9/10
·384 syf.·
2026 18. kitabı
Nazan Bekiroğlu, bildiğimiz Hz. Âdem ve Havva kıssasını alıp, onu adeta şiirsel bir ney sesi gibi, modern bir mesnevi üslubuyla ruhumuza üflüyor. Ama bunu yaparken sadece tarihsel ya da dini bir anlatı sunmuyor; insan olmanın o ezeli çelişkisini —bir yanımızın göklere ait kutsal bir ruh, diğer yanımızın ise toprağa ve çamura ait o ağır noksanlık olduğunu— fısıldıyor bize. Hikâye, henüz hiçbir kelimenin var olmadığı, mutlak bir sessizliğin hüküm sürdüğü o saf varoluşla başlıyor. Âdem yaratılıyor; meleklerden farklı olarak içine hem ışık hem gölge, hem iyilik hem de o insanı hırpalayan irade yerleştiriliyor. Derken o derin yalnızlığın içinden Havva doğuyor. Kitapta öyle zarif bir tasvir var ki: "Ne fazlaysa Âdem'de, Havva'da o eksikti. Ayrı ayrı da güzellerdi fakat bir araya gelince bir başka güzellerdi." İşte o an, kalbin tamamlandığı, o dingin huzurun zirve yaptığı andır. Fakat o bilinen yasak meyve ve ilk hata gerçekleştiğinde, dünya sürgünü başlıyor. İşte burası benim ruhumu en çok sarsan, o sakin ve kalabalık ruhlardan uzak durmak isteyen yanımı derinden yakalayan yer. Cennetten o sert, acı dünyaya düşerken yanlarına taşımak için sadece üç şey seçiyorlar: Kelimeler, Annelik Duygusu ve Aşk. Kelimeleri Âdem sırtlanıyor, anneliği Havva kalbinde taşıyor. Ama aşk o kadar ağır, o kadar muazzam bir yük ki, ne tek başına bir kadının ne de bir erkeğin zembili bunu kaldırmaya yetmiyor; yükü yarı yarıya bölüşüp öyle düşüyorlar bu fani dünyaya. Dünyaya adım attıklarında ise o saf sessizlik yerini hayatın karmaşasına, sınavlara ve ardından gelen Habil ile Kabil'in hikâyesine bırakıyor. Kabil’in içindeki o kıskançlık cehennemini, Habil’in duru masumiyetini ve bir babanın evlatları arasındaki o çaresiz çırpınışını okurken, bugünkü dünyanın acılarını, haksızlıklarını ve kaosunu
Lâ: Sonsuzluk HecesiNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202114,6bin okunma
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2026 21:02
Sinan Akyüz'ün okuduğum ilk romanıydı. Anlatımı beni çok tatmin etmedi fakat hikaye derindi. Ülkem,evim dediğiniz yerde, kapı komşunuz etnik kimliğinizden dolayı beslediği gizli düşmanlığını ortaya serse nasıl bir kabus yaşardınız hayal edin. Amir, kim olduğunun peşine düşerken aslında hayatına da tutunmuş oluyor. Bir insanın kendini bulma çabası ve farkında olmadığı yaşama umudu. Konu güzeldi. Belki siz yazarın anlatımını da seversiniz.
Edebiyat
Ben AmirSinan Akyüz · Alfa Yayıncılık · 20231,823 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·159 syf.··
2026 19. kitabı
Kitabın en çarpıcı yanı, insanın toplum karşısındaki mutlak yabancılaşmasını ve varoluşsal çaresizliğini yüzümüze vurmasıdır. Yozo’nun sırf hayatta kalabilmek ve ötekilerin dünyasına sızabilmek için büründüğü "soytarılık" rolü, aslında modern insanın her gün giydiği sosyal rollerin en radikal ve acımasız aynasıdır. Kitap bize aidiyet bağları kopmuş zihnin kendi hiçliğine çöküşünü, kendi otopsisini yaparmışçasına soğukkanlı bir şekilde ifade ediyor. Sırf "normal" kabul edilmek adına içimizdeki özden, sahici parçalarımızdan ne kadar vazgeçtiğimizi ve kimseye itiraf edilemeyen suskun yalnızlığın sınırlarını bize gösterir. Kitap, okura ucuz bir umut ya da çıkış yolu vaat etmiyor bilakis tekinsiz boşlukta rol kapmadan durabilmenin ve düşerken bile en yalın haliyle insan kalabilmenin sarsıcı bir suç ortaklığını sunuyor.
