YÜZBAŞI — (Telefonla) Tamam! (Durak) Birkaç çekiç sesi, o kadar... (Durak) Çok şükür... (Durak) İnşallah tutturabilirler. Selam... YÜZBAŞI — (Âhizeyi yerine koyarak etrafına) Çan indirilmiş... Nerdeyse oturtulacak... Dalgıçlar çalışıyor. Dayanın çocuklar! (Er’e) Nöbetçi! Ver müjdeyi içeriye! ER — (İçeriye bağırır) Çan indirilmiş!.. Nerdeyse oturtulacak!.. Müjde!... (İçerde kaynaşan sesler... “Yaşa, sağol” nidâları... Teğmen ve Üsteğmen kucak kucağa... Yüzbaşı manzarayı dikkatle seyreder. Teğmen, Üsteğmenden çözülür, o’na döner.) TEĞMEN — Yüzbaşım!.. YÜZBAŞI — Evet Teğmenim! TEĞMEN — Kaç sefer yapması lâzım çanın, hepimizi kurtarması için?.. ÜSTEĞMEN — (Teğmene) 3 sefer...
Hayata Dair
TEĞMEN — Öldür beni Yüzbaşım, dayanamıyorum! YÜZBAŞI — Dayanacaksın! Kimse dayanamasa, ikimiz dayanacağız! (Bir ân Teğmenin sarsılışını seyreder) Allahın emri!.. TEĞMEN — (Ağlamaklı) Allahın emri... ÜSTÇAVUŞ — Hiçbir ümit kalmadı mı, Yüzbaşım? Daha üç saatlik havamız var... YÜZBAŞI — (Üstçavuşa döner) Gelen telefonlara göre ümit yok... (Durak) Akıntı yerdeyiz. Çanı tutturamıyorlar. Ama belli olmaz, üç saniyelik de havamız kalsa... (Telefon sesi... Yüzbaşı kaplan gibi atılıp âhizeyi kavrar. Herkes kalas gibi gergin, gözler Yüzbaşıya mıhlı... Teğmen, sessiz sessiz ağlıyor.) YÜZBAŞI — (Telefonla) Evet!.. Benim, Kumandan... Evet... (Uzunca durak) Bekliyoruz!.. (Durak) İki üç saat yeter... (Durak) Kıç batarya arkasına inecekler... (Uzun durak) Maneviyatımız sapasağlam... İnşallah... (Yüzbaşı telefon âhizesini yerine bırakır) YÜZBAŞI — (Üsteğmene doğru) Üç dalgıç birden son bir tecrübeye girişmişler. Eğer tutturabilirlerse kurtulduk!
Hayata Dair
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
TEĞMEN — Kırk dört kulaç suyun dibinde, kapağı lehimli bir güğüme doldurulmuş kedi yavruları gibi ölmek!?.. YÜZBAŞI — İşte onun için müjde!.. TEĞMEN — (Deli narası) Yüzbaşım, sevgili Yüzbaşım!... YÜZBAŞI — (Sert) Kendine gel Teğmen!.. (Teğmen, başı önünde, hıçkırıklarla sarsılmaya başlar. Durak... Herkeste dehşet... Yüzbaşı yerinden kalkar, etrafındakilerin korku bakışları içinde Teğmenin yanına gider, sol eliyle onun çenesini kaldırıp yüzünü doğrultur. Teğmen bitik...) YÜZBAŞI — (Teğmene, gayet tatlı) Ağlama çocuğum!.. (Yüzbaşı uzun uzun Teğmene bakıp, elini çenesinden çeker, yıldırım gibi döner, öbürlerine bakar.) YÜZBAŞI — Böylesine bir ölümün öylesine bir dirimi olmak lâzım ki... TEĞMEN — (Yüzbaşının arkasından...) Yüzbaşım! Kes sesini! (Yüzbaşı döner, sağ elini şefkat ve merhametle Teğmenin omuzuna koyar. Teğmen, başını Yüzbaşının göğsüne dayayıp öylece kalır.) YÜZBAŞI — Hassas çocuk!
Hayata Dair
Kalabalığın kafamın içinde dur durak bilmeden dolanan uğultusu, orkestranın tangırtısı ve şehrin iniltisi sandığım amansız gürültü, ondan uzak olmanın huzursuzluğuymuş yalnızca.
Sayfa 134·Kitabı okuyor
Düşünen bir varlık için nereden geldiğini veya nereye gittiğini bilmeden sınırsız mekanda başıboş dolaşan bu sayısız küreden birinin üzerinde durmak ve ezeli ve ebedi zamanda çabalayan, sürüklenen, acı çeken, dur durak bilmeksizin ve birdenbire ortaya çıkıp sonradan göçüp giden benzer sayısız canlıdan sadece biri olmak can sıkıcı bir durumdur.
2.BÖLÜM DURAK YERİ
"Cuthbert arkadan yaklaşarak Cort'a dilini çıkardı. Adamın görmeyen gözünün tarafında durduğu için güvendeydi. Roland gülmedi, Cuthbert'e başını salladı. "Ama dilinin, öğretmeninin arkası dönükken ahmakça ağzından fırlamak gibi kötü bir alışkanlığı var. Belki ileride bir gün hem sen hem de dilin haddinizi bileceksiniz."
Sayfa 140 - Cort
Alıntı