Puan vermedi·143 syf.··
2026 62. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 23:48
Selam. Bu ayın bir diğer okuduğum kitabı Wilhelm Genazino'dan “Elden Düşme Dünya” adlı kısa romanı oldu. İç monologların çokça yer aldığı, isimsiz kahramanımız, günlük hayattan ve çoğul ilişkilerinden beklentileri, kararsız davranışları yön vermeye acz edemeyen bir yaşantı onunkisi. Aşk ve yaşamda, çelişki dolu hayıflanmalarla geçen ömründe; elden düşme bir dünyanın içinde debelenir karakterimiz. #kitapalıntısı Uçabilen hayvanlar olsaydık arada bir kanat çırpabilirdik. Ama insandık ve bütün çıplaklığımıza rağmen alışkanlıklarımızla örtünüyorduk.
Edebiyat & Roman
Elden Düşme DünyaWilhelm Genazino · Jaguar Kitap · 2020799 okunma
Bir de Bayıl İstersen Victor
8/10
·251 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
·
102 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 14:20
Eveeeeet, sonunda o gün geldi, bitmesin diye çok çabaladım (yatarak) ama bitti... Kitapta size spoi vermek hiç istemiyorum, hepinizin okumasını çok istiyorum çünkü, o yüzden spoi vermeden (bu beni ağlatacak) yapmayı arzuladığımız (arzulamak mıı hayırdır ula) kitap vızırdamamıza geçiyoruz. Kitap, bilim kurgu kitabı, ilk baskı 1818 yılına ait (19.yy.da bilim kurgu yazmak nasıl aklına gelebilir kral ya), çevirmen sunuşu+yazar sunuşu+önsöz dahil toplam 251 sayfa (bu söylediklerimi de kesinlikle okumalısınız, ben spoi yememek ve daha iyi değerlendirmek için bunları mutlaka kitaba başlarken değil kitabı bitirince okurum). Bahsedeceğim çok fazla şey var ama nasıl toparlayacağım konusunda zorlanıyorum şu an (her duygunu yaz ama Elif tamam mı canımın içi), öncelikle 19.yy.da bir insanın gerçekten de oturup bilim-kurgu yazabilmesi bana inanılmaz geliyor şu anki yaşantılarımızda yok uzay, yok yapay zeka, yok robotlar derken bir sürü gelişmeye şahit olabilmişken bilim-kurgu yazabilmek bana olağan geliyor çünkü yaşadıklarımızın büyüklüğünden, yaşayacaklarımızın potansiyelini ufacık görmemizle bile bilim-kurguya ulaşabiliyoruz. Ama 1800'lerde böyle bir şeyin hayale gelmesi ve oturup buna bir tasvir biçilebilmesi, üzerine bir olay yazılabilmesi bana inanılmaz geliyor. Hele ki dönem şartlarında kadınların kitap yazma konusunda bırakın teşvik edilmeyi sosyal olarak engellenmiş olmasına rağmen bir kadının kalkıp da bu eseri yazabilmiş olması da bence çok büyük bir şey. Okuduğunuzda anlayacaksınız, o kadar kaliteli bir kitap ki benim aslında kitabı bu kadar geciktirme sebeplerimden biri de bu denli kaliteli olmasıydı, kitabın ilk 80 sayfasında gerçekten çok etkilendim, bu etkiyle hem kitabı çabucak okumak hem de bitirmemek istedim, çok sevdiğim şeylerin bitme ihtimali işin içine
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,8bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·232 syf.··
2026 45. kitabı
“Beni Unutma”, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın (1926-1984) en bilinen ve en duygusal şiir derlemelerinden biridir. Kitap, şairin erken dönem aşk, ayrılık ve özlem temalı lirik şiirlerini bir araya getirir. Başlık şiiri, Türk edebiyatında unutulma korkusu ve kalıcı bağ kurma arzusunun en ikonik ifadelerinden biri haline gelmiştir. Yapısal ve Biçimsel Özellikler (Başlık Şiiri Üzerinden) Şiir serbest nazım biçimindedir, 6 bentten oluşur ve serbest ölçü kullanır. Her bentte “Beni unutma” redifiyle güçlü bir tekrar (anafor) vardır. Bu tekrar, yalvarış ve ısrarı vurgular, okuyucuda ritmik bir ezberlenebilirlik yaratır. Kafiye ve Ahenk: Tam kafiye, yarım kafiye, tunç kafiye ve zengin kafiyeler (örneğin: bile-sesiyle, gülüşün-gün, asa-rastlasa) ile akıcı bir müzikalite sağlar. Redifler (“de”, “üm”, “sen”, “tuğum gün”) duygusal yoğunluğu pekiştirir. Ses Olayları: Ünsüz yumuşaması, ulama, ünlü düşmesi gibi doğal Türkçenin akışını destekleyen unsurlar bolca kullanılır. Dil sade, anlaşılır ve konuşma diline yakındır. Söz Sanatları: Teşhis (kişileştirme): “Saat on ikiyi vurduğu zaman” (saate yorgun ses verme), “çılgın rüzgâr” (rüzgara deli esme). Mübalağa: “Senelerce sonra sana dönüşüm / Bir mahşer gününe de rastlasa”. İmge ve Semboller: Yeşil elbise (anıların somutlaşması), pembe karanfilde çiğ (hassasiyet ve tazelik), yorgun kuş (hüzün), mahşer günü (ölüm ve ahiret). Temalar ve İçerik Analizi Şiirin merkezinde unutulma korkusu yatar. Şair, insanın en sevdiği hatıraları bile zamanla unuttuğunu kabul eder ama sevgiliden bunu yapmamasını ister. Bu, klasik aşk şiirlerindeki “kalıcılık” arzusunun modern bir yansımasıdır. Zaman ve Hatıra: Saat 12 vurgusu, gece yarısı özlemin zirveye çıktığı anı simgeler. Şair her gece sevgiliyi “yaşar ve düşünür”, sevgiliden de aynı karşılıklılığı
Beni UnutmaÜmit Yaşar Oğuzcan · Ümit Yaşar Yayını · 1968147 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:00
​Geçmişte büyük fırtınalar yaşamamış, hayatın durgunluğuna alışmış otuz yaşlarında bir kadın ve ona hayran yirmi yaşında genç bir delikanlı… Roman, bu iki karakterin etrafında o kadar dolu dolu ve yoğun bir psikolojik dille ilerliyor ki, sayfalar anında akıp gidiyor. ​Her şey, otuz yaşındaki bu kadına, kendisinden yaşça küçük olan delikanlının aşık olmasıyla başlıyor. Kadın ilk andan itibaren sürekli devasa ikilemler arasında sıkışıp kalıyor: Toplum ne der? Ya gören, duyan olursa? Bu aşk mantıklı mı? Ancak tüm bu rasyonel korkulara ve toplumsal baskılara rağmen kalbi, onu adeta bir girdap gibi genç aşığına doğru sürüklüyor. En sonunda mantığının sesini susturuyor, ikilemlerine teslim oluyor ve o da gönlünü bu tehlikeli aşka kaptırıyor. ​Fakat asıl hikaye ve psikolojik yıkım, bu ikilemlerin ve korkuların çığrından çıkmasıyla başlıyor. Aşkın getirdiği o ilk mutluluk, yerini kısa sürede yakıcı bir güvensizliğe bırakıyor. Kadının zihni, "Ya günün birinde beni kendi yaşlarında genç bir kadınla aldatırsa? Aslında bu onun en doğal hakkı, ne diyebilirim ki?" düşünceleriyle kemirilmeye başlıyor. Bu noktadan sonra kadının gözleri adeta tamamen kör oluyor; aşkı, delice ve hastalıklı bir kıskançlığa dönüşüyor. ​Cemil Süleyman, bu aşamadan sonra okuyucuya bir aşk hikayesi değil, kıskançlığın ve yaşlanma korkusunun insan psikolojisini nasıl parça parça ettiğini sunuyor. Kadının iç dünyasındaki bu amansız savaş, onu hem sevgilisine karşı bir canavara dönüştürüyor hem de kendi sonunu hazırlayan bir melankoliye sürüklüyor. "Siyah Gözler", insanın en karanlık dürtülerinden biri olan kıskançlığı ve zamana yenik düşme korkusunu muazzam bir tahlille anlatan, bitirdiğinizde bile sızısı devam eden bir Servet-i Fünun klasiği.
Siyah GözlerCemil Süleyman · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20264,059 okunma
Puan vermedi
Dünyayı nasıl deneyimlediğimize dair güçlü kaynaklar olan duygular iç dünyamıza ve uzaklara ayna tutuyor. Kitapta hayatınızda ilk defa duyacağınız ya da sıklıkla deneyimlediğiniz toplam 154 duygu yer alıyor . Bu duyguların çoğu farklı coğrafya veya kültürlere özgü, hiç düşünmediğimiz ama "evet evet böyle de bir duygu olabilirmiş" dediğimiz duygular. Örneğin ; Lappel de vide ( boşluğun düşme değil atlama çağrısı) , awumbuk( misafir gidince içini kaplayan hüzün ) .. Akıcı bir şekilde okunacak bir kitap değil bana göre , molalı bir şekilde okunmalı, ek araştırmalar yapılmalı . Günün sonunda diyoruz ki ; "bütün duyguları anlatacak kadar kelime yok, zaten anlatmaya gerek de yok" . Hissedelim..
Duygular SözlüğüTiffany Watt Smith · Kolektif Kitap · 2020499 okunma
9/10
·352 syf.··
2026 79. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 11:14
İnsanın donması için illa karın altında kalması gerekmiyor, bazen hatıralar da insanı yavaş yavaş donduruyor. Soğuk sadece mekânın soğuğu değil burada; insanın içine, geçmişine, vicdanına, hatta aklına kadar işleyen bir şey. Kitabı okurken sürekli o ayazı hissettim. Sanki her cümlede biraz daha nefes buğulanıyor, insan biraz daha kendi içine kapanıyor. Romanın merkezinde doğuda askerlik yapan Asil var. Nöbetler, kar, disiplin, yalnızlık, ölüm fikri ve insanın kendi zihninin içinde dönüp duran o karanlık sesler… Ama Ziyan sadece askerlik anlatısı gibi kalmıyor. Bir noktadan sonra geçmiş bugünün içine hayalet gibi sızıyor. Ziya Hurşit’le kurulan o yarı gerçek yarı sanrılı alan kitabı bambaşka bir yere taşıyor. Tarih dediğimiz şey de bazen böyle değil mi zaten? Bitmiş gibi duruyor ama bir yerden çıkıp insanın boğazına yapışıyor. Bir de Asil’in bizi ister istemez Azil'e doğru yönlendiren tarafı var. Bunu sadece iki roman arasında bağlantı kurulmuş diye okumamak lazım. Günday’da bazı karakterler kendi romanlarında kapanıp kalmıyor; başka bir kitabın kapısını da aralıyorlar. Asil’in içindeki soğuk, yabancılaşma ve kendine bile uzak düşme hâli *Ziyan*da başka bir renge bürünüyor. Sanki Azil de başlayan karanlık, burada askerî bir ayazın içinde tekrar nefes alıyor. Bu bağlantıyı fark etmek, kitabı benim gözümde daha da ilginç yaptı. Hakan Günday’ın dilini seven biri olarak burada yine o sert, karanlık, bazen insanın yüzüne tokat gibi çarpan cümleleri buldum. Adam bazı şeyleri süslemiyor; acıyı da, çürümeyi de, insanın içindeki karanlığı da doğrudan koyuyor önümüze. Ama dürüst olayım, bazı yerlerde o keskin tespitler hikâyenin önüne geçiyor gibi geldi bana. Günday okurken bunu bazen yaşıyorum: Cümle çok güçlü, fikir çok sert, ama bir noktadan sonra metin “bak şimdi sana ne
ZiyanHakan Günday · Doğan Kitap · 20196,3bin okunma