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · Tokyo Manga · 202360,4bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 45. kitabı
Amerika’nın Büyük Buhran dönemini, eğlence üzerinden para kazanmak için insanların nasıl sömürüldüğünü Robert ve Gloria karakterleri üzerinden okuyoruz. Robert, film sektöründe başarılı bir yapımcı olmayı hayal ederken, Gloria ise daha büyük rollerde yer almak istemektedir. Ancak yaşadıkları ekonomik sıkıntılar nedeniyle, para kazanabilmek için bir dans maratonuna katılırlar ve bu yarışta birinci olmaya çalışırlar. Fakat süreç oldukça yıpratıcıdır ve tüm bu zorlukların yanında Gloria’nın da olumsuz bakış açısı ve sivri dili Robert’ın yaşam enerjisini de giderek tüketir. Zaten dans maratonu ilerledikçe katılımcılar günlerce, hatta haftalarca durmadan dans etmekten yorgun düşerken süreç fiziksel bir yarış olmaktan çıkıp giderek psikolojik bir işkenceye dönüşür. Gloria'nın zaten bozuk olan sinirleri iyice çıkmaza girer. Son sahnede Gloria'nın zorlamasıyla bilinçsizce hatta bir anlık gafletle yaptığı hata yüzünden suçlanan Robert durumu çocukluğunda yaşadığı travmatik bir anıyla açıklar. Roman, akıcı dili sayesinde hızlı okunuyor ancak etkisi uzun süre hissedilen bir roman değil ben bu tarz romanlar çıtır çerez diyorum sabah başlayıp gece yarısı olmadan bitecek türden. #atlarıdavururlar #horacemccoy
Atları da VururlarHorace McCoy · Dedalus Kitap · 2026124 okunma
Kalabalıklar İçindeki Yalnızlık: İnsan, Deniz ve Sait Faik
7/10
·134 syf.··
2026 5. kitabı
Yazıma Kopuş filminden bir alıntıyla başlamak istiyorum: "Hepimiz aynıyız, hepimiz acı çekiyoruz ve hepimizin hayatında kaos var." Ancak biz bunu giderek unutmaya başladık. Her gün kaydırdığımız telefonlarımızda onlarca insanla karşılaşıyoruz; hepsini bir-iki saniyede yargılıyoruz, imreniyoruz veya idealize ediyoruz. Sistemin aynılaştırdığı insanlar artık bizim "normalimiz" haline geliyor. Onların —belki de hiçbir zaman sahip olamayacağımız— hayatlarının, evlerinin, arabalarının ve arkadaşlıklarının bizim içi de normal olmasınu arzuluyoruz. Normali ne kadar çok sevdiğimizi bilirsiniz: Normal bir ev, normal bir hayat, normal bir aile, normal ilişkiler... Nasıl olursa olsun, yeter ki "normal" olsun. Onlardan farklı olan bizler ise kendimizi yalnız, yetersiz ve dışlanmış hissediyoruz. Farklı olmak bizim için adeta bir suç haline geliyor; oysa herkesin de tıpkı bizim gibi kendine has bir farklılığı olduğunu unutuyoruz. Nurullah Ataç’ın da dediği gibi: "İnsanoğlu bencildir. Yalnız kendiyle ilgilenir, kendi kendiyle uğraşır. Başkalarının gerçeklerini kavrayamaz. Bildiğiniz bir kabuğun içine kapanır kalırız. Bu kabuğu dışarıya değmemizi, yani gerçekle temas etmemizi sağlayacak tek şey edebiyattır; gerçekçi edebiyattır." İşte tam burada, Türk edebiyatında normalin dışına çıkarak yazdığı hikâyeleriyle Sait Faik Abasıyanık karşımıza çıkıyor. O; bir elinde kalemi, bir elinde oltasıyla bizi bu "normallik" kıskacından kurtarmaya geliyor. Sait Faik, hiç kimsenin görmediği gizemli şeyleri yazmamıştır; o, herkesin gördüğü ama kimsenin üstüne düşünmediği sıradan şeyleri yazmıştır. Hayatlarımızın "küçük insanlarını" ve gözden kaçan ayrıntılarını gözler önüne sermiştir. Onun dünyasında büyük CEO'lar veya kusursuz influencer'lar yoktur; balıkçılar, işsizler, sokak satıcıları ve o meşhur
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,1bin okunma
Puan vermedi·
İçinizde tamamen yeni ve gayet önemli bir şey varsa, bu başkaları tarafından bilinmiyorsa, duyulmamışsa ve bunu ifade etme ihtiyacı sizi rahat bırakmıyorsa, işte o zaman yazabilirsiniz. Tolstoy 30 Haziran 1890
Sultan Hamid DüşerkenNahid Sırrı Örik · Everest Yayınları · 2026634 okunma