Her hangi bir yakınını özleyenler mektuplara baksın.
. 27 Haziran 1960 Anne Sexton hocası ve ilham kaynağı "W. D. Snodgrass" a mektubunda şöyle der : "Birdenbire seni düşündüm, aradaki boşluğun ötesinden sana söylemek istediğim sözler aklıma geldi." 16 Mart 1951 Sylvia Plath Letters of Sylvia Plath Volume II kitabında arkadaşı Ann Davidow-Goodman'a yazdığı mektubunda şöyle der : "Seni her zaman acı ve nostalji gibi bir şeyle hatırlayacağımı biliyorum." Susan Sontag Yeniden Doğan kitabında Borges'e yazdığı mektubunda şöyle der: "Seni özlüyorum. Fark yaratmaya devam ediyorsun." 25 Eylül 1958 Yine Sylvia Plath Letters of Sylvia Plath Volume I kitabında İngiliz edebiyat eleştirmeni arkadaşı Dorothea Krook'a yazdığı mektubunda şöyle der: "Sizi çok özlüyorum. Her zaman nostaljik olmamaya çalışıyorum ama öyleyim." 9 Haziran 1959 Şair Anne Sexton yine W. D. Snodgrass'a yazdığı mektubunda şöyle der : "Ara sıra bir şeyi veya birini özlediğime dair belirsiz, keskin bir his duyuyorum ve bu sensin." Rus kadın şair Marina Tsvetayeva Alman şair Rainer Maria Rilke'ye büyük bir aşk beslediği bilinir. Duino Ağıtları kitabından sonra ömrü yıpranır 1926 yılında Marina'dan önce vefat eder. (Marina 1941 yılında vefat eder.)
İnsan ve Duygular
Günaydınlar
Yaşamın mutlu kesitlerini gösterir birkaç resim koydum. Baktığımızda âh ettiğimize inanıyorum. Şimdi hangi evde yaşamak isterdiniz ya da hangi kedinin yerinde olmak isterdiniz diye sormayacağım elbette... Mutlukuk ve mutsuzluk hayatı ya uzun ya da kısa gösterir. Belirli bir yaşta hayatın ne kadar uzun ya da kısa olduğunu anlamıyoruz. Ne zaman anlıyoruz? Ölümün yakınlığını hissettiğimiz, farkına vardığımız zaman. Öyleyse şu sonuca varıyoruz. Ölüm gerçekten çok yakın, yaklaşmadan bu mutluluk resimlerinin içinde olmamıza engel olacak hiçbir şey yapmayalım. Evlerin, kedilerin, ağaçların ve doğanın sıhatine, mutluluğuna imrenerek ömrümüzü heba etmeyelim. Çünkü bu varlıklar insanların mutluluğuna katkı olsun diye yaratılmış. Resimlerini paylaşıp "Duino Ağıtları" nı okuyup yazarak illetten ölsünler diye yaratılmadılar. . . .
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Başıma bir şey gelmeyecekse..
Kendime doğum günümde koca bir kitap alışverişi yapacağım, listemi paylaşıyorum belki size de faydalı olur. Evet evet yanlış görmedin Hayvan Çiftliği'ni okumadım, Martin Eden'i de okumadım. 1. Puslu Atlaslar Kıtası 2. Sarı Yüz 3. Yaşamak 4. Saatleri Ayarlama Enstitüsü 5.İnsan Neyle Yaşar? 6.Martin Eden 7.İnsanlığımı Yitirirken 8.Uğultulu Tepeler 9.Fedailerin Kalesi Alamut 10.Doğu'nun Limanları 11.Bu Hikaye Senden Uzun 12.Az 13.Köpek Kalbi 14.Benim Hüzünlü Orospularım 15.Meczup 16.Sevme Sanatı 17.Duino Ağıtları 19.Hayvan Çiftliği 20.Gurur ve Önyargı 21.Ermiş 22.Fahrenheit 451 23.Serenad 25.Cesur Yeni Dünya 26.Uğultulu Tepeler 27.Savaş Sanatı 28.Algernon'a Çiçekler 29.Gece Yarısı Kütüphanesi
Hakikatin Tersyüz Edilmesi Ve İlahi Uyarı:
DÜŞÜNCE ATÖLYESİ: Hakikatin Tersyüz Edilmesi Ve İlahi Uyarı: Hakikatin Tersyüz Edilmesi, İnsan Ruhunda Ve Toplum Düzeninde Derin Yaralar Açan Bir İhanettir. Bu Sadece Bireysel Bir Sapma Değil; İnsan Fıtratına, Topluma Ve Nihayetinde Medeniyetin Omurgasına Vurulan Ağır Bir Darbedir. İyiyi Kötü, Kötüyü İyi Göstermek Basit Bir Dil Oyunu Değil; Varoluşun Özüne Karşı İşlenen En Büyük Suçtur. Çünkü Hakikati Çarpıtmak, İnsanın İçsel Pusulasını Bozar, Işığı Karanlığa Karıştırır Ve Değerlerin Anlamını Yitirir. Bu Çarpıklık, Bireysel Körlüğün Ötesinde, Toplumsal Bir Çürümenin De Başlangıcıdır. Nitekim Kerim Kur’an’da Rabbimiz Şöyle Buyurur: Bismillahirrahmanirrahim “Ona (İnsanın Nefsine) Kötülük Ve İyiliği İlham Edene Yemin Olsun Ki, Nefsini Arındıran Kurtuluşa Ermiştir. Onu Kirletip Kötülüklere Gömense Hüsrana Uğramıştır.” (Şems Suresi: 8, 9, 10. Ayetler) Bu Ayetler Bize Şunu Çok Net Söylüyor: İnsan Fıtratına Allah Tarafından Hem İyilik Hem De Kötülük Potansiyeli Birlikte Yerleştirilmiş. Yani İnsan Doğuştan Ne Melek Ne De Şeytandır; Seçim Yapan, Ayırt Edebilen Bir Varlıktır. İşte Tam Burada Hakikatin Tersyüz Edilmesi Devreye Giriyor: İnsanların Bu Ayırt Etme Kabiliyetini Sistematik Olarak Bozmak, İyiyi Kötü, Kötüyü İyi Gibi Göstermeye Çalışmak, Fıtrata Yapılmış En Büyük Müdahaledir. Modern Dünyada Bunun En Bariz Örneklerini Yaşıyoruz: - Zulmü “Güç” Ya Da “Güvenlik” Diye Pazarlama...

Yahya Saygan

@yhysygn
·
Eski Ahit'te Yeşaya peygamber şöyle der:
"Kötüye iyi ve iyiye kötü di­yenlerin, karanlığı aydınlık, aydınlığı karanlık yerine, acıyı tatlı, tatlıyı acı yerine koyanların vay haline. Zira bu yüzden Rabbin öfkesi kullarına karşı alevlenir."
Sayfa 225 - Kolektif·Kitabı okudu
Psikoloji-İnsan ve Toplum
Her gün bir konu gün 4
Toplumsal Çürüme Üzerine Serimizin dördüncü günü. Bugün toplumsal çürüme üzerine düşüncelerimi paylaşacağım. Yazı uzun olacağı için, en baştan okuyacak olan herkese teşekkür ederim. Toplumsal çürüme bir anda ortaya çıkan bir durum değildir. Zamanla, toplumun çoğu zaman farkına bile varamadığı şekilde ilerler. Toplum bunu hissetmeye başladığında ise çoğu zaman iş işten geçmiş olur. Peki geri döndürülemez mi? Elbette zor da olsa mümkündür. Ancak toplum tek bir bireyden ibaret olmadığı için bu dönüşüm kolay değildir. Yine de “bir kişiyle olmaz” diyerek sorumluluktan kaçmak yanlıştır. Çünkü toplumu toplum yapan, içindeki bireylerdir. Herkes üzerine düşeni yaparsa, toplum da kendiliğinden toparlanır. Toplumsal çürüme en basit hâliyle, yanlış olan şeylerin normalleştirilmesiyle başlar. Yanlış süslenir, sunulur; önce biri destekler, sonra iki, sonra üç… Bir noktadan sonra desteklemesen bile ses çıkarmamaya başlarsın. Alışılmış hâle gelir. Tepkiler bile yetersiz kalır. Bu çürüme; dilimizin, örfümüzün, adetimizin, geleneğimizin yani kimliğimizin bize yavaş yavaş yabancılaştırılmasıyla olur. Bunları tek tek ele almak gerekir. Önce dilimiz. Aslında herkes bunun farkında. Günlük hayatta farkında olmadan ya da farkında olarak dilimize yerleşen yabancı kelimelerle kendi dilimizi köreltiyoruz: okey, bay bay, ghostlamak ve daha niceleri… “Elimizdeki dil Türkçe, bunda ne yanlış var?” diyenler olabilir. Ancak bizim asıl sorumluluğumuz kendi dilimize sahip çıkmak, onu doğru ve güzel kullanmaya çalışmaktır. Bir diğer konu adetlerimiz. Geçmişte yanlış olan uygulamalardan bahsetmiyorum. Elbette erken yaşta evlilikler ya da çocuğun söz hakkının olmaması savunulamaz. Ama yaşlıya saygı göstermek, komşuya yardımcı olmak, komşudan gelen tabağı boş göndermemek gibi güzel alışkanlıkların da