Elmalılı Hamdi Efendi merhûm, Hak Dîni Kur'an Dili Tefsîri'nde duânın usûlünü bildiren A'râf Sûresi'nin 55. ve 56. âyet-i kerîmelerini şöyle tefsîr etmiştir: "Evvelâ haddinizi bilip Rabbiniz'i tanıyınız. Azamet, hayır ve bereketin onun kudretinde ve ona mahsus olduğunu idrak ediniz. Gece ve gündüz her hâlde, her lahza ona muhtaç olduğunuzu; onun hükmü altın-da mahlûk ve memur bulunduğunuzu ve hiçbir zaman ondan müstağni olamayacağınızı îtiraf ediniz. İkinci olarak onun azameti karşısında kendisine müracaat etmenin ve ihtiyaçlarınızı arz etmenin yasak olmadığını, bilakis doğrudan doğruya talep ve duâya izinli ve hatta memur bulunduğunuzu biliniz. İhsân-ı İlâhî'de cimrilik olmadığını ve bununla beraber Allah'ın, duâları kabul etmeye mecbur olmadığını da aklınızda tutarak, ondan di-lekler dileyiniz, arzu ve ihtiyaçlarınızı isteyiniz. İsteyiniz ama pervâsız bir şekilde bağırıp çağırarak değil, tam bir tâzim ile yalvararak ve bütün ihlâs ve samimiyetiniz ile gizli münâcât halinde isteyiniz."24 Elmalılı Hamdi Efendi merhûm, Fâtiha-i Şerîfe'nin tefsîrinde de şöyle yazmıştır: Birisinden on liralık bir yardım istemekle, daima on lira getirecek bir yolu, bir sebebi istemek arasında ne kadar fark vardır. Cenâb-ı Allah'tan "Yâ Rab! Bana yardım et; falan nimeti ver." diye duâ ve yardım talebin-de bulunmak pek küçük bir talep olur. Hatta "Her nimeti ver." demek bile böyledir. Çünkü bu dua kabul olunmakla o nimetlerin her zaman devam etmesi temin edilmiş olmaz. Fakat "Falan nimete götürecek yolu bana göster ve o yolda sabit kalmayı nasîb eyle" diye taleb edilecek olursa bu duâ kabul olunduğu zaman o nimet bir kere değil bin kere ve nihâyetsiz elde edilmiş olur. Nimetlere götüren yol bulununca nimetlerin hepsine devamlı olarak erilir.
"Allah' ım, bize Yahudiler üzerinde kara bir gün göster" duasını işittim. Bu duayı yirmi seneden uzun bir süre tekrarladık. Ta ki 7 Ekim geldi. Allah 7 Ekim'de öyle dehşetli bir gün yaşattı ki Yahudiler buna'kara cumartesi' adını verdiler. Sözün özü; biz dua etmekle sorumluyuz, duamıza cevap verilmesiyle değil. Allah'ın, istediğin şeyi vermemesi de bir imtihandır. "Yoksa insan her temenni ettiği şeye sahip mi olacaktır?" Sahabelerin Mekke'de çektikleri işkenceleri ve zalimlere nasıl beddua ettiklerini hatırla. Şiddetli ve uzun süre devam eden bir işkence var. Buna rağmen Allah, mühlet veriyor. Fakat ihmal etmiyor. Dua ettiğin hâlde istediğine kavuşamamanın; buna rağmen tüm gayretinle duaya devam etmenin en çetin imtihan olduğunu gördüm. Bil ki bu, kuvvetli bir sabır ve tahammül gerektirir. Allah'a dua ettikten sonra, vereceği cevabın senin istediğin gibi olmadığını görebilirsin. Ama işlerin Allah'ın dilediği gibi olduğu kesindir. Unutma ki İbrahim aleyhisselâmın "Rabbimiz! İçlerinden onlara bir peygamber gönder" duası ile bu duanın kabulü arasında yaklaşık beş bin sene vardır. Allah'a dua edip de kabul olduğunu görmeyince "Dua ettim ama kabul edilmedi" deme. Onun yerine "Dua ettim ama benim isteğim üzere değil, Allah'ın muradı üzere kabul edildi" de. Zira Allah'ın duana vereceği karşılık, isteğinin gerçekleşmemesi de olabilir. Allah istediğin şeyi senden alıkoyarak da duanı kabul etmiş olabilir. Allah'ın duana vereceği cevap dünya hayatında değil de ahirette seni bekliyor olabilir. Neden biliyor musun? Çünkü hikmet sahibi Allah ile ilişkimiz, isteklerimiz üzere kurulu değildir. Ve Allah sana, kendi nefsinden bile daha merhametlidir.
Reklam
Ümmü Süleym, o günler 10 yaşında olan Enes'in elinden tutar, Efendimiz'e (sas) getirir: "Ya Resûlullah! Herkes sana bir hediye sundu. Benim sana sunacağım bir hediyem yok. Ben de canımdan bir parça olan bu oğlumu sana hizmet etmesi için getirdim. Enes akıllı ve okuma yazma bilen bir delikanlıdır. Onu benden kabul buyur ve ona dua et."[42]diyerek hediyesini takdim eder. Efendimiz (sas) bu hediyeden o kadar memnun olur ki, kabul ettiğini beyan eder ve bir de orada Enes'e dua eder. Yaptığı dua nasıldır biliyor musunuz? Der ki: "Allah'ım! Sen onun malını ve nesli- ni çoğalt ve ona bereket ihsan et. Onun ömrünü uzat ve günahlarını affet!"[43] Bu duaya başta anne Ümmü Süleym olmak üzere oradakiler âmin der. Ne olur peki Enes'e, bu duanın neticesinde? Enes b. Mâlik (ra) kendisi vefat edeceği sırada söylüyor ne olduğunu... Diyor ki: "Efendimiz (sas) bu duayı bana yaptıktan sonra ben neslimden tam 125 kişiyi gördüm ve onların büyük bir kısmını kendi ellerimle defnettim." Torunlarının çocuklarını görmüştür Enes b. Mâlik... Onun vefat tarihi Hicrî 90, Milâdî 709'dur. Milâdî olarak 97, Hicrî olarak tam 100 yaşında vefat etmiştir. Enes b. Mâlik sözüne devam ediyor: "Herkes bahçesinden bir mahsul alırken, ben iki mahsul aldım. Neye elimi attımsa bereketlendiğine şahit oldum."
Sayfa 432
İmam Kurtubi der ki; - Duaya devam etmek, kabulden ümit kesmemek, Allah’ın icabetine dair ümidini sürdürmek ve duada ısrarcı olmak gerekir. Çünkü Allah, duada çokça ısrar edenleri sever…
Cenab-ı Hak, bir konudaki duamızı daha ilk ettiğimizde kabul ederek onu vakti gelince karşımıza çıkarmaya hükmetmiş olsa da aynı meselede duaya devam ediyor olmamız, duanın kulluk bilincini kuvvetlendirme işleviyle münasebetlidir.
Din
Amin Ecmain
Bir de şu duaya devam edin: "Ya Rabbi! Cümlemizi evladı ahfadımızla beraber kıyamet kopuncaya kadar Kur'an-ı Kerim'e, Şeriat-ı Garra'ya, Tarikat-ı Aliye'ye Hakikat-ı İlahiye'ye, Marifet-i İlahiye'ye hizmetçi eyle! Bu hizmetimizi de meşru, makbul ve merzî eyle!
Sayfa 62 - İsmailağa Yayınları, 2.Cilt·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam