Bu kitabın ismi ilgimi çektiği için aldım açıkçası ve psikolojiye merakımdan dolayı. Beklentimi karşıladı mı dersiniz hayır karşılamadı. Gereksiz ayrıntı ve gereksiz bilgilere yer verilmiş yazarın ilk kitabı bu sanırsam çok amatörce ilk hikayeleri sona doğru biraz daha iyi. Eleştirdiğim çok nokta oldu bu kitapta hastaya teşhis koyuyor hastalığını buluyor iyileşme sürecine yeterince yer vermiyor ve bahsettiği hastalıklar bir kaç tane dışında öyle ilginç değil. İkinci eleştirim hastaya inanmasa bile bunu hastaya hissettirmemesi gerekir bence çünkü oraya giden hastaların inanılmaya, anlaşılmaya ihtiyacı var bunu hissetmediği an psikiyatriye gitmeyi bırakır ve öylede olmuş. Bir diğer eleştirim ise güzel sorular sorup hastanın kendindeki sorunu kendi fark etmesi daha mantıklı olur. Sevdiğim, takdir ettiğim tek yön ise alzheimer hastalığı için yeni tedavi ve erken teşhis için yöntemler geliştirmesi. Okunmaya değer mi derseniz hayır boşa vakit kaybı çok daha güzel psikoloji ile ilgili kitaplar var o yüzden tavsiye etmiyorum.
Zenon’un meşhur Akhileus ve Kaplumbağa paradoksuna benzer yaşamımız. Bir geç kalınmışlık hissi bir elde edememe hüsranı. Oysa bir arzu nesnesidir yaşamı canlı tutan. Arzunun kendisidir. Kendini var eden arzu ve onun sahnesi bizi fantastik kurgusal bir dünyada tutar. Bu bize aittir ve tamamen özneldir. Bu alanda arzu nesnesi bile yoktur. Sadece arzunun kendisi vardır kendiyle vardır ve başka bir şeye ihtiyaç duymaz. Hüsran yoktur bu alanda ‘kaçırdıklarımız’ bu alanın dışındadır ve orada var olmaya devam edecektir. Hayalkırıklıkları ise bu fantastik dünyayı gerçek dünya ile çarpıştırdığımızda ya da gerçekle sınandığında yaşanan durumlardır. Hüsran bizi gerçekle yüzleştirir. Gerçekle sınanırız hergün. Masadan düşen cam bilye gibiyiz aslında. Her zaman gerçeğe çarparız kırılmayız yok olmayız ama zedeleniriz. Bir parçayı bırakırız. Şeklimiz bozulur. Artık düz pürüzsüz bir yüzeye sahip değilizdir. Ama bir pürüzlü yüzeydir bizi hayatta tutan. Sürtünmesiz kaygan bir zeminde ayakta kalamayız. Çıkan o kıvılcımdır bizi daha sağlam ve güçlü kılan aynı zamanda da mutlu eden. “Hüsranı katlanılır kılan düşüncedir ve düşünceyi mümkün kılan da hüsrandır.” Sıradan yıkıcı hayal kırıklıkları, bastırıldıklarında intikam almak için geri dönerler. Yaşamış olabileceğimiz hayatları düşününce, kaçırdığımıza şükrettiğimiz pek çok hayatın yanı sıra, bundan o kadar da emin olmadığımız bir dolu hayat,kendimizin bir dolu versiyonu vardır.
Benliğimiz bir birlik olmaktan çok bir topluluktur ve biz herbir benliğimizi bir yerden ödünç almayız. İçimizde yetiştiririz bir sürü beni ve bu doğumla başlayıp ölüme kadar devam eden edecek olan bir süreçtir. Bu benler arasındaki mesafe bizim acı kaynağımızdır. İdeal ben ile olan gerçek benler arasındaki mesafe acı sebebimizdir. Bu mesafeyi kısa tutmak
Aşağıda fotoğrafta görmüş olduğunuz bu bina bir okul fakat öyle sıradan bir okul değil. 🙂🕊️
Bu okul Dünyanın ultra zengin adamlarının ve E-Bay, Google, Apple, Yahoo ve Hewlett Packard gibi teknoloji devlerinin çocuklarını okuttuğu "Waldorf School of the Peninsula" okulu.🤸🎒🎯🙋
Tamamen çocuğun tüm becerilerini ortaya koyacak eski malzemeler kullanılıyor. Ayrıca örgü ve dikiş iğneleri ve bazen de çamurla aktivitelerin yapıldığı ve tamamen çocuğun el becelerini geliştiren birçok ders var. Bunun dışında bolca oyun odaklı Öğrenme ve hikaye anlatma var. 🧸🎈
Okulu ilginç kılan ve zenginlerin rağbet etmesine sebep olan tek bir özelliği var o da, "eski usul eğitim" yani bu okulda bilgisayar, laptop yada tablet gibi hiçbir teknolojik alet bulunmuyor. Akıllı tahtalar yerine eski karatahtalar, tebeşirler, kağıt-kalem var.📄✍️🙂
Kısacası bu okuldaki bir çocuk yemek yapmaktan tutun, dikiş dikmek, bahçede çalışmak ve heykel yapmaya kadar birçok konuda eğitiliyor. Bu eski usul eğitim çocuğun el becerisinden zeka gelişimine kadar her şekilde katkı sağlıyor. 🧠🚸🧑🍳
Dünyanın en akıllı telefonların bilgisayarlarını üreten adamların, kendi çocuklarını teknolojiden uzak tutmalarının sebebini sanırım kolayca anlayabiliriz.
Teknolojik her cihaz başta çocuklar olmak üzere zeka tembelliğine yol açıyor. Teknolojiyle haşir neşir olan çocukların radyasyona maruz kalmalarının yanı sıra, obeziteye yatkın olmaları ve daha saldirgan bir
ruh hali içinde olmaları birçok araştırma ile kanıtlanmıştır.
Buna rağmen birçok ailenin, çocuklarına daha iyi bir eğitim sağlamak için akıllı tahtalardan tutun her türlü teknolojik aletlerin olduğu okulları tercih etmeleri akıl işi değil. Üstelik çoğu aile bununla övünüyor. Ailelerin bilinçsizliği çocuklarının geleceğini risk altına sokuyor.
Unutmayın;
Viktor E. Frankl
İNSANIN ANLAM ARAYIŞI
Nietzsche 'nin "Yaşamak için bir nedeni olan kişi,hemen her nasıl'a katlanabilir." sözü ile yazıma başlamak istiyorum. Auschwitz'de bulunan bizzat o kampta yaşamış olan yazar kitapta Auschwitz'in gaz odalarını icat edenin de insan , dua ile gaz odalarına dimdik yürüyenin de insan olduğunu bizlere söylüyor . Orda bulunan insanlar bir çok acı çekti tarih şahit buna ama nasıl oluyor da Viktor Frankl ve onun gibi nicesi o bir nevi ölüm kamplarından canlı çıktı ? Bir çok insan o kampta hayatını kaybetmiş fakat nasıl oluyor da kimisi tutunabiliyordu hayata? Kendi kanımca ve Nietzsche'nin de dediği gibi yaşamak için bir nedenleri vardı . Hayatlarının bir anlamları vardı . Bu amaç göreceli elbette bakış açımız farklı hepimizin.Bende o anlamı arayan birçok insandan biriyim . Yazarın yoldaşlarına kemiklerimiz hâlâ yerli yerinde tesellisi kendi yaşamıma dönüp bakmama vesile oldu . Hepimizin belli bir geçmişi var ki bazılarımızın geçmişi hatalar pişmanlıklarla dolu kimininse mutlulukla , şahsen ben geçmişimin kaybolduğunu birer hayal gibi olduğunu ve olacağını düşünürdüm yani demek istediğim geçmişin tamamen yok olacağını düşünürdüm . Geleceğin ise bir muamma olduğunu, ölüm fikrinin tüm benliğimi bir gün saracağını , yaşlanmanın feci bir şey olduğunu düşünürdüm. Fakat bu düşüncelerim bu kitapla biraz daha farklı bir yöne evrildi. Geçmişimin hep var olacağını geleceğin ise kendi koyduğum bir gaye etrafında şekillendirebileceğimi yaşlanmanın ise o kadar da vahim bir durum olmadığını hatta yaşlı bir insanın var olması bile onun geçen zamana rağmen dimdik ayakta oluşunu ve yaşlanmanın insana bir çok tecrübe kattığı fikrine vardım. Bunun gibi bir çok farkındalık yarattı bende bir diğer farkındalık ise insan ve acı kavramı üzerine oldu. İnsanın