10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 15. kitabı
Kendimize Geç Kalmamak Üzerine: "Kendimden Özür Dilerim" ​Hepimiz hayatın koşturmacası içinde başkalarına yetişmeye çalışırken en çok kimi ihmal ediyoruz? Cevabı hepimiz biliyoruz ama itiraf etmesi biraz güç: Kendimizi. ​Geçenlerde elime aldığım ve kahve eşliğinde sayfalarında kaybolduğum Miraç Çağrı Aktaş’ın "Kendimden Özür Dilerim" kitabı, tam da bu noktada kalbime dokundu. Kitabın kapağında yer alan o meşhur cümle aslında her şeyi özetliyor: "Fazla iyi niyet, insanı kendinden özür dilemeye mecbur bırakır." ​Neden Okumalıyız? ​Bu kitap bir kurgudan ziyade, bir iç döküş ve yüzleşme rehberi gibi. Okurken şu soruları sormadan edemiyorsunuz: ​Başkalarını kırmamak için kaç kez kendimi kırdım? ​Kimseye "hayır" diyemediğim için kaç kez kendi vaktimden çaldım? ​Başkalarını affetmek için gösterdiğim o sonsuz şefkati, neden kendim hata yapınca esirgiyorum? ​Kısa Bir Not ​Yazar, o kadar samimi bir dille yazmış ki; sanki karşılıklı kahve içip dertleşiyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Kitabın kapak görselindeki çiçek açmış yara bandı detayı ise benim favorim. Ruhumuzdaki yaraların, ancak biz kendimize değer verdiğimizde çiçek açabileceğini çok zarif bir şekilde hatırlatıyor. ​Sonuç olarak; Eğer siz de hayatınızda bir "durulma" dönemindeyseniz, başkalarına koşmaktan yorulup biraz kendi kalbinizde dinlenmek istiyorsanız bu kitabı listenize mutlaka ekleyin. ​Unutmayın: Kendinize ayırdığınız vakit, kaybedilmiş bir zaman değil; kazanılmış bir hayattır. @lafeynaesmanur Kendimden Özür Dilerim Miraç Çağrı Aktaş
1000Kitap
Kendimden Özür DilerimMiraç Çağrı Aktaş · İndigo Kitap · 2026227 okunma
8/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
Kitap Adı: Kinyas ve Kayra Yazar Adı: Hakan Günday Sayfa sayısı: 534 Kitap Türü: Roman/ Yeraltı Edebiyatı Kitap o kadar çok önerildi ki, bende okumadan edemedim. Açıkça itiraf etmek gerekirse bu tarz bir kitabı ilk kez okudum. Kitabın ortasına gelene kadar her türlü zülüm, işkence, hayatın bir de bu tarafı varmış dediğim şeyleri okudum, kısaca şiddetin her türlüsü. Kitabın ortasından sonra kahramanlarımız kendilerince durulma yoluna gittiler. Kimi ailesine kimi ise beyin ölümünü beklemeye başladı, yaptıklarını unutmak için. Alışkın olmamama rağmen kitabı sonuna kadar okumayı başardım. Arada "yok daha neler, yeter bu kadar şiddet" diyerekten. Kayra ve Kinyas iki arkadaş olarak, biri Türk diğeri Suriyeli neredeyse dünyada dolaşmadıkları, uğramadıkları ülke kalmıyor bunun yanında işlemedikleri suç da eksik olmuyor. Kitabın başında onların zalim yüzü ile tanışıyorsunuz. Onların karanlık dünyası onları içine çektikçe çekiyor, ilk başlarda bu karanlık dünya onlara farklı zaferler kazandırırken. Hem ölümden korkmaları hemde ölüme doğru koşmaları okuyucuyu oldukça şaşırtıyor. İnsancıl tüm duyguya sırtını dönmüş bu kahramanlar an geliyor ki hepsiyle yüzleşmek zorunda kalıyor Hayatın, onlara siz değil ben hep zafer kazanırım, örneğiyle karşılaşıyorsunuz kitapta. Kitabı beğendin mi sorusuna, daha önce okumadığım bir tarz olduğu için cevap veremeyeceğim. Kitaptan bazı alıntılar: - Herkesin kendine göre bir şeyi var. - Sözlerimin sonunu duymadığı zaman. Cümlelerimin sonunu duymadığı zaman Değiştiriyorum son kelimelerimi Değiştiriyorum sonunu. - Zaten böyle başlamadı mı düşünmek, hayal etmek? İnsanların haberdar olamayacağı, hakkında fikir yürütemeyecekleri tek şey insanın kafasının içinde koşturanlar. - Gözlerimin içine. Gözlerimin içi başka yerlerde başka suçlar işliyordu öysa.
