"Bilinçaltımız, fotoğrafa bakıp duygusal boşliklara göre o fotoğrafa anlam veriyor veya bir şeyi her gün düzenli yapınca o artık felsefeye dönüşüyor. Saç taramak, diş fırçalamak bile buna dahil. Kişisel gelişim kitaplarında deneyimlerini yazan insanlar aslında rutin şeylerle o kadar bütünleşiyor ki, yaptıkları rutin üzerinden bir düşünme metodu gerçekleştiriyorlar. Düşünsene hep yenilen biri 'Kendine daha iyi yenil.' diyor bir de yetmiyor 'En güzel sen yenil." diyor ve buna o kadar inanıyor ki, artık yenilgiyi umursamaz olunca başarıyı yakalıyor."
"Ne var ki siz hepiniz kalpsizsiniz. Sanki Prens'le Prenses az önce evlenmemişler gibi gülüp eğleniyorsunuz."
"Niye gülüp eğlenmeyecekmişiz canım?" diye haykırdı küçük bir Kestanefişeği. "Gayet mutlu bir olay, ben havaya yükseldiğimde yıldızlara da anlatmaya niyetliyim. Onlara güzel gelini anlatınca nasıl pır pır edecekler, görürsün."
"Ah! Ne kadar yüzeysel bir hayat görüşü!" dedi Fişek. "Zaten ben de bunu beklerdim. Senin içinde bir şey yok; kofsun, boşsun. Düşünsene, ya Prens'le Prenses, içinden derin bir nehir geçen bir diyara yerleşirlerse; orada tek bir evlatları, tıpkı Prens gibi gözleri menekşe mavisi, sarışın bir oğulları olursa; çocuk bir gün dadısıyla gezmeye giderse; dadısı ulu bir mürver ağacının altında uyuyakalırsa; oğlan da o derin nehre düşüp boğulursa? Ne büyük felaket! Zavallıcıklar, tek evladını kaybetmek ne demek! Gerçekten korkunç bir şey! Bir türlü inanamıyorum."
"Ama tek evlatlarını kaybetmediler ki," dedi Roma Kandili, "başlarına hiçbir felaket gelmedi."
"Ben kaybettiler demedim," diye cevap verdi Fişek, "ya kaybetseler dedim."
Onlara insan eli değmiş bir zamanlar. Yaşamışlar, sevmişler ve sonra ölmüşler. Dokunmuşlar bütün o taşlara, o evlere. Onların eli değmiş. Sonra zamanın eli. Düşünsene ne kadar büyüleyici bir şey bu.
Her şeyi anlayarak mı yaşıyoruz sanki? Bilerek mi? Yaşadıklarımızda bilinç payının ne kadar olduğunu hiç düşündün mü? Anlamadan, düpedüz yaşadığımız ne çok şey var gündelik yaşantımızda bir düşünsene. Seviyorum tarihi, bu bana yetiyor. Bir şeyi sevmek, ama gerçekten sevmek o kadar önemli ki ...