SARI YÜZ
6/10
·303 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Hırsın kıskançlığın insanı nerelere sürükleyebileceğini anlıyoruz… alıntı belki de çalıntı satırlar, duygular sonra bunları kendi bakış açısı içerisinde, sözde değiştirmek, düzenlemek, zamanın ve ânın akışında kendince yenilemek…bunlar da bahaneler. Kendinizi yazılmış o taslakların sahibi yerine koyun, size ait olan satırlar duygular… sizden sonra geride bıraktınız bu taslakların öyle birinin eline geçmesi ki, bunları almayı değiştirmeyi kendi imzasını atmayı ,bu taslaklara sanki kendisininmiş gibi sahiplenen biri. Bunu düşünmek dahi istemiyorum kendi adıma. Umulmadık bir anda beklenmedik bir yükseliş ve yine bir anda çok daha derinlere düşüş.. Yazarın okuduğun tek kitabı. okunmalılar arasında diyorum…
İnsan ve Hayat
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,5bin okunma
Kai demek istiyorum sadece
10/10
·600 syf.··
2026 215. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 12:03
Benim çok severek okuduğum serinin üçüncü kitabı Kalbe Düşüş kitabını okuyana kadar favorim Doğru Hamleydi artık net olarak Kalbe Düşüş.Büyük konuşmak istemiyorum de 2026 en sevdiğim romantik kitaplardan net ilk üçte belkide birinci sırada olacak. Kai benim bugüne kadar okuduğum en güzel bekar baba oğlu için mesleğinden dahi vazgeçmeyi düşünüyor. Çünkü ona yetemediğini düşünüyor. Hayatını sadece oğluna göre yaşan bir adam Kai. Max o kadar güzel seviyor ki. Miller de , babasına layık olmaya çalışıyor. Hayatı boyunca en iyi ben olmalıyım diye düşünüyor bunun da bir nedeni var tabi. Babası onun için kariyerinden vazgeçtiği için kendisinin ona layık olması gerektiğini düşünüyor. Ama Monty ne ondan bunu bekliyor ne de istiyor. Kai benim okuduğum en iyi bekar baba. Üstüne çıkan biri olacağını da sanmıyorum. Max’e bayıldım. Ama ona birkaç yer de üzülsem de onu o kadar güzel seven bir babası, amcası ve Milleri var. (Babasının arkadaşları da ona bayılıyor.)Kai, Miller’i o kadar güzel seviyor ki. Miller için mutfak eşyaları alıyor ( ben o sahneler de kalbimi bıraktım.) Miller’i aşık olduğunu anlasa bile yanında kalması için kal diyemiyor. Çünkü Miller’in hayallerin önüne geçmek istemiyor. Ama Miller eğer dönersen seni ben her şekilde beklerim diyor. Hatta benim kitapta en sevdiğim alıntı “Miller. Eğer bir gün kaçmaktan vazgeçip bir yuva kurmaya karar verirsen lütfen benimle kur.” diyor. Spor romantizmi, bekar baba, bakıcı troplarını seviyorsanız net öneririm. Ki ben seriyi komple okumanızı öneririm
1000Kitap
Kalbe DüşüşLiz Tomforde · Ren Kitap · 202685 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Küçük Emrah Modunda
Puan vermedi·210 syf.··
2024 10. kitabı
Bugün Yaşamak bitti. Başta basit bir köy hikâyesi sandım. Kumar, düşüş falan… tamam dedim sebep belli. Ama sonra öyle kalmadı. Her şey bir şeyden oluyor gibi ama aslında her şey birbirine eklenerek büyüyor sanki. Tek bir sebep yokmuş gibi. Fu Gui’yi başta yargıladım. “Bunu da yapmasaydı” dedim. Ama sonra o düşünce biraz dağıldı. Çünkü kitap ilerledikçe mesele o kumar olmaktan çıktı. Youqing’in ölümü falan… orası zaten ayrı bir yer. Bağıran bir sahne değil ama en çok orası oturdu içe. En garibi şu: İnsan bazı zamanlar mutlu olduğu için değil, mecbur olduğu için devam ediyor. Kitap bitince büyük bir şey anlatmıyor aslında. Ama içimde kalan şey şu oldu: Hayat dediğin şey büyük bir hikâye değil, arada yaşanan küçük dayanma halleri. Fu Gui’yi artık iyi ya da kötü diye ayıramıyorum. Sadece yaşamış biri gibi duruyor.
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,8bin okunma
3/10
·280 syf.··
2026 19. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:00
Kusursuzca Kusurlu serisinin 4. kitabı Harabe Sırlar’ı da bitirdim ama açıkçası bu sefer biraz zorlandım. İlk üç kitapta seriye alışmıştım. Bu tür normalde çok okuduğum bir tür olmasa da kitapların hızlı akmasını, kısa sürede bitmesini ve kendini okutmasını sevmiştim. Hatta bazı eksiklerine rağmen seriye devam etme isteğim vardı. Ama Harabe Sırlar’da o akıcılık bile beni tam anlamıyla kurtaramadı. Bir ara kitabı yarıda bırakmayı gerçekten düşündüm. Sonra “madem seriye başladım, bari bitireyim” diyerek devam ettim. Yani bu kitap benim için keyifle akan bir okuma değil, daha çok kendimi zorlayarak tamamladığım bir kitap oldu. Kitap Isabella ve Luca’nın hikayesi üzerine kurulu. Yine mafyatik romantik drama türündeyiz. Anlaşmalı evlilik, yaş farkı, sahiplenici erkek karakter ve hafıza kaybı gibi türün belirgin dinamikleri var. Fakat bu sefer bu dinamiklerin işlenişi bana çok ikna edici gelmedi. En başta yaş farkı beni rahatsız etti. Yaş farkı teması tek başına benim için her zaman sorun değil; doğru işlendiğinde okuyabilirim. Ama burada Isabella’nın çok genç oluşunun sürekli hissettirilmesi ve Luca’nın da bunun farkında olup yine de kendi içinde gelgitler yaşaması beni hikayeden kopardı. Bir noktadan sonra romantik gerilimden çok rahatsız edici bir dengesizlik okuyormuşum gibi hissettim. Isabella’ya da tam bağlanamadım. Daha güçlü, daha akılda kalıcı yazılabilecek bir karakterken bence çoğu yerde fazla tek yönlü kaldı. Luca’ya karşı tavrı, kendini kanıtlama çabası ve ilişkinin ilerleyişi bana yer yer çok acele ve zorlama geldi. Luca tarafında da aynı sorun vardı. Bir yandan mesafe koymaya çalışan, bir yandan da çok hızlı şekilde başka bir noktaya savrulan bir karakter okumak beni ikna etmedi. Serinin kitapları zaten hızlı ilerliyor ama bu kitapta bu hız bana avantaj
Harabe SırlarNeva Altaj · Artemis Yayınları · 20241,527 okunma
Puan vermedi·186 syf.··
2026 123. kitabı
Bugün sizlere özel bir kitapla geldim. Bazen bir kitap, daha ilk sayfalarından itibaren bildiğiniz tüm kalıpları yıkacağını fısıldar. Ömer Faruk UZUNYOL ’un kaleme aldığı “Statik Algılar Dinamik Hayatlar”, tam olarak böyle bir zihinsel dönüşümle başlıyor. Yazar, Cerebral Palsy ile olan yaşam yolculuğunu bir eksiklik ya da “arıza” olarak değil; beyindeki işlemcinin mekanik uzuvlara komut iletirken yaşadığı bir frekans karışıklığı, yani sisteme ait özgün bir tasarım olarak tanımlıyor. Kendi yaşam mücadelesini ve Makine Yüksek Mühendisi olma yolunu anlatırken bilişim, yazılım ve mühendislik terminolojisini öyle derin edebi metaforlara dönüştürüyor ki, ortaya tamamen kendine has, büyüleyici bir dil çıkıyor. Kitabın en etkileyici yanlarından biri de her bölümün başında yer alan, adeta birer modern yaşam manifestosu niteliğindeki derin sözler. “Her düşüş, bir arıza değil, sistemin kendini yeniden kalibre etmesiydi” cümlesiyle başlayan yolculuk, hayattaki sarsıntıların bizi yok etmek için değil, ayarlarımızı yenilemek için var olduğunu hatırlatıyor. Gri koridorların arasında kaybolurken karşımıza çıkan “Uyum, başkalarına benzemek değil, kendin olarak kalabilmektir” felsefesi bireyin özgünlüğüne saygı duruşunda bulunurken; küresel krizlerin gölgesindeki “Fiziksel alan daraldıkça, düşünce alanı genişler” mottosu zihnin sınır tanımazlığını gözler önüne seriyor. Emekle, sabırla ve disiplinle inşa edilen bu yolculuğun finali ise hepimiz için sarsıcı bir yüzleşmeyle bitiyor: “Hata vermeyen sistem yoktur; çökmeyen sistem vardır.” Hayatın sürekli yeni değişkenler üreten dinamik bir yapı olduğunu ve önemli olanın hiç düşmemek değil, her sarsıntıdan sonra sistemi yeniden ayağa kaldıracak iradeyi koruyabilmek olduğunu anlıyoruz. Son sayfada da vurgulandığı gibi, şartlar değiştiğinde
Statik Algılar Dinamik HayatlarÖmer Faruk Uzunyol · İkinci Adam Yayınları · 20261 okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 398. kitabı
Aziz Bey Hadisesi, Ayfer Tunç’un Türk edebiyatında derin bir iz bırakan, melodramatik ama bir o kadar da sahici ve sarsıcı uzun öyküsüdür. Bir insanın tek bir tutku, yanlış bir aşk ve gurur yüzünden hayatını nasıl adım adım mahvedebileceğinin hüzünlü bir haritasını çıkarır. Hikayenin merkezinde, Tamburi Aziz Bey yer alır. Gençliğinde sesinin güzelliği, müziğe olan yeteneği ve yakışıklılığıyla dikkat çeken, istikbali parlak bir musikişinas olan Aziz Bey, Beyrutlu bir kadına delicesine aşık olur. Bu aşk ve arkasından gelen büyük bir gurur kırıklığı, onun hayatının kırılma noktası haline gelir. Bu hadiseden sonra Aziz Bey için geriye dönüşü olmayan, taşradan pavyon köşelerine, yalnızlıktan terk edilmişliğe uzanan trajik bir düşüş dönemi başlar. Ayfer Tunç, eserde sadece Aziz Bey’in kişisel çöküşünü anlatmaz; aynı zamanda Türkiye’nin bir dönemindeki eğlence kültürünü, değişen şehir hayatını, musikinin yerini ve taşranın o boğucu atmosferini de arka plana muazzam bir şekilde yerleştirir. Yazarın ironiyle hüznü harmanlayan, insanın içine işleyen ve adeta bir tambur taksimi gibi akan dili, okuyucuyu derin bir melankoliyle baş başa bırakır. Kendi trajedisinin mimarı olan bir adamın hikayesini anlatan bu eser, Türk öykücülüğünün en olgun ve unutulmaz örneklerinden biridir.
Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202416,7bin okunma