1000Kitap
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
3/10
·212 syf.··
2026 12. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2026 09:56
Tarih, yalnızca yaşanmış olaylar zinciri değildir; aynı zamanda bu olayları anlamak, sebeplerini doğru okumak ve gelecek nesillere dersler çıkarmak için bir rehberdir. Ancak tarih, resmi ideolojilerin kıskacında tutulduğunda, hakkaniyetle değerlendirmek büyük bir gayret gerektirir. Şeyh Said olayı da böylesi bir tarihî dönemin içinden süzülüp gelmektedir. T.B.M.M. arşivlerinde hâlâ “Tasnif Dışı” ibaresiyle kapalı olan belgeler ve Genelkurmay evraklarına erişim imkânsızlığı, araştırmacının önünde ciddi bir engel teşkil eder. Yine de mevcut belgeler, doğru bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde olayın doğası ve niyeti hakkında çarpıcı sonuçlar ortaya koymaktadır. 1. Şeyh Said’in Savunması ve Hareketin Niyeti Şeyh Said’in İstiklal Mahkemesi önünde yaptığı savunmalar, hareketin temel motivasyonunu anlamak açısından hayati öneme sahiptir. Kendisi şöyle demektedir: “Ben bu hareketin ne önündeyim ne de arkasında; herkes gibi içindeyim.” “Benim ölümüm Allah ve Din içinse Darağacında asılmama perva etmem.” Bu ifadeler, liderin niyetinin dünyevî iktidar hırsı olmadığını, aksine dinî sorumluluk ve şeriatın uygulanması için hareket ettiğini ortaya koyar. Şeyh Said, mahkeme huzurunda, dinî hassasiyetleri topluma anlatmak için çaba sarf ettiğini vurgulamaktadır. Hareketin beyanname ve mektupları da bunu teyit eder: Hormek aşireti reislerine yazılan mektupta, “Dinimizi ve namusumuzu bu mülhitlerin elinden kurtaralım. Bunlarla cihad farzdır.” denilerek toplumsal ve dini refleksin önceliği net biçimde vurgulanmıştır. Bu belgeler, hareketin yalnızca bir etnik ayrılık veya isyan olmadığını; aksine İslamî değerleri koruma ekseninde örgütlendiğini gösterir. 2. İç Politik ve Toplumsal Zemin 1924 Türkiye’sinde, Lozan Antlaşması sonrası oluşan iç ve dış politik durum, Şeyh
Din
Adım Şeyh Saidİlhami Aras · İlke Yayıncılık · 200977 okunma
Puan vermedi·779 syf.··
2026 1. kitabı
Sıradan/sıradışı/aptal sıradan /aklı başında sıradan insanlar -spoiler- “Toplumların gerçekten de çok büyük çoğunluğunu oluşturan bu insanlara genellikle “sıradan”, “çoğunluk” denir. Yazarlar romanlarında, öykülerinde çoğu zaman toplumda belirgin özellikleri olan tipleri ele almaya ve onları canlı, sanat değeri olacak biçimde anlatmaya çalışır. Değişik özellikleri olan bu çeşit tiplere toplumda sık rastlanmaz ama, aslında bunlar gerçeğin kendinden de gerçektir. Örneğin Podkolyosin* kendine özgü, hatta abartılı bir karakterdir belki, ama asla uydurma değildir. Kafası çalışan çok kişi Gogol’ün Podkolyosin’ini öğrendikten hemen sonra, iyi yürekli tanıdıklarının, dostlarının yüzlercesinin Podkolyosin’e korkunç derecede benzediğini düşünmeye başlar. Gogol’ü okumadan önce de dostlarının birer Podkolyosin olduğunu biliyorlardı, ama onların adının Podkolyosin olduğundan henüz haberleri yok* Bunu sen istedin George Dandin! (Molière’in “George Dandin” oyunundan) (ç.n.) tu. Gerçek hayatta düğünden hemen önce damat adayları nadiren pencereden atlayıp kaçar; uygunsuzluğundan hiç söz etmiyorum bile. Yine de pek çok damat adayı, hem de ağırbaşlı, akıllı uslu olanları, düğününün hemen öncesinde ruhunun derinliklerinde Podkolyosin olmak istediğini itirafa hazırdır. Her koca da adım başı “Tu l’as voulu George Dandin!”* diye bağırmamıştır... Ama Tanrım, balayından sonra, (kim bilir, belki nikâhın ertesi günü bile), dünyada kaç koca milyonlarca, milyarlarca kez yürekten böyle çığlıklar atmıştır. Daha ciddi konulara dalmadan yalnızca şu kadarını söyleyelim: Gerçek yaşamda kişilerin kişilik yapıları biraz sulanmıştır ve bütün bu George Dandin’ler, Podkolyosin’ler gerçekten vardır ve çevremizde her gün dolaşmakta, koşturmaktadır. Ama biraz sulandırılmış olarak... Bütün bunları anlattıktan
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,6bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2025 93. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 13 Temmuz 2025 13:46
Sonun başlangıcı kitabında maalouf , atalarının serüvenini anlatmıştı. Osmanlı’nın son yıllarını içeren Butrosların hayat macerası anlatılırken Lübnanlı bu Arap ve hristiyan ailenin kendilerini ne kadar Osmanlı hissettikleri, hatta dağılırken bile Türkiye’ye ait hissettiklerini satır aralarında veriyordu. Ama olan oldu ve bir savrulmuşluk hali yaşandı, hem bireyler hem topluluklar herbiri bir yerlere dağıldı/dağıtıldı. Uygarlıkların Batışı isimli bu denemesinde de Amin Maalouf, insanlığı selamete çıkaracak bir uygarlığın kalmadığını , ebeveyn bir medeniyetin bulunmadığını üzülerek kaydetmektedir. Her ne kadar Avrupa ve Amerika’nın (Batının) Xx.yy.daki hareketlenmesini Ümit verici bulsa da başta Ortadoğu olmak üzere dünya daki gelişmeleri , parçalanmışlığı, savrulmaları görünce paradoksal olarak imparatorluk devirlerindeki birliğe Özlem duymaktan geri duramıyor. Aslında Yeryüzünü selamete çıkarabilecek yegane uygarlığın (Ne Avrupa’nın ne de ABD nin ) da bu misyonu yüklenmediğini veya yapamadığını belirtmektedir. Ama kanımca Maalouf burada saf duygularla düşünmektedir. Asya da , Ortadoğu da, Amerika kıtasında 18,19. Yy.larda büyük bir sömürge imparatorluğu kurmuş ve her tarafı hallaç pamuğuna çevirmiş güçlerden böylesi safça bir insanlık beklemek ne kadar mantıklı olur? Dün olduğu gibi bugün de insanlığın değil kendi çıkarlarını önplanda tutmuyorlar mı? Dünyayı felah ve refaha kavuşturacak bir uygarlık beklemek safça bir hayal ve Özlem’den öte birşey değil. İmparatorlukların yıkılmasından sonra kendi yaşadığı coğrafyanın , doğu Akdeniz veya Ortadoğu’nun serüvenini yaşananları ,ümitlerini ,devrimleri , sosyal hareketliliği bilimsel gelişmeleri anlattığı ilk bölümlerde bir durulma beklerken 21.yy.da daha kötü bir durumun ortaya çıktığını saptıyor. Sadece siyasal olarak
1000Kitap
Uygarlıkların BatışıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20192,289 okunma
9/10
·1000 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2025 23:21
"İyiliğin bazen kötülük kadar tehlikeli olabileceğini sende öğreniyorum." (Ölmeye Yatmak/S. 373) "Bir insan narkoz almadan, kesilip biçilecek yerini uyuşturmadan kendini kendi eliyle ameliyat eder, bunu da ölmeden başarırsa, insanoğlu için yaşamın en güç yanını, adı yapayalnız olmak denen şeyi de başarır." (Bir Düğün Gecesi/S.476) "Bu ülke düşünce insanlarımızı yerden yere çaldı, onları vurdu, vuramadıklarını yaraladı, bilim yuvalarının dışına kovdu; yetmedi, vatan sınırlarının dışına kovdu ve eğer arada sırada da onlar için birazcık iyi bir şey yapmak zorunda kaldıysa, bunda da hep geç kaldı." (Hayır/ S.726) erna Moran'ın Türk Edebiyatına Eleştirel Bakış kitabından tutun da internette ulaşabildiğim kadar üzerine araştırma yapma gereği duyduğum bir seri okudum. Günün sonunda şu anlaşılıyor; Ağaoğlu çağının çok ötesinde, asla koyun gibi güdülemeyen, hemen her durumu bir isim. Bence yazdıklarının da ötesinde biri. Kitaba dair beni en çok şaşırtan şey şu oldu; Bir Düğün Gecesi'ni yazdıktan sonra kendi cenahından dahi eleştirel almış ve edebiyat camiasında pek üzerinde durulma gereği duyulmamışken Cemil Meriç'ten övgü dolu bir mektup almış ve kızı Ülkü'ye de kitabı okuttuğunu söylemiştir. Adalet Agaoğlu bu durumun yüzünü kızarttığını çünkü kendisinin hiç bir kitabını okumadığı, mesafeli durduğu bir isim kızına dahi kitabını okuttuğunu söylemiştir. Üzgünüm ama burada ben de şu eleştiriyi yapma ihtiyacı duyuyorum: bazı samimi muhafazakar kesim her türlü düşünce içerikli kitabı, yazıyı okumaya çok açık fakat bazı seküler kesim bu duruma karşı çok tutucu ve katı duruyor. Bir tarafta farklı tarz eserler okuyanları görmek mümkünken diğer taraf bunu en fazla Mevlana veya Kuran meali ile sınırlı tutuyor. Bazen kim daha tutucu diye düşünmeden edemiyorum. Seriye dönecek
Dar ZamanlarAdalet Ağaoğlu · Everest Yayınları · 2020241 okunma