"Upuzun bir yolmuş" demişti Kader. "Yürü yürü bitmez.Yerde yürüyormuşsun ama gökte gibiymişsin. Düşünsene, yıldızların izinden yürüyorsun, yıldızların yerdeki yansıması sensin.
Sayfa 198·Kitabı okuyor
1000Kitap
"Bilinçaltımız, fotoğrafa bakıp duygusal boşliklara göre o fotoğrafa anlam veriyor veya bir şeyi her gün düzenli yapınca o artık felsefeye dönüşüyor. Saç taramak, diş fırçalamak bile buna dahil. Kişisel gelişim kitaplarında deneyimlerini yazan insanlar aslında rutin şeylerle o kadar bütünleşiyor ki, yaptıkları rutin üzerinden bir düşünme metodu gerçekleştiriyorlar. Düşünsene hep yenilen biri 'Kendine daha iyi yenil.' diyor bir de yetmiyor 'En güzel sen yenil." diyor ve buna o kadar inanıyor ki, artık yenilgiyi umursamaz olunca başarıyı yakalıyor."
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Ne var ki siz hepiniz kalpsizsiniz. Sanki Prens'le Prenses az önce evlenmemişler gibi gülüp eğleniyorsunuz." "Niye gülüp eğlenmeyecekmişiz canım?" diye haykırdı küçük bir Kestanefişeği. "Gayet mutlu bir olay, ben havaya yükseldiğimde yıldızlara da anlatmaya niyetliyim. Onlara güzel gelini anlatınca nasıl pır pır edecekler, görürsün." "Ah! Ne kadar yüzeysel bir hayat görüşü!" dedi Fişek. "Zaten ben de bunu beklerdim. Senin içinde bir şey yok; kofsun, boşsun. Düşünsene, ya Prens'le Prenses, içinden derin bir nehir geçen bir diyara yerleşirlerse; orada tek bir evlatları, tıpkı Prens gibi gözleri menekşe mavisi, sarışın bir oğulları olursa; çocuk bir gün dadısıyla gezmeye giderse; dadısı ulu bir mürver ağacının altında uyuyakalırsa; oğlan da o derin nehre düşüp boğulursa? Ne büyük felaket! Zavallıcıklar, tek evladını kaybetmek ne demek! Gerçekten korkunç bir şey! Bir türlü inanamıyorum." "Ama tek evlatlarını kaybetmediler ki," dedi Roma Kandili, "başlarına hiçbir felaket gelmedi." "Ben kaybettiler demedim," diye cevap verdi Fişek, "ya kaybetseler dedim."
Sayfa 16·Kitabı okudu
Alıntı
Onlara insan eli değmiş bir zamanlar. Yaşamışlar, sevmişler ve sonra ölmüşler. Dokunmuşlar bütün o taşlara, o evlere. Onların eli değmiş. Sonra zamanın eli. Düşünsene ne kadar büyüleyici bir şey bu.
Her şeyi anlayarak mı yaşı­yoruz sanki? Bilerek mi? Yaşadıklarımızda bilinç payının ne ka­dar olduğunu hiç düşündün mü? Anlamadan, düpedüz yaşadığı­mız ne çok şey var gündelik yaşantımızda bir düşünsene. Sevi­yorum tarihi, bu bana yetiyor. Bir şeyi sevmek, ama gerçekten sevmek o kadar önemli ki ...
Düşünsene; herkes sevimli, saygılı, herkes iyi yürekli olmuş.