil, bizzat doğanın kendisi kutsaldır. Animistler, doğadaki canlıları birer “kişi” statüsünde görür; onlarla
Ne Yaptım....
Yeterince çabam yoktu fakat değişim için arzu ve isteğim vardı. O yüzden de duaya sığınmıştım. "Allahım bana ben olabilme fırsatını ver lütfen..." dedim bir akşam kendimden geçmiş bir haldeyken. Hatta içimdeki farklı benler dışarı çıksın diye bunu biraz detaylandırıp değişik şekilde dillendirmiştim. "Allahım ya Rabbim ne olursun içimde gizli saklı kalmış herkesin açığa çıkması için bana bir fırsat tanı!" diye devam ettim. Çünkü ilk fırsatı bana doğduğumda vermişti, ancak ben anne babamın esiri olarak, bana öğretmeyi uygun buldukları şeyleri ezberleyip, onların onaylarını almak üzere düşünce, duygu ve davranışlarımı şekillendirmiştim. Ardından okul zamanı öğretmenler ve yaşıtlarım tarafından onaylanmak, uyum sağlamak ve düzene ayak uydurmak adına farkındalıktan yoksun bir halde uygulamaya geçmiştim ancak uyanır uyanmaz bunun değişmesi gerektiğini anlamıştım. Bunu fark etmek zaten hayatımın gidişatını tamamen yepyeni bir yola sokmak demekti. Ayrım kavşağına geldiğimde her zaman gittiğim yolda gitmeyecektim, başkasının yürüdüğü yolda yeni adımlar atmayacaktım. Ben o özel, benim için yaratılmış patikayı bulup orada iz bırakmaya niyet etmiştim... Yol bana gözükmüştü. İş yönlendirilmeme kalmıştı. Benden Bana Ne
Kitap Alıntısı

KerZeY35

@kerzey35
·
Doğduğumuz zaman bize verilen beş duyuyu esas ayarlarında olduğu gibi kullanmak tercihim olsaydı hayatım da elbet farklı bir şekil alırdı. Günlerden bir gün, ya ben, ben olmasaydım da bir başkası olsaydım nasıl bir hayatım olurdu diye düşünürken, zaten kendim olmadığımı da fark ettim. Kendim olmak neden bu kadar zordu? Başkası olmak, bir başkasına benzemek niçin daha kolaydı? Çünkü seçim yoktu, kabulleniş vardı. Şartlar, insanlar, olaylar, yaşananlar beni bu hale getirmişti. Ben her ne kadar bir şeyler yapmak istemişsem de yapamamıştım. Kendimi değiştirmek, sevmediğim huylardan vazgeçmek ve yepyeni bir "ben"e dönüşmek işi gerçekleşmemişti.
Sayfa 24·Kitabı okudu
Reklam
Reklam