Birbirinizi Sevmedikçe İman Etmiş Olmazsınız... 🌹Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: Resûlullah (ﷺ) buyurdular ki; "Nefsim yed-i kudretinde olan záta yemin ederim ki, imån et medikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe imán etmiş olmazsınız! Yaptığınız taktirde birbirinizi seveceğiniz şeyi haber vereyim mi? Aranızda selamı yaygınlaştırın!" Mas lim, İmân: 93, (54) Ebû Dâvud, Edeb: 142, (5193), Tirmizi, latizán: 1, (2589)📗 🌹Nu'man Ibnu Beşir (ra) anlatıyor: Rasûlullah (ﷺ) buyur dular ki: "Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, bir-birlerine şefkatte mü'minlerin misali, bir bedenin misalidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler." Buhari, Edeb 27, Müslim, Birr: 66. (2586)📗
Din
Bunun ağır bir yük olduğu bilirdiler ! Bunun la yaşanamaz olduğunu dürtüsel olarak ta her an farkında olduk ça , tüm somutluluk .. sonsuz yanlızlık hüznü ile sesizliğe hiç liğe bırakmış olur dular
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
cuma duası : herkesin umduğuna hayır ve afiyetle nail olduğu bir ramazan olsun, dopdolu geçirip tekrar yeşermek nasip olsun, dular kabul olsun... Hoş geldin ya şehri Ramazan 🌙🌹🕊️
Din
Fayda Allah'tan beklenir. Totem şans uğur getirir inancı İslami değildir.
Ebi Vakıt-el Leysi’den. Dedi ki : Resulullah s.a.v ile birlikte Huneyn seferine çıktık. Biz şirk ve küfür aleminden yeni ayrılmıştık. Müşriklerin Zatu Envat dedikleri ve kutsal saydıkları bir ağaçları vardı.Savaştan önce – galibiyet getirmesi düşüncesiyle - silahlarını bu ağaca asarlardı. Yolda,böyle ulu bir ağacın altından geçerken dedik ki : - Ya rasulallah ! bize de bir zatu envat edinsene.Resulullah s.a.v buyur-dular ki : “ Allah’u ekber ! Yine aynı yol. Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki, İsrail oğul-larının Musa’ya : “ …. Ya Musa ! onların ilahları gibi bize de bir ilah edinsene ……” dediğinin aynısını diyorsunuz. Siz gerçek-ten cahillik yapan bir kavimsiniz.) Ahmed bin Hanbel Müsned
İki Güzel Haslet:Hilim Ve Vakar
Bir gün Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, Ashâb-ı Kirâm’ı ile sohbet ederlerken buyurdular ki: “Birazdan şu cihetten gelen bir topluluk göreceksiniz ki onlar, geldikleri beldelerin hayırlılarıdır.” Hazret-i Ömer (r.a.) ayağa kalkıp o tarafa doğru gitti. Yolda 13 binekli ile karşılaştı. “Sizler kimlersiniz?” diye sordu, “(Bahreyn’den) Abdülkays kabilesindeniz.” dediler. “Bu beldeye sizi getiren nedir, bir ticaret için mi geldiniz?” dedi. “Hayır.” dediler. Bunun üzerine Hazret-i Ömer (r.a.): “Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), az evvel sizden hayır ile bahsetti.” dedi. Sonra onlarla birlikte yürüyüp Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bulunduğu yere yaklaşınca, “İşte aradığınız zât, şuradadır.” diye Peygamber Efendimizi işaret etti. Bunun üzerine o topluluk, kendilerini bineklerinden atarak; kimi yürüyerek, kimi seri adımlarla, kimisi de koşarak Peygamber Efendimizin huzuruna varmak için yarıştılar. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizin mübarek elini tutup öptüler. Ancak kavmin reîsi olan Eşec bin Münzir (r.a.) geride kalmıştı. O, bineğinden indi, onu çöktürdü, arkadaşlarının eşyalarını da güzelce derleyip toparladı, kendisine de çekidüzen verdikten sonra (vakarla) yürüyerek, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) huzuruna vardı. Mübârek ellerini tutup öptü. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Eşec Hazretlerine buyurdu ki: “Muhakkak sende iki haslet vardır ki onları Allah ve Resûlü sever. Onlar, hilim (yumuşak huyluluk) ve vakar (ağırbaşlılık)tır.” Eşec Hazretleri: “Yâ Resûlallâh! Bunlar sonradan edindiğim huylardan mıdır, yoksa yaratılıştan gelen tabiatımdan mıdır?” diye sual etti. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Bilakis yaratılıştandır.” buyur-dular. Bunun üzerine Eşec Hazretleri: “Beni, kendisinin ve Resûlünün sevdiği hasletler üzerine yaratan Allâhü Teâlâ’ya hamdolsun.”
Din
Salabe b. Abdurrahman
Fahr-i Kâinat Efendimiz'in (s.a.v) devrinde olmuş bir hadiseyi de burada zikredelim: Ensar'dan Salebe b. Abdurrahman isimli bir genç vardı. Resûl-i Kibriya'ya o kadar âşıktı ki, yanından bir an olsun ayrılmaz, devamlı hizmet ederdi. Bir gün, ensardan birinin kapısının önünden geçiyordu. O zamanki evlerin çoğunun kapısı yok, perde ile kapalı. O evin perde- sinin aralık olması yüzünden içeride yıkanan bir kadın gördü. Birkaç defa kadına baktı. Sonra bu hareketinden pişmanlık duydu. Utancindan Medine-i Münevvere'den kaçtı. Mekke ile Medine arasındaki bir dağda yaşamaya başladı. Fahr-i Käinat Efendimiz (s.a.v) kırk gün, ortalarda görünmeyen bu sahabiyi sordu. "Bilmiyoruz" dediler. Cebrail (a.s) geldi. "Ya Mu- hammed, Rabbin sana selâm ediyor. Ümmetinden, firar eden Salebe b. Abdurrahman bir dağa kaçtı. Orada, utancından gizli yaşıyor." Peygamber Efendimiz (s.a.v), Hz. Ömer ve Selman-i Fârisi'ye, gidip onu getirmelerini söyledi. Hz. Ömer ile Hz. Selman (r.anhüma) Medine çıkışında bir koyun çobanı gördüler ve ona Salebe'yi (r.a) sor- dular. Çoban şöyle dedi: - Siz, herhalde cehennemden kaçanı soruyorsunuz. - Cehennemden kaçtığını nereden biliyorsun? - Gece yarısı olunca, şu taraftan, elini başına koyarak ve ağlaya- rak gelir. "Keşke ruhum âlem-i ervahta, cesedim âlem-i ecsadda/ce- setler aleminde kalmasaydı" diye sabaha kadar ağlar. Bu yüzden ona cehennemden kaçan" diyorum. - Biz onu bulmak istiyoruz. Onu bize göster. Gece yarısına kadar beklediler. Gece yarısına doğru Salebe ağ- laya ağlaya geldi. Hz. Ömer (r.a) ona, "Resûlullah emretti. Seni alıp gö- türeceğiz" deyince, "Resûlullah benim günahımı duydu mu?" diye sor- du. Bilmediklerini söylediler. Onlara rica etti: "Sizden ricada bulunaca- ğim. Ben Resûlullah'a karşı Mescid-i Saadet'e giremem. O namaza dururken
